Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

ANTİK YUNAN’DAN MEYDAN NÖBETLERİNE: DEMOKRASİ TARİHİ

15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminden sonra “Milli İrade” ve “Demokrasi” kavramları üzerinden yürütülen ve her ilde düzenlenen Demokrasi Nöbeti ülke gündeminin ilk sırasına yerleşti.

Toplumun her kesiminin yoğun katılım gösterdiği bu Demokrasi Nöbetleri’nde en ilgi çekici nokta daha önce demokrasiyi “Batı icadı” gören bazı kesimlerin “Hâkimiyet Allah’ındır” söyleminden “Hâkimiyet Milletindir” söylemine gelmiş olmasıdır.

Meydanlarda demokrasi kavramına yüklenen kutsiyet, demokrasiyi gerçek anlamıyla kavramanın ve gerekliliğine mutlak anlamda inanmanın çok üzerinde gözüküyor.

Demokrasiye gerçekten inanmış bir kişinin, bir cemaat şeyhinin söylediklerine sorgusuz biat etmesi, özgür aklını, Allah’ın emirlerini yorumlama ve anlama yetkisini cemaat liderine teslim etmesi büyük bir çelişki olarak duruyor. Aslında bu durum demokratik sistemin toplumda gerçek anlamda kökleşmesinin önündeki önemli engellerden biridir.

Demokrasi kavramı nedir? Milli irade nasıl tecelli eder? Hâkimiyet kayıtsız şartsız neden milletin olmalıdır?

Ülkemizde demokratikleşme çabaları 1876 ilk anayasa çalışmalarıyla başlıyor diyebiliriz. Dünya tarihine bakıldığında ise demokrasi kavramı ve demokratik yönetimin Antik Yunan uygarlığının insanlığa bir mirası olduğunu biliyoruz.

Türkiye demokrasi tarihine girmeden önce Antik Yunan uygarlığının ortaya koyduğu demokrasi kavramına ve demokrasinin uygulanma biçimine bir bakalım. 

1.BÖLÜM: ANTİK YUNAN UYGARLIĞINDA DEMOKRASİ

Demokrasi kelimesi Milattan önce 5.yüzyılda Yunan dilinde özel bir site (şehir devleti) örgütlenmesini belirtmek amacıyla kullanılmıştır. Halk iktidarını anlatmak için kullanılan Demokrasi, MÖ beşinci yüzyılda Yunan siyaset düşüncesinin temelini oluşturmuştur. Ancak modern düşüncede 18. Yüzyılın sonuna kadar pek önemli gözükmemiştir.[1]

Eski Yunan’da demokratik yönetim özellikle tek kişinin egemenliği olan krallığı reddeden Atina sitesinde uygulanmıştır. Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce demokratik yönetimin geçerli olduğu Yunan sitelerinin en önemli özelliklerinden biri, kendisini Tanrıların elçisi sayan bir kralın baskısı altına girilmek istenmeyişidir.

Her site devletinde yurttaşların bir bölümü devlet yönetimine doğrudan katılıyordu. Atina demokrasisi bugünkü demokratik uygulamalarda gözüken “temsili demokrasi” modeli değil bir “doğrudan demokrasi” yöntemi idi. Ancak doğrudan demokrasi uygulamasına köleler, yabancılar ve kadınlar katılamıyordu. Demokrasi vatandaşların hakkıydı. Vatandaş ise seçimlere katılan, meclis üyeliğine adaylığını koyabilen, kamu yönetiminde payı olan kişi demekti.[2]

Yunan sitelerinde yaşayan vatandaşların en çok değer verdiği şey özgürlükleriydi. Bu özgürlük ise halkın kendi kendisini yönetmesi olarak tanımlanırdı.

İdeal Devlet Yönetimi Nasıl Olmalıdır?

Milattan Önce 384-322 yılları arasında yaşayan ve en önemli Yunan filozofu olarak kabul edilen Aristoteles,  Politika adlı eserinde ideal devlet yönetiminin nasıl olması gerektiği üzerinde kafa yormuş ve en iyi sistemin cumhuriyet olduğuna karar vermiştir.

Aristoteles’e göre her ülkede üç sınıf insan yaşamaktadır: çok zenginler, aşırı yoksullar ve orta sınıf. Toplumun iyi yönetilmesi orta sınıfın varlığına bağlıdır. Çünkü orta sınıftan bir kişi ne zinginler gibi yalnız kendi çıkarını düşünür ne de yoksullar gibi başkasının hesabına çalışır. Orta sınıfın özelliği devlet yararına çalışmaktır. Aşırı zenginler bir meslek edinmeye özenmez, yararlı olmaya çalışmaz, vatana faydası dokunmaz. Zenginliği sayesinde etrafına bir sürü aylak toplar. Devlet otoritesine karşı çıkar, hiçbir yasaya boyun eğmek istemez. Aşırı yoksul ise öyle alıştığı için ancak söz dinler, buyruk bekler. Hep başkasının hesabına çalışmayı alışkanlık haline getirmiştir. Ama orta sınıf güçlü kaldıkça demokrasi yaşar.

Aristoteles Hakkında

 

hikmet pala

Aristoteles ya da kısaca Aristo MÖ 384 yılında doğmuştur. Platon yani Eflatun ile birlikte Batı düşüncesinin en önemli filozoflarındandır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser veren Aristoteles, MÖ 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesinden sonra Makedonculuk karşıtlarının hedefine dönüşür. Hakkında dine saygısızlık davası açılarak, Hermias adlı bir ölümlü anısına ilâhi yazarak onu ölümsüzleştirmekle suçlanır. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer. Kendi deyişiyle, Atinalılara "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Bilindiği üzere Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak, onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanarak ölüme mahkûm edilmişti. Annesinin memleketi olan Eğriboz adasına giden Aristo, ertesi yıl MÖ 322'de, altmış üç yaşında ölmüştür.

