Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

CUMHURİYET SAVCISI MEHMET ALİ SEBÜK’ÜN GÖZÜYLE 1940’LI YILLARDA ORDU’DA SUÇ VE SUÇLULAR

1942-1945 yılları arasında Ordu’da Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Mehmet Ali Sebük’ü merkeze alarak, bu dönemde Ordu’da işlenen suçlar konusunu ve hapishanede yatan mahkûmların durumunu ele almaya çalışacağım.

Yazıda temel kaynak olarak Mehmet Ali Sebük’ün Ordu’da görev yaptığı sırada hazırladığı ve 1944 yılında Ordu Halkevi tarafından yayınlanan 43 sayfalık “Memleket Kriminolojisi” adlı eseri kullandım. Ordu’da Cumhuriyet Savcısı (o dönemki adlandırmayla “Cumhuriyet Müddeiumumîsi”) olarak görev yapan Mehmet Ali Sebük, eli kalem tutan, kriminoloji (suç bilimi) alanında uzmanlaşmış bir hukuk adamı olarak karşımıza çıkıyor.

1906 yılında bugünkü Karadağ Devleti’nin sınırları içinde yer alan Taşlıca kasabasında dünyaya gelen Mehmet Ali Sebük’ün ailesi Balkan Savaşları döneminde Anadolu’ya göç etmiş ve Kastamonu’ya yerleşmiştir. Mehmet Ali Sebük, Kastamonu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. Hukuk fakültesinin ardından 1930 yılında Afyon’a Cumhuriyet Savcısı olarak atanmış, Zonguldak’ta hâkimlik, 1936’da Trabzon’da Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı, 1938’de Yargıtay Başsavcı Vekilliği gibi görevlerde bulunmuştur.

On yıllık savcılık ve hâkimlik tecrübesinin ardından Fransa’ya gidip Fransız mahkemelerinde staj görmüş, Paris Kriminoloji Enstitüsü ve Lyon Üniversitesi Ceza Bilimleri Bölümü’nde kriminoloji eğitimi almıştır.[1] Fransa’daki staj ve eğitimin ardından Türkiye’ye dönmüş ve 1942 yılında Ordu’ya savcı olarak atanmıştır.

Ordu’da üç buçuk yıl görev yapan Mehmet Ali Sebük, Ordu Halkevi’nde kriminoloji konferansları vermiş, gazete ve dergilere bu konuda yazılar yazmış, Ordu Hapishanesi’nde suçluların koşullarının iyileştirilmesi ve eğitimleri konusunda çalışmalar yapmıştır. Kendisini Ordu kamuoyuna sevdiren Sebük, 1945 yılının kasım ayı başlarında Cumhuriyet Savcılığı görevinden istifa etmiş ve Ordu’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşmiştir.

İstanbul’da avukatlık yapmaya başlayan Mehmet Ali Sebük’ün bu istifası dönemin gazetelerinde haber olarak yer almış, Güzel Ordu gazetesi onun hakkında şunları yazmıştır:

“İstisnasız bütün Orduluların sevgi, saygı ve inanını kazanmış olan Cumhuriyet Savcımız Mehmet Ali Sebük, serbest hayata atılmak için istifa etmiş ve istifası bakanlıkça kabul olunarak birkaç gün evvel şehrimizden ayrılmıştır.

Mehmet Ali Sebük memleketimizde çalıştığı üç buçuk yıl içinde Halkevimizle yakından alakalanmış, konferanslar vermiş, eserler yayınlamış ve daima halka faydalı olmuştur. Bilgisi, tevazu ve sempatik hali ile Mehmet Ali Sebük Ordu’da geniş bir sevgi havası yaratmıştı. Onun mümeyyiz vasıflarından(ayırt edici niteliklerinden) birisi de hür fikirli oluşudur. Bir devlet memuru olmasına rağmen eserlerinde serbest meslek adamları gibi sert tenkitler yapmaktan çekinmemiştir. Vilayetimizde vazife aldığı günden beri mahkûm ve mevkufların (tutuklu) haleti ruhiyeleri (ruh halleri) üzerinde yağmaya muvaffak olduğu ıslahat her türlü takdirin fevkindedir(üzerindedir).”[2]

Ordu’da Halkevi üyelerinin yemek düzenleyerek uğurladıkları Mehmet Ali Sebük İstanbul’a gider ve Ahmet Emin Yalman’ın başyazarlığını yaptığı Vatan gazetesinin hukuk danışmanlığını görevine başlar. Ve Nazım Hikmet’le yolları bu dönemde Bursa Hapishanesi’nde kesişir.

