Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

DR. ABDULLAH CEVDET’İN GÖZÜNDEN 1912 YILINDA ORDU

Osmanlı’daki Jön Türkler hareketinin önderlerinden biri olan Doktor Abdullah Cevdet 1912 yılının eylül ayında Samsun, Giresun, Ordu ve Trabzon şehirlerini kapsayan bir inceleme seyahatine çıkmıştı. Sahibi ve yazarı bulunduğu İçtihat dergisinin 1913 yılında yayınlanan 67, 69 ve 70. sayılarında yer alan bu seyahat notlarında, şehirlerin iktisadi, coğrafi, toplumsal, sağlık, kültürel, yerel yönetim durumları hakkında bilgiler verilmiştir.

Arapgirli tabur imamı Hacı Ömer Vasfi Bey'in oğlu olan Abdullah Cevdet, 9 Eylül 1869 günü Arapgir'de dünyaya gelmiş, sırasıyla Elazığ Askeri Ortaokulu, Kuleli Askeri Lisesi ve Askeri Tıbbiye'yi bitirmiş, Tıbbiye’de öğrenci olduğu 1889’da dört arkadaşı ile birlikte İttihadı Osmanî Cemiyeti adlı örgütü kurmuştur. Sonradan İttihat ve Terakki’ye dönüşen bu cemiyet 1908 Devrimi’ne öncülük etmiştir.

Siyasal faaliyetleri nedeniyle öğrenimi boyunca birkaç kez tutuklanan Abdullah Cevdet bir süre okuldan uzaklaştırdıktan sonra 1894’te göz hekimi olarak mezun olmuştur. İttihatçı hareketleri gerekçe gösterilerek 1895'te İstanbul’da tutuklanmış ve başkentten uzaklaşması için Trablusgarp Merkez Hastanesi'nin göz hekimliğine atanmıştır.  Fakat cemiyet adına çalışmalarına orada da devam etti. Fizan'a sürülme kararının alındığını öğrenince, önce Tunus'a oradan da Fransa'ya kaçtı.

1904’te Cenevre’de İçtihat adlı bir yayınevi kurdu. Batılılaşma yanlısı eserler bastığı bu yayınevi bünyesinde ayrıca İçtihat adlı bir dergi çıkardı. 1904 yılından öldüğü 1932 yılına kadar İçtihad’ı yayımlamayı sürdürmüştür.

1910’da İstanbul’a döndükten sonra Cağaloğlu’nda İçtihad Evi’ni kurdu. Bu yayınevinde "Kütüphane-i İçtihad" dizisini yayımladı. İçtihat dergisini çıkarmayı sürdürdü. Cağaloğlu’ndaki evi dönemin aydınlarının gelip gittikleri, tartıştıkları bir mekân halini aldı.

Abdullah Cevdet işgal yıllarındaki İngiliz yanlısı tutumu ve Kürt milliyetçisi örgütlerde yer almasından dolayı I. Dünya Savaşı sonrasında siyasal iktidarın gözünden düştü. Cumhuriyet döneminde hakkında “devlet hizmetinde ömür boyu görev almama” kararı verildi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Cevat Paşa’nın Elazığ milletvekilliğinden çekilmesi üzerine onun yerine meclise girmesi söz konusu oldu. Ancak 1925’te tarımı geliştirmek üzere ülkeye göçmen getirilmesine ilişkin sözleri nedeniyle “damızlık adam getirmek istiyor” söylentisi çıkartıldı. Milletvekili olamayan Abdullah Cevdet yaşamının bundan sonrasını şiir kitapları yazarak, çeviri yaparak ve İçtihad’ı yayımlayarak geçirdi.

29 Kasım 1932’de İstanbul’da kalp krizinden hayatını kaybeden Abdullah Cevdet dinsizlikle suçlandığı için cenaze namazının kılınmayacağı iddia edilmiş ancak Peyami Safa’nın ricası üzerine namazı kılınmış ve Merkez Efendi Mezarlığı’na gömülmüştür.

İlginç bir yaşam öyküsü ve aykırı sayılabilecek fikirleri olan Abdullah Cevdet’in hayatı hakkında bu kısa açıklamadan sonra yazımızın asıl konusunu oluşturan onun Karadeniz seyahatini ve bu seyahatte aldığı notları değerlendirmeye başlayalım.

