Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

HAMİLTON’UN 1836 YILI SEYAHAT NOTLARINDA ORDU

Tam adı William John Hamilton olan İngiliz jeolog 1805 yılında doğmuş ve üniversite eğitiminden sonra 1835 yılında Doğu Akdeniz ülkelerini kapsayan bir geziye çıkmıştır.

Bu seyahat sırasında Trabzon üzerinden o yıllarda henüz yeni gelişmekte olan Ordu kasabasına gelmiş, gözlemlerini 1842 yılında bir kitap halinde yayınlamıştır.

Hamilton’un Küçük Asya yolculuğu kapsamında Ordu’ya da uğradığı yıllarda Osmanlı’nın ilk kapsamlı nüfus sayımı yapılmıştı. Yeniçeri Ocağı kaldırılmış yerine "Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye" adlı yeni bir ordu kurulmuştu. Yeni kurulan bu ordunun asker ihtiyacını karşılamak ve vergi mükellefi erkek nüfusu belirlemek amacıyla yapılan bu nüfus sayımına Ordu’da 1831 yılında başlanmıştı.

1835-1845 yılları arasında Ordu’nun resmi kayıtlardaki adı Ordu Bayramlu’dur.[1] Ordu’nun iç kesimde Bayramlu ve sahilde Bucak adlı iki kaza merkezi bulunuyordu. Ordu’nun Bucak’ın dışında Şuayib, İhtiyar ve Uskara nahiyeleri vardı.

Bucak Nahiye merkezinde 1 hanede 5 Müslüman, 121 hanede 472 Hıristiyan nüfus yaşamaktaydı. Ağırlığı Hıristiyanlardan oluşan Bucak’a karşılık hemen yakınındaki Keçi köyünde 164 hanede 543 Müslüman nüfus bulunmaktaydı. Nahiyede köylerle birlikte 1424 Müslüman ve 2008 Hıristiyan vardı.[2]

Diğer nahiyelerle birlikte Ordu’da 1834 yılında 6809 Müslüman nüfusa karşılık 3307 gayrimüslim yaşamaktaydı.[3]Hamilton’un uğradığı yıllarda Ordu’nun genel nüfus yapısı bu biçimdeydi.

Hamilton Anadolu’nun birçok bölgesini ziyaret etmiş ve gözlemlerini 1842 yılında yayınlanan “Researchers in Asia Minor, Pontus and Armenia” adlı kitapta toplamıştır. Bu kitap 2013 yılında Türkçeye çevrilerek “Küçük Asya” adıyla tarih okuyucularına sunulmuştur.[4] Anadolu’nun yerleşim yerleri, coğrafyası, jeolojik yapısı üzerine 180 yıl öncesinden bilgiler veren eser kuşkusuz tarih araştırmaları yapan özellikle kent tarihleri üzerinde çalışan kişiler için bir hazine değerini taşıyor.

Trabzon’da kendisine yerli halkın cehaleti ve yolların kullanışsızlığından kaynaklanacak güçlükler konusunda uyarılar yapılır. Ancak buna rağmen Sinop’a kadar gitmeye karar veren Hamilton’a Trabzon valisi Haznedarzade Osman Paşa Menzilci Hüseyin Ağa’yı yardımcı olarak verir ve yolculuk başlar.

6 Temmuz 1836 Çarşamba günü Trabzon’dan ayrıldıktan dört gün sonra Türklerin Giresun Adası dedikleri ve “Apollonios Rhodidus’un (Rodoslu Apollonios) iki Amazon kraliçesi Otrere ve Antiope tarafından dikilmiş olduğu söylenen Mars (Merih) tapınağıyla ünlü olarak bahsettiği Aretias Adacığı”na ulaşan Hamilton burada incelemeler yapar. “İlk kez Mithridates Eupator’un büyük babası Pharnaces tarafından” kurulan ve Roma generali Lucullus’un eline geçmelerini önlemek için “karıları Roksana, Statira, Monime ve Bernice ile kız kardeşlerini öldürülmeleri için haremağası Bacchides’le birlikte gönderdiği” Giresun’u dolaşmış, kale duvarlarını resmetmiştir.