Nazım Hikmet Ran, 1938 yılında askeri kişileri üstlerine karşı isyana teşvik" suçlamasıyla iki ayrı askeri mahkeme kararıyla toplam 28 yıl 4 aya hapis cezasına çarptırılmıştı. 1950 yılına kadar hapis yatan Nazım Hikmet, Demokrat Parti tarafından hazırlanan ve TBMM’nde kabul edilen af yasası ile salıverilmişti. Nazım Hikmet’in özgürlük mücadelesine en büyük katkıyı yapan kişi ise yazımızın kahramanı Mehmet Ali Sebük’tür.

İsterseniz büyük şair Nazım Hikmet Ran ile Mehmet Ali Sebük’ün kesişen yolları konusuna burada bir virgül koyalım ve Sebük’ün Ordu’da Cumhuriyet Savcılığı yaptığı yıllara geri dönelim. Yazımın başında bahsettiğim ve Mehmet Ali Sebük’ün hazırladığı Memleket Kriminolojisi çalışması, 1940’lı yıllarda Ordu’da işlenen suçlar, hapishane ve mahkûmlar hakkında bilgiler vermesi açısından önemli bir eserdir.

Sebük öncelikle Ordu’da okula devam etmeyen ve sokaklarda günlerini geçiren çocukları bekleyen tehlikeler konusuna dikkat çekiyor:

“İşte Ordu’nun sokakları. Orada küme küme, gayri muntazam(düzensiz) halde duran ve oynayan çocukların birbirine hitaplarını duymamak için sağır olmamız icap eder. O ne hayâsızca, kötü sözler, bağırmalar, küfürler, hakaretler. Bu çocuklardan bazısı mektebe devam etmemektedir. Bir kısmı ise hiç mektebe girmemiştir. Kendi çocuklarınızı mektebe göndermekle onları kurtarmış olamazsınız. Bu tehlikeli sokak muhitini temizlemek lazımdır.”

Ordu’da hırsızlık, yaralama ve adam öldürme cürümlerinden hâkim karşısına çıkan çocuk sayısının hızlı bir biçimde arttığını tespit eden Mehmet Ali Sebük, bu çocukların hapishanede diğer mahkûmlarla aynı koğuşu paylaştığını ifade etmektedir:

“Bugün Ordu Hapishanesi’nde en ağır cürümleri işlemiş bir düzine kadar 21 yaşından küçük çocuklar vardır. Onlar bugün ağır ceza mahkûmlarıyla geceli gündüzlü birlikte yatıp kalkmaktadırlar.”

Ordu’daki çocukları suç işlemekten alıkoymak için Ordululara görevler düştüğünü, zengin ve hayırsever insanların girişimiyle bir Çocuk Esirgeme Kurumu kurulması gerektiğini belirten Sebük, ne yazık ki Ordu’da böyle yardımsever insan örneklerine tesadüf edilmediğinden yakınmaktadır. Hapishanede yaşanan bir olayı anlatarak iddiasını örneklendiriyor:

“Geçen gün hapishanede doğuran bir mahkûm kadının çocuğunu verecek ve gıdasızlıktan dolayı ölümden kurtaracak bir sütannesi bulamadım. Bereket versin ki bu cezaevinde 30 seneye mahkûm birisi çocuğu alıp köydeki karısına göndermeye razı oldu.”[3]

Sebük’ün anlattığı yıllarda Ordu Hapishanesi olarak Taşbaşı Rum Kilisesi kullanılmakta olduğu bilgisini verelim. Tek koğuştan ibaret bu hapishanede çocuklarla yaşlı mahkûmlar, ağır cezalıklarla hafifler hep birlikte kalıyorlardı.

Çocuk suçluluğunu önlemenin çarelerini arayan Mehmet Ali Sebük, 1943 yılında Ordu’daki doktorlara bir yazı gönderir. Çocukların işledikleri suçları önlemenin çareleri ve çocukları suça iten koşullar hakkında bir araştırma yaptığını, bu konularda düşüncelerini belirtmelerini ister. Ancak Ordu’daki doktorlardan sadece Kazım Güney çocuk suçlarının önlenmesi konusunda önerilerde bulunmuştur.

Ordu Hapishanesi’nde kendilerine özgü bir ıslah ve eğitim sistemi uyguladıklarını ve bunun olumlu sonuçlarını aldıklarını ifade eden Sebük, öncelikle hapishanede işlenen suçların önüne geçtiklerini, firar vakalarının son bulduğunu belirtiyor:

“Cezaevinin damını delerek, yüksek ve yalçın duvarlardan denize atlayarak veya bahçenin duvarlarını tırmanarak kaçmayı tecrübe edinmiş olanlar artık müessesenin (cezaevinin) sıcak ve samimi havası içinde geri kalan müddetlerini bitirerek hürriyete kavuşmaktan başka bir şey düşünmüyorlar. Vaktiyle içeride arkadaşlarının kanıyla lekelenmiş olan bıçaklarını ve diğer silahlarını gönül arzularıyla bana veriyorlar.”[4]

