Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

BİR İNGİLİZ KADIN CASUSUN GÖZÜNDEN 1924 YILINDA ORDU

“Sade Türk Kahvesi” adlı kitabı ilk gördüğümde Ordu’yla ilgili bilgiler içerdiğini hiç düşünmemiştim. “Yeni Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Türkiye’de yaşamış bir İngiliz kadınının gözlem ve düşünceleri” alt başlığı taşıyan kitabı incelediğimde, 1920’lerin başında Anadolu’yu dolaşmış ve gözlemlerini halkı aşağılayan ifadeler kullanarak anlatmış ilginç bir kişilikle karşı karşıya olduğumuzu anlamıştım.

1885 yılında Londra’da doğan Clare Sheridan, yazar Moreton Frewen’in kızıdır. Clare, yıllar sonra dünyanın tanıdığı bir heykeltıraş olacaktır. Kille yapılan heykellerin yaygın olduğu dönemde taş ve ahşap oyma teknikleri ile heykeller yapan Clare, 1920’li yıllarda “Bolşevizm ve serbest aşk” taraftarı olduğunu dile getirmekten çekinmemiştir.

Dönemin devlet adamlarının yanında Atatürk’le de röportaj yapan Clare, 2. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere’nin başbakanlığını yapan meşhur siyasetçi Winston Churchill’in kuzenidir. Lenin, Troçki, Churchill gibi liderlerin büstlerini yapan Clare’nin hayat öyküsü ilginç olaylarla doludur. 1910 yılında varlıklı bir borsacı Richard Brinsley Sheridan ile evlenmiş, henüz kundaktaki kızı Elizabeth’in ölümünün ardından kendisini heykeltıraşlığa vermiştir. Margaret ve Dick adlarında iki çocuğu daha olan Clare, eşi Richard’ı 1915 yılında savaşta kaybetmiş, 1917 yılında Rusya’da yaşanan Ekim Devrimi’nin ardından Sovyet Rusya’ya gitmiş burada dönemin önde gelen Bolşevik liderlerinin büstlerini yapmıştır. Rusya gözlemlerini 1921 yılında  ‘Russian Portraits’ (Rus Kafası) ve Mayfair to Moscow (Zeytinburnu’ndan Moskova’ya) adlarıyla kitaplaştırmıştır.

2002 yılında yayınlanan İngiliz belgelerine göre Clare Sheridan’ın kuzeni Churchill’den duyduğu politik bilgileri Sovyet yöneticilerine iletmiş olduğu görülüyor. Ancak diğer bir iddiaya göre de İngiliz gizli servisi M15 Sheridan’ı Bolşeviklere yanlış bilgiler vererek yanıltmak için kullanmış.

Rusya’dan sonra 1924-1925 yıllarında Türkiye'de bulunan Sheridan, zamanını yalnızca İstanbul Tarabya'daki yalısında geçirmekle kalmamış, Bursa ve Ankara ile Karadeniz liman kentlerini gezmiş, izlenimlerini  “A Turkish Kaleidoscope” kitapta toplamıştır. 1926 yılında kaleme aldığı bu kitap 2004 yılında Türkçeye “Sade Türk Kahvesi” adıyla çevrilerek yayınlandı. Gezi veya anı kitabı olmasının dışında yer yer insafsız bir alaycılıkla yapılmış eleştirileri de barındıran kitap 1924 yılının Ordu şehri hakkında bazı bilgileri de içeriyor.

Neredeyse kitabın bütün sayfalarında Cumhuriyet Türkiye’si ve Anadolu’da yaşayan Türkler hakkında alaycı ve aşağılayıcı cümleler kuran Clare Sheridan Türkiye ve Türkler hakkında önyargılı davrandığını kendi cümleleriyle şöyle ifade ediyor:

“Milletler de insanlar gibidir; yakından tanıdıkça ya daha çok sevgi ve saygınızı kazanırlar ya da tersine soğursunuz onlardan. Nitekim Türklere olan hayranlığımı tümüyle yitirmiş ve onları önyargılı, gösteriş düşkünü, kibirli ve kendini beğenmiş buluyor, sahip olduklarını iddia ettikleri niteliklerin hiçbirini taşımadıklarını düşünüyor olabilirim.”[1]

Yazar bunlara rağmen Türkiye’nin Doğu dünyasında yaşanan özgürlük hareketlerindeki psikolojik etkilerinin takdir edilmesi gerektiğini de belirtiyor:

“Her ne kadar yazdığım bu satırlarda Türkleri küçümsüyor görünsem de Türklerin oynadığı rolü küçümsemiyorum. Türkiye bir birim olarak pek de gelecek vaat etmiyor olsa bile Doğu hareketinin ruhuna verdiği destek kesinlikle inkar edilemez.”