Bol miktarda yaban kirazı yetişen Giresun’dan 11 Temmuz günü öğleden sonra ayrılan kafile, o yıllarda 12 saat mesafedeki Ordu’ya doğru yola koyulduklarında Hamilton’un dikkatini o yıllarda bir köy durumunda olan Bulancak çeker:

“Saat 5’te geceyi geçireceğimiz Bulancak adındaki bir köye vardık. Ancak köy ahalisi çok yaygın olan ateşli hastalıklardan dolayı köyü boşaltmış ve dağlardaki yaylalara çekilmişlerdi. Bu yüzden iki saat daha ilerlemek zorunda kaldık. Tepe yamaçlarındaki tek tük evler bile terk edilmişti. Hüseyin’in söylediği gibi hepsi ‘bosh’tu.”[5]

Gün batımında Aptar dedikleri Abdal yani Piraziz kahvehanesine ulaşılmış, burada konaklandıktan sonra Ordu’ya doğru yolculuğa sabah erken saatlerde yeniden başlanmıştı. Karadut ağaçlarıyla beneklenmiş pirinç tarlalarından geçerek sahil boyunca at üzerinde birkaç mil yol alındıktan sonra Turnasuyu’na ulaşılır:

“Alüvyon ve oldukça verimli bir ovadan akan Durna Suyu’nu yürüyerek geçtik. Dokuzda başka bir düz arazi parçasını geçiyorduk. Üzerinde sığır sürüleri otlarken su birikintileri, çamurda yuvarlanarak sırtlarını serinleten mandalarla doluydu. Bu hödük hayvanları seyrederken çoğu zaman bir doğa bilimcinin onları Bos(sığır) ile Pachydermata(kalın derili memeli hayvanlar) arasında bir cins olarak gördüklerini düşünmüşümdür. Çıkardıkları tiz ses bir öküzün boğuk sesle böğürmesinden ziyade bir domuzun homurdanmasına benziyor.”[6]

Hamilton ve ona eşlik eden kafile Turnasuyu’ndan Ordu’ya ilerledikçe sol tarafta bulunan tepeler daha iç kesimlere doğru çekilmiş ve sahil boyu uzanan ova genişlemeye başlamıştır. Sabah 9.30 olduğunda “Ksenophon zamanında Tibareni ve Mosynoeci topraklarını ayıran ve eskilerin Melanthius olarak adlandırdığı önemli bir nehir olan Melet Irmağı” yürünerek geçilir:

“Bir başka küçük ve kıvrımlı ırmağı geçtikten sonra (Civil Irmağı) saat 10’da Ordu’nun ip yürüyüşüne vardık. Teşkilata ya da Ağa’ya ait scampavias (personel taşımakta kullanılan büyük filika) adında birkaç iyi tekne kıyıda uzanıyordu. At sıkıntımızdan dolayı o gün Fatsa’ya ilerleyemezdim zira mesafe on iki saat ve arada konaklayacak herhangi bir yer yoktu.”

Fatsa yolculuğuna ertesi gün erkenden çıkmaya karar veren Hamilton kalan zamanını Ordu’yu dolaşarak geçirir. Milattan Önce 401 yılında buraya gelen Onbinler’in konakladığı Kotyora’ya ait izler bulma umuduyla Ordu’nun birkaç mil kuzeyinde “deniz kıyısında, sütunsu bazalttan oluşan kayalık bir yarımada üzerine yapılmış Bozukkale diye anılan harabe bir kaleyi” ziyaret eden Hamilton, kale hakkındaki gözlemlerini kayıt altına alır:

“Türk veya Bizans eseri olduğundan şüphe yok. Vona Burnu’ndan 9 mil kadar güney-güneydoğuya yöneliyor. Belki de Kotyora sert kayadan kesilmiş eski bir limandan bazı kalıntıların halen görülebildiği Ordu mevkiinde bulunuyordu. Şehrin çöküşü çok eski bir dönemde başladı çünkü Arrian zamanında köyden çok az büyük olduğunu biliyoruz ve Strabon buradaki ahalinin Pharnacia’ya nakledildiğini ifade eder.”[7]

Kotyora gezisinden geriye dönerken Farnakya (Giresun), Cabira (Pontus döneminde Niksar), Neocaesarea (Roma döneminde Niksar) ve Amastris’e (Amasra) ait çeşitli sikkeler bulur.

Ordu kasabasında 120 Yunan ve 100 Ermeni ev bulunduğunu belirten Hamilton’a göre Türkler tepelerdeki birbirinden uzak küçük evlerde yaşamaktadır. M.Ö. 401 yılında burada yaşayan halk hakkında gözlem yapan on bin kişilik paralı Helen ordusunun komutanı Ksenephon’un “memleket genelinde müstakil ve yalnız başına duran kulübelerde yaşıyor” ifadelerini bugünkü Türklere uyarlayan Hamilton “Türklerin hal ve hareketleri Ksenephon zamanındaki atalarının davranışlarına yakın benzerlik taşımakta” demektedir.