 

Aristoteles’e göre en iyi yönetim biçimi olan cumhuriyet düzeninde vatandaşlar arasında herhangi bir ayrım gözetilmez. Vatandaşların hepsine eşit haklar tanındığı için siyasal iktidar doğrudan doğruya halktadır.

Aristoteles, cumhuriyetin en iyi yönetim biçimi olmasını sağlayan özelliklerinden birisinin, ülkede genel yasaların bulunmasını ve günlük buyrukların bu genel yasaların ışığında verilmesi olduğunu söyler. Bu haliyle anayasal bir düzenden bahsetmektedir. Cumhuriyet düzenini, gündelik kararların bağlı olduğu genel yasaların varlığı yani anayasa sağlamaktadır.

Aristoteles ideal bir devlette yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrı olması gerektiğini vurgular.

Aristoteles’e göre aslında monarşi, aristokrasi ve cumhuriyet genel olarak olumlu yönetim biçimleridir. Üçü de yasalara dayanır. Bu yönetimler günün birinde toplumun yararını düşünmez olursa soysuzlaşırlar.

Monarşi yerini Tiranlığa, Aristokrasi Oligarşiye, Cumhuriyet de demokrasiye dönüşür. Tiranda sorumluluk duygusu yoktur. Emir verirken yalnız kendi çıkarını düşünür.

Oligarşide yönetici zenginler, çoğunluğu değil kendi çıkarlarını gözetir. Kendilerini yasaların üzerinde tutarlar. Zenginler, servetlerine dayanarak baskılarını daha da artırır. İktidarı kendi aralarında bölüşürler ve kaybetmemek için her yola başvururlar. Yasasız bir yönetim kurmak isterler. Eğer buna gücü yetmezse yasaları kendi çıkarlarına göre yorumlarlar. İyice palazlandılar mı artık yasa kavramını ortadan kaldırarak ağızlarından çıkan her sözü bir yasa saymaya başlarlar.[3]

Demokraside ise önce halkın bir kısmı sonra da bütün toplum yönetime katılır. Bunun pek çok sakıncası vardır. Herkes yönetime katıldığında işçiler işlerini güçlerini bırakır, bilmedikleri bir alanda at koşturmaya kalkışır. Devlet çoğunluğun eline, çoğunluk da çığırtkanların eline düşer. Bu kez tiranlık halka geçmiştir. Böyle bir yönetim artık cumhuriyet değildir. Yasalar güçsüz kalmış, günlük kararlar yasaların önüne geçmiştir.

 

hikmet pala2İstanbul Fatih’te çekilen bu fotoğraf özellikle Demokrasi Nöbetleri sırasında çok ilgi görmüş, Reuters gibi önemli yabancı haber ajanslarında dahi konu edilmiştir.

"Hacının aklı epey karışmış" biçiminde sosyal medyada paylaşılan bu fotoğraf üzerinden Modernizm ile İslamiyet’in buluşması yorumları yapıldı.

Ancak fotoğrafın gerçek hikâyesi bambaşka çıktı. Dosdoğruhaber'in editörlerinden Samet Kahraman fotoğrafın gerçek hikâyesini yazdı:

"Fatih sakinleri tarafından çok iyi tanınan, Fatih Camii avlusunda, Malta çarşısında hemen her gün görebileceğiniz ‘mahallemizin delisi’ de Reuters’ın kadrajına girdi. Fatih esnafının çok aşina olduğu, akli dengesi yerinde olmayan ve her daim yeşil bir İslam sancağı ve kalpaklı Atatürk flamasıyla dolaşan meczubumuz, Reuteurs editörlerinin ‘oryantalist’ yorumlarına hedef olmaktan kurtulamadı.”

 

 

İslamcı kesimin uzun soluklu dergilerinden olan İktibas’ta, Harun Görmüş imzasıyla yayınlanan makalede İslam’da demokrasi olmadığı, ama 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında sanki İslam’ın beş şartına altıncı bir ekleme yapılarak “Demokrasi nöbeti tutmak” eklendiği eleştirisinde bulunulmaktadır:

 “Demokrasi bir “çoğunluk yönetimidir. 100 kişilik bir ortamda 49 kişi istemese bile 51 kişinin istemesi o şeyin kabul edilmesine yol açar. Çoğunluk ne derse o olur demokrasilerde. İsterse o şey yanlış/çirkin/ayıp/günah ve hatta şerefsizce olsun. Artık bir-fazla çoğunluğu yakalamış olanlar, insanların kaderlerini belirlemeye kalkarak hâşâ ilahlaşırlar.

Demokrasi % 49’a karşı % 51 olarak bölücüdür ve daha başta tevhide aykırıdır. Tevhide aykırı olduğu için İslâm’a aykırıdır, İslâm’ın özüne aykırıdır.

Bir şey %99 hak, %1 şirk olsa, o şey yine şirk olur.”

http://www.iktibasdergisi.com/islamin-altinci-sarti-demokrasi-nobeti-tutmak/

[1] Siyaset Felsefesi Sözlüğü, s.190

[2] İlhan Akın, Kamu Hukuku, 15

[3] İlhan Akın, 18


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.