Abdullah Cevdet, 1912 yılının 18 Eylül günü başladığı Karadeniz seyahatinin ikinci gününde Samsun’a varmıştır. Gittiği yerlerde ekonomik gelişmenin sağlanamadığını görmüş, devlet binalarının elverişsiz koşullarına ve sağlık koşullarının yetersizliğine değinmiştir. Ekonomik kaynakların verimli kullanılmadığı, memurların olumsuz davranışlar içerisinde bulunduğu ve buralarda Müslüman olmayanların daha iyi şartlarda yaşadığı gözlemlerini aktarmıştır. Müslümanların daha iyi şartlara sahip hale gelmesi için tavsiyelerde bulunmuştur.

Seyahat notları ise 3 Mayıs 1913 tarihli İçtihad dergisinin 67.sayısında yayınlamaya başlamıştır. Ordu’ya dair gözlemleri de derginin 27 Haziran 1329 (1913) tarihli 69.sayısında “Seyahat Notları-Abdullah Cevdet” başlığıyla yer almaktadır. Notlarına “Hareketimizin ikinci günü alessabah Samsun’a vasıl olduk” diyerek başlayan Abdullah Cevdet, güzel bir havada arkadaşlarıyla birlikte mutasarrıflık binasına doğru yürürken çevresinde gördüklerini aktarıyor. Samsun hakkında gözlemlerinden en dikkat çekici olanı “Samsun’u Rumlar satın alıyor” tespitidir:

“Samsun önüne varılınca göze çarpan muazzam iki binanın her ikisi de Rumlara aittir. Bunlardan biri 250 yataklı Rum hastanesidir. Diğeri mükemmel bir Rum mektebidir. Tüccarın kısm-ı azamı (büyük bölümü) Rumlar ve Ermenilerdir. Arsalar ve arazi süratle Hıristiyan eline geçmektedir. Ekseriyet (çoğunluk) Rumlardadır.”[1]

Samsun bahsinden sonra Abdullah Cevdet Giresun hakkında tuttuğu notları aktarmaya başlıyor. Belli ki geziden 10 ay sonra yayınladığı seyahat anılarında bir karışıklık olmuştur. Zaten Ordu hakkında bilgi vermeye başladığında bu karışıklık kendini hemen göstermektedir. Çünkü Ordu bahsine “Trabzon ile Giresun arasında sahili bir şehirdir” diye başlamaktadır. Merkez vilayet olan Trabzon’a uzaklığını deniz yoluyla 12 saat olarak vermiş, arızalı bir zemin üzerinde kurulan Ordu’nun beş nahiyeye sahip olduğunu ifade etmiştir. Bu nahiyeler Perşembe, Bolaman, Sulubey, Ispaca yahut İbastı, Hapsamana’dır.[2]

“Ordu Kazasının Nüfusu” başlığıyla verdiği bilgilere göre Trabzon vilayetinin 1906 tarihinde yayınlanan salnamede Ordu kazası hakkında bir bilginin yer almadığını belirten Abdullah Cevdet, Ordu hakkındaki nüfus bilgilerini Vital Cuinet’in 1892 yılında yayınlanan “La Turquie d’Asie” adlı eserindeki bilgilere dayandırmaktadır. Buna göre Ordu merkez nahiyesinde 16.415 erkek ve 15.681 kadın olmak üzere toplam 32.096 kişi yaşamaktadır. Perşembe nahiyesinde 8.643 erkek, 8.566 kadın; Bolaman nahiyesinde 6.946 erkek 6.383 kadın; Sulubey nahiyesinde 5.674 erkek, 5.494 kadın; Hapsamana nahiyesinde 6.748 erkek, 6.577 kadın ve İbastı nahiyesinde 5.460 erkek, 5.206 kadın yaşamaktadır. Ordu’nun 1892 yılı nüfusu böylece 49.887 erkek, 47.907 kadın olmak üzere toplam 97.791 kişidir.