Hapishanenin bir de kadınlar koğuşu bulunmaktaydı. Mehmet Ali Sebük 1943 yılında, Ordu Hapishanesi’nde bir program hazırlatarak resmi erkânı ve gazetecileri programa davet etmişti. Bu programa katılan Güzel Ordu gazetesi sahibi Bilal Köyden izlenimlerini “Cezaevinde İki Saat” başlıklı bir yazıyla anlatmıştı. Bilal Köyden, savcının kadınlar koğuşunu da kendilerine gezdirdiğini, koğuşun harap bir durumda olduğunu yazmaktadır:

“ Kadınlar koğuşunda 6 mahpus var. Biri on seneye mahkûm, bir senesini yatmış. Gözleri velfecri okuyan (kurnazlığı gözlerinden belli olan) çapkın bakışlı bir kızcağızı işaret eden müddeiumumî; -Katil maksadıyla kurşun atmış, henüz muhakemesi bitmedi diyor. Sonra bir kadının kucağındaki çocuğu göstererek –Bütün ricalarımıza rağmen bu çocuğu kimse almadı, diye şikâyet ediyor. Çocuklu kadın ahırdan boşanan keçi yüzünden kavga ettiği eltisinin gözünü çıkarmış, zavallı yavrucak ta huysuz ananın çilesini ortaklaşmış, beraber yatıyorlar.”[5]

Memleket Kriminolojisi adlı çalışmasında Mehmet Ali Sebük, Ordu Cezaevi’ndeki mahkûm kadınlara ait koğuşları ziyaret edenlerin, burada yarı çıplak ve sarı benizli çocuklarını göğüslerine bastırarak duran bazı kadınlara tesadüf ettiklerini yazmaktadır. Burada yatan bazı kadınların hiç geleni ve gideni de yoktur. Cezaevi çevresindeki mahallelerde pejmürde kıyafetleri ve serseri halleriyle herkesin dikkatini çeken çocuklar hapishanede yatan mahkûmların çocuklarıdır:

“Bunların bir kısmı alenen dilenmektedir. Bunlar da kötü bir zihniyetin kurbanıdır. Kendilerine katilin oğlu, hırsızın kızı, deniyor. Yüzlerine karşı savrulan bu sözler alın teri dökerek hayatlarını kazanmak için muhtaç oldukları kuvvet ve cesaretlerini kırıyor. Eğer Ordu’da bunların istikbalini koruyacak himaye kurumları veya hayırsever şahsiyetler olsaydı her şey yoluna girerdi.”[6]

Komşu Giresun ilinde bu durumdaki çocukların, kurulan Çocuk Esirgeme Kurumu’nca korunduğunu ifade eden ama Ordu’da böyle bir kurum oluşturulması için zenginlerin bir çalışma yapmadığından yakınan Sebük, bir ziyaretinde Giresun Cumhuriyet Savcısı Nafiz Yamanoğlu ve Vali İbrahim Bozkurt’a bu konuyu açmıştır. Mehmet Ali Sebük Ordu’ya dönünce Giresun Çocuk Esirgeme Kurumu başkanı ve Cumhuriyet Savcısı Nafiz Yamanoğlu ile Hasan Feridun tarafından imzalanan bir mektup alıyor:

“Giresun Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından iaşe ve ibate edilmek üzere 5 nüfus yetim ve yoksul çocuğun gönderilmesini rica etmeye karar verdik.”

Sebük, bu mektup üzerine Ordu Hapishanesi’ndeki 5 mahkûm çocuğunu Giresun’a gönderiyor.[7]

1942 ve 1945 yılları arasında Ordu Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan Mehmet Ali Sebük’ün, Ordu’daki suçlular ve hapishaneyi anlattığı “Memleket Kriminolojisi” kitabında daha pek çok ilgi çekici bilgiler bulunuyor. Ayrıca Sebük’ün 1949 yılında Nazım Hikmet’in özgürlüğü için başlattığı mücadele, şairle Bursa Hapishanesi’nde yapmış olduğu uzun görüşmelere ve kendisinin ilginç hayat öyküsüne dair birkaç bilgi notunu paylaşmak istiyorum. Ancak tüm bunlar, “yerimizin darlığı” nedeniyle gelecek hafta yayınlanacak yazımda yer alacak.

2_3

[1] Mehmet Ali Sebük, Nazım’ın Özgürlük Savaşı, İstanbul-1990, s.18

[2] Güzel Ordu Gazetesi, 14 Kasım 1945, “Cumhuriyet Savcımız Mehmet Ali Sebük Şehrimizden Ayrıldı”

[3] Mehmet Ali Sebük, Memleket Kriminolojisi, Ordu Halkevi Yayını 1944, s.9-10

[4] Mehmet Ali Sebük, age. S.19

[5] Güzel Ordu Gazetesi, 15 Eylül 1943

[6] Mehmet Ali Sebük, age. S.20

[7] Mehmet Ali Sebük, age. S.21


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.