Sheridan, İstanbul hakkındaki değerlendirmelerini aktardıktan sonra Ankara’ya yaptığı seyahatteki gözlemlerini bizlerle paylaşıyor. Bursa şehrini kendi penceresinden anlatan Sheridan, Zonguldak’ta çağdaşlık adına övünülecek ne varsa hepsinin savaştan önce kömür madenlerini işleten Fransız Heraclee şirketi tarafından yapıldığını iddia ediyor.

Zonguldak’tan sonra İnebolu’ya ve oradan da “Karadeniz kıyısındaki en önemli ve aynı zamanda en çirkin liman” olarak tanımladığı Samsun’a geçiyor. Samsun’un tarihçesi hakkında kimi bilgileri verdikten sonra şehrin ticari hayatı hakkında gözlemlerini aktarıyor:

“Samsun’da her taraf Amerikalı tütün tacirleriyle dolu. Göz alabildiğine uzanan dümdüz, açık ve güneşte kavrulan ovalar ve tepelerde tütün yetiştiriliyor. Diğer önemli ihracat ürünleri olarak afyon, işlenmemiş deri ve pirinç de sayılabilir.”[2]

Sheridan’ın Doğu Karadeniz’e seyahat ettiği gemi yükleme ve boşaltma işlemleri için Ordu’da iki saatlik bir mola vermiş, bu süre kendi ifadesiyle Clare Sheridan’a yetip artmıştı bile! Şehrin yirmi sene önce sadece ticari amaçlarla kurulduğu yanlış bilgisini not ettikten sonra limanın arkasını yasladığı Boztepe’den başka güzelliğinin olmadığını da ifade ediyor. Bölgenin baştan aşağıya bereketli fındık ağaçlarıyla dolu olduğunu belirten yazar, en önemli ihracat kaynağını da fındığın oluşturduğunu yazıyor.

Sheridan, fındığın bahçelerden toplanıp çarşıdaki fındık kırma fabrikalarında işlendikten sonra Marsilya’ya ihraç edildiğini, fındıkkabuklarının evlerin ısıtılmasında ve fırınlarda kullanıldığını belirttikten sonra sivri ve keskin diliyle Ordulu tüccarları aşağılayan cümleler kuruyor:

“Öte yandan Ordulu fındık milyonerleri kendilerini bu sene nispeten fakir hissediyorlarmış. Fındık hasadını azaltarak dünya fiyatlarını yükseltme çabaları başarısızlıkla sonuçlanmış. (Ordu dünya fiyatlarıyla oynayabileceğini hayal etmiş. Ne kadar komik!) Gerçi nugat fiyatlarını yukarı çekmeyi başarmışlar ama yabancı piyasa Ordululara sırtını döndüğü için fahiş fiyatlı fındıklar üreticinin elinde kalmış. Böylece dünyanın fındıksız da yaşayabileceğini öğrenmişler.”[3]

Clare Sheridan’ın Ordu’ya geldiği yıllarda ticari ve sosyal hayat yeniden yapılanıyor, 1915 Ermeni ve 1921 Rum Tehcirleri ile 1924 Nüfus Mübadelesi ile gönderilen gayrimüslim tüccarların yerine Müslüman tüccarlar geçmeye başlıyordu. 1915 yılında Ordu Ticaret Odası’na yüzlerce gayrimüslim tüccar kayıtlıyken, 1923 yılında tekrar kurulan ticaret odasına kayıtlı gayrimüslim tüccar sayısı 20’yi zor buluyordu.[4]

İki saatlik Ordu ziyaretinde vali ve resmi görevliler eşliğinde bir fındık kırma fabrikasını gezen yazar burada çalışan Ordulu kadınlardan alaycı ve aşağılayıcı bir üslupla bahsetmektedir. Kadınlar fındık fabrikasının çatı katında, teslim edilen yünlerin içindeki siyah ve beyaz iplikleri birbirinden ayırmaya çalışmaktadırlar. Küçük gruplar halinde yan yana oturan kadınların hepsi peçelidir. Çatı katına doluşan üniformalı ve çoğu erkek ziyaretçilerden rahatsız olan kadınların yanına oturan Sheridan yanına erkek arkadaşlarından birisini çağırır. Sheridan için gösteri başlamıştır:

“Onlara doğru gidip yanlarında durdum ve tepkilerini görmek için erkek arkadaşlarımdan birini yanıma çağırdım. Yanlarına bir erkek yaklaşır yaklaşmaz bu biçimsiz, çizgili ve kareli bohça yığınları kıpırdanmaya başladılar. Sanki yıkanmak üzere üst üste yığılmış kocaman bir kirli çamaşır yığını bir anda canlanmış ve daha uzakta bir köşeye sürüne sürüne gitmişti. O tarafa çömeldiklerinde eskisinden daha çok bohçayı andırıyorlardı. Bize umursamazca sırtlarını döndüler(ya da biz sırtları olduğunu sandık).İnsan onlara sataşıp bir muzırlık yapmaktan kendini alamıyordu.”[5]

Clare Sheridan için 1925 yılının temmuz ayının başında yaptığı Ordu gezisi hayli eğlenceli manzaralara sahne olmaktadır. Peçeli kadın işçilerle alay edip fındık kırma evinden ayrılırlar. Ordu valisi ziyaretçilerini çarşıya götürmek ve buradaki pazar alanını göstermek istemektedir. Sheridan’a göre vali, üzeri yakın bir zamanda örtülen Tahıl Pazarı’nı göstererek hava atmak istemektedir:

“Vali yakın bir geçmişte tahta kazıklar diktirip üstünü örttürmüş böylece pazaryerindeki ürünlerin yağmurdan korunması sağlanmıştı. Bu bütün İngiliz çiftlik avlularında gördüğümüz çatının aynısıydı. Ama anlaşılan buranın üstünün örtülmesi Ordu için bir yenilik sayılıyordu. Yürekten kutlanması gereken bir konuydu. Herkes ciddi bir ifadeyle önce çatıya sonra valiye baktı. Sonra da valinin eli sıkılıp Türk halkının tam da kendisi gibi valilere ihtiyacı olduğu söylendi!”

Yazarın aşağılamalarından ve alaycı üslubundan 1925 yılında Ordu’da valilik yapan Hüseyin Hüsnü Çakır’da hissesini böylece almıştı. Kısa süren Ordu gezisinin ardından gezi kafilesi rıhtımdan gemiye binerek Giresun’a doğru yol aldı. Karadeniz yolculuğu Trabzon ve Rize’nin ardından Hopa’da son buldu.

Sheridan’ın Anadolu gezisini yaptığı yıllar Şapka Kanunu’nun uygulanmaya başladığı yıllardı. Gazi Mustafa Kemal çıktığı yurt gezisinde kılık kıyafet hakkında girişilen yenileşme çabalarını halka anlatıyor, modernleşme yolundan artık geri dönüş olmadığını belirtiyordu:

“Korkmayınız, bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve mühim bir neticeye yöneltiyor. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye varmak için lazım gelirse bazı kurbanlar da verelim.”[6]

Türkiye’de yapılmak istenen yenileşme çabalarını şapka kanunu üzerinden yerden yere vuran Sheridan, Türk medeniyetinin tek eksiğinin ruhunda taşıdığı bir gerçeği somut bir şekilde dışa vuramaması olduğunu düşünen Mustafa Kemal’in bunu şapka ile yapmaya çalıştığını alaycı bir üslupla eleştiriyor:

“Gözümün önüne şapkalı Türkler geliyor; her türlü Türk her türlü şapka takmış vaziyette! Türkiye’ye geldiğimden beri tanıdığım çeşitli mesleklerden birçok Türk’ü hayal ediyorum. Madenciler bile istemeye istemeye de olsa kafalarından sarıklarını çıkartmak zorunda kalacaklar. Gönülsüz olacaklardır, çünkü bu madenciler yatak yerine bomboş örtüsüz tahtalara uzandıklarında sarıklarını yastık olarak kullanıyorlardı. Ama aynı adamlar, yataklarında döşek veya yastık olmasa da yanlarında şapkaları olduğu için kendilerini çağdaş hissedip içlerini rahatlatabilirler.”[7]

İstanbul’da kaldığı dönemde 1937 yılında oğlu Richard’ı (Dick) henüz 22 yaşındayken kaybeden Sheridan, kendisini dine adamış ve 2. Dünya Savaşı’nın bitiminde kuzeni Churchill’in yardımıyla İtalya’ya giderek Katolik Kilisesi’ne girmiştir.

Clare Sheridan, üç çocuğunun ikisinin ölümünün ardından 1970 yılında, 84 yaşında Londra’da vefat etmiştir.

2_7

[1] Clare Sheridan, Sade Türk Kahvesi, Arion Yayınevi, İstanbul 2004,s.11

[2] Clare Sheridan, age, s.107

[3] Clare Sheridan, age, s.111

[4] Sıtkı Çebi, Çağlar İçinde Ordu, Ankara 1978, s.22-32

[5] Clare Sheridan, age, s.112

[6] http://www.inebolu.bel.tr/inebolu.asp?Id=21&inebolu=turk-ocagi-ve-sapka-nutku

[7] Clare Sheridan, age, s.131


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.