Bu rakama Çerkez göçmenleri ve yabancıları katan Abdullah Cevdet Ordu’nun nüfusunu 105.000 olarak vermektedir. Yanlış olarak Çerkez olarak tanımladığı nüfus, içinde Çerkezlerin de olduğu ama ağırlıklı olarak Gürcülerden oluşan Kafkas göçmenleridir.

1904 yılındaki resmi nüfus istatistiklerine göre Ordu kazasının toplam nüfusu 119.145 idi. Bunun 94.974’i Müslüman, 14.188’i Rum ve 9.983’i de Ermeni idi. Ordu merkez kazası köylerle birlikte 39.762 nüfusa sahipti. Bu nüfusun 26.796’i Müslüman,  7.238’i Rum ve 5.728’i de Ermenilerden oluşmaktaydı. Abdullah Cevdet’in Ordu gezisini yaptığı yılda da nüfusun bu rakamlara yaklaşık olduğunu söyleyebiliriz.

1906 yılında 18.594 hanelik bir kaza olan Ordu’nun nüfusuyla ilgili “Müslümanlar Rumlardan ziyadedir, Ermeniler daha azdır” diye yazan Abdullah Cevdet, yeni yeni gelişen Protestan cemaat hakkında da bilgi vermektedir:

“Ermeniler ve Rumlar arasından, 240 kişi kadarı, “Cemiyet-i İnciliye”nin cehd ve say-ı semeresi olarak Protestan olmuşlar imiş.”[3]

1912 yılı için verilen bu rakamlar çok eksik gözükmektedir. Çünkü 1914 yılında Ordu’daki Protestan cemaatinin nüfusu 1.211 olarak kayıtlara geçmiştir. Abdullah Cevdet’in verdiği rakamlar Vital Cuinet tarafından verilen ve 1880 yılına ait rakamlardır. Ordu’da o yıllarda kalabalık bir Rum nüfus yaşamaktaydı. Abdullah Cevdet’in Ordu’nun nüfusu hakkında verdiği bilgileri dayandırdığı Vital Cuinet 1880 yılında Ordu’ya Duyunu Umumiye memuru olarak gelmişti. Osmanlı topraklarında incelemeler yapan Vital Cuinet, Ordu’nun bu yıllarda altı mahallesi olduğunu yazmaktadır. Bunlar; Rum, Ermeni, Pürifikasyon, Sen Nikola, Müslüman ve Protestan mahalleleridir. Rum mahallesinde 758, Pürifikasyon mahallesinde 1709, Sennikola mahallesinde ise 600 Ordulu Rum yaşamaktadır. Müslüman mahallesinde 913 Müslüman, Ermeni mahallesinde 1.703 Gregoryen Ermeni yaşamaktadır. Protestan mahallesinde ise Ermeni ve Rum karışık 240 Protestan vardır. Böylece Ordu merkez nüfusunun 5.923 olduğunu görüyoruz.

Eğitim faaliyetleri hakkında “Ordu’da Maarif” başlığı altında bilgiler veren Abdullah Cevdet, Ordu kaza merkezinde 10 okul olduğunu yazmıştır:

“Bunun sekizi zükur (Erkekler), ikisi inas (kadınlar) için bunların 3’ü Müslümanların, 4’ü Rumların, 2’si Ermenilerin, 1’i Protestanlarındır. Müslümanların bir Rüştiye Mülkiye Mektebi vardır. Muhassasatını (ödeneğini) hükümet verir. Diğer mektepler ahalinin ianesiyle (halkın yardımları) yaşar.”[4]

Abdullah Cevdet, Ordu’daki Rum cemaatinin, kilisede toplanan sadaka, bağış ve yardımlarla 3 erkek, 1 kız okulunu ayakta tuttuklarını ifade etmekte, bu okullar içerisinde en önemlisinin sahildeki kilisenin yanındaki okul olduğunu belirtmektedir:

“Rumların başlıca mektebi Psomides isminde Ordulu bir zat tarafından dört bin liray-ı Osmanî sarfıyla vücuda getirilmiş muazzam bir binadır. 160 talebesi vardır. 3 muallim tarafından tedris olunurlar. Rumların kız mektebinde 90 şakirt vardır. Ermenilerin mektebine 230 talebe müdavimdir. Ermenilerin kız mektebine 140 hanım kız devam eder. Hıristiyan mektepleri ait oldukları cemaatler tarafından iaşe ve idare olunur.”[5]

Abdullah Cevdet gezi notlarında “Ordu’nun Ziraati” başlığında bilgiler vermiş ancak fındık konusuna hiç değinmemiştir. Oysa 1900 yılında Ordu’da üretilen başlıca tarım ürünleri 8.000.000 kıyye mısır, 2.000.000 kıyye fasulye ile 1.000.000 kıyye fındıktır. Abdullah Cevdet, Ordu’da ziraatın çok ihmal edildiğini belirtmekte ve “büyük miktarda mısır buğdayı ve fasulye hasat olunur” demektedir. Başlıca bu iki üründen başka “buğday, arpa, pirinç, çavdar, yulaf, kenevir, pamuk çekirdeği ila-ahir dahi zürû’ ve hasat edilir” diye not alan yazar,  “Hayvanat-ı ehliyesi külliyetli koyun vardır. Ala tereyağı peynir yapılır. Yapağı memleketin başlıca servetini teşkil eder. Tavuk dahi ehemmiyetli miktarda beslenir. Pek çok yumurta ihraç olunur” bilgisini eklemektedir.

Ordu’daki ormanlarda “ayı, kurt, yabani domuz, tilki, çakal, yabani kedi, yabani keçi vesaire hayvanat çoktur” bilgisini veren Abdullah Cevdet, Ordu kazasının ormanla çevrili olduğunu yazmaktadır.

Yazara göre Ordu’nun yol sorunu bulunmaktadır. Ordu Sivas’a bir şose ile bağlanmaktadır.

Su, başlıca sıkıntılardan birisidir. “Şehrin içindeki çeşmeler yazın kurur, ahali içecekleri suyu (Keçiköy)ünden getirmeye mecbur oluyorlar. Fakir ahali sarnıç suyuyla iktifa ederler.”

Gezi notlarında, Ordu’da “Sanayi hemen hemen hiç yoktur. Vaktiyle mahalli madenlerden çıkan bakırdan hayli mamulât vücuda getirirlerdi. Ağaçtan kürek ve yaba imal ve ihraç olunur” denilmektedir.

Abdullah Cevdet 1912 yılının Ordu’su hakkında Ticaret-İhracat, Sefain, Aşar ve Ahval-i Sıhhiye konularında da bazı bilgiler aktarmaktadır. Buna göre başlıca ihracatı mısır buğdayı, fasulye, kenevir-i yük, ceviz, kenevir kendir tohumudur. Rus, Luid, Seyrü Sefain vapurları Ordu’ya her hafta uğrar. Her sene dört yelken gemisi, Ordu’ya muhtaç olduğu tuzu getirir. Ordunun mültezimlerinden aşar bedeli olarak hükümet, senesine göre beş bin lira kadar bir meblağ alıyor.

“Ahval-i Sıhhiye” yani sağlık durumu başlığında verilen bilgilere göre “şehrin etrafındaki bataklıklar ahaliyi kemal-i şiddetle kırmaktadır.”  Abdullah Cevdet, İçtihad dergisindeki Ordu gözlemlerine sağlık durumu hakkında yazdığı şu cümlelerle son verir:

“Hummay-ı tifoidi de hatırını saydırır. Anadolu’da sıtmanın tahribatı, Şüphesiz Balkan Muharebesi’nin ve Yemen melhamesinin tahribatından hiç aşağı değildir. Şu kadar ki hummay-ı merzagînin mitray yüzleri, şarapnelleri işitilmez ve gözle görülmez. Onu mikroskop ile ve mikroskop gözler görür, ‘mikrofon’ kulaklar görür!”[6]

 ABDULLAH CEVDET

[1] İçtihad Dergisi, 3 Mayıs 1329/1913, sayı 67, sayfa 1460

[2] İçtihad Dergisi, 27 Haziran 1329/1913, sayı 69, sayfa 1503

[3] İçtihad Dergisi, 27 Haziran 1329/1913, sayı 69, sayfa 1503

[4] İçtihad, Sayı 69, s. 1503

[5] İçtihad, sayı 69, s. 1504

[6] İçtihad, sayı 69, s. 1505


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.