Ayrıca M.Ö.401’de Ksenephon’un barbar ve kavgacı olarak adlandırdığı halkla 1836’da bölgedeki Türkler arasında bağlantı kuruyor: “Civar bölgelerdeki kan davaları ve kavgalar devletin kuvvetli müdahalesiyle sadece birkaç yıldır bastırılmış.” 1836’da Ordu’dan geçen William John Hamilton, tarihini yaklaşık olarak bildiğimiz Ordu ayanlarının Osman Paşa tarafından etkisiz hale getirildiği operasyonun tarihini de bize vermiş oluyor.

Hamilton’un bahsettiği konu 1828 yılında Trabzon Valisi olarak atanan Haznedarzade Osman Paşa’nın Ordu ayanlarına karşı yürüttüğü askeri harekâttır. Bölgenin hâkimi olan Şeyhoğulları ve Kadıoğulları birbirleriyle silahlı çatışmaya giriyordu. Bunun üzerine padişah tarafından görevlendirilen ve askeri birliğini deniz kıyısındaki Bucak denilen mevkide konuşlandıran Osman Paşa, bu iki ayan ailenin hâkimiyetine son vermiştir.[8] Hamilton’un bahsettiği bu olayın 1833-34 yıllarında yaşandığını da böylece öğrenmiş oluyoruz.

Hamilton’un Ordu bölgesini dolaştığı yıllarda Trabzon valisi Osman Paşa idi. 1828’de vezirlik rütbesi verilerek Trabzon Valisi yapılan Osman Paşa, Haznedarzade Süleyman Paşa’nın en büyük oğludur. Osman Paşa, devletin vergi toplama işini ayan denilen bölgenin ileri gelenlerine ihale etmesiyle güçleri artan ve kendi askeri ve mali örgütünü oluşturan Ordulu ileri gelen ailelerin gücünü kırmıştır. Ayanları ortadan kaldıran Osman Paşa, deniz kenarında gelişmekte olan Bucak kasabasına Eskipazar’daki sanatkâr Ermeni ve Rumları da yerleştirmiştir.

Osman Paşa Trabzon valisi iken 1841 yılında vefat ettiğinde Ordu’daki birçok arazi onun mülkiyetindeydi. Ermeniler Ordu’daki kiliselerini Osman Paşa’nın kızı Ziyneti Hanım’dan aldıkları arazi üzerine 1852 yılında kurmuşlardı.

13 Temmuz 1836 Çarşamba günü Fatsa’ya doğru yola çıkan Hamilton, normalde gideceği dağ yolundan vazgeçerek üzerinde harabelerin olduğu söylenen Yason Burnu’nu görme ümidiyle deniz yolunu tercih eder. Ünye’ye gitmekte olan Osman Paşa’ya ait bir tekneye biner. Yola çıkacağı coğrafya hakkında daha önce yazılanları aktarmaktan geri durmayan Hamilton, bir jeolog olarak yer şekilleri hakkında da bilgiler verir:

“Bagajım ve adamlarımla birlikte 100 kuruş karşılığında Reis yada kaptanla anlaştık.Kara yoluyla mesafe on iki saat ve teknelerin normal kirası kıyıda takım için lazım olacak her bir at için saatliğine bir kuruş oranında. Tibareni ve Halibler topraklarını ayıran bu dağları geçmekte Macdonald Kinneir başarılı olmuştur. En yüksek alan Jasanium Burnu’nda son bulur ve muhtemelen Ksenephon’un konuşmasında ötesinde Thermodon ve İris ovalarının bulunduğu Paflagonya hududu olarak belirtilen Hecatomnus’un da imada bulunduğu bariyeri şekillendiriyor.”[9]

Ve Yason’a doğru tekne yolculuğu başlar.

NOT: Hamilton’un yolculuğunun Yason, Fatsa ve Ünye kısımlarını daha sonraki yazılarımda ele alacağım.

hikmet pala (2) 

 

[1] Suat Feyyaz Günaydın, 1831 Nüfus Sayımına Göre Ordu Merkez Kazası Nüfusu, Ordu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Ordu 2011,S.18

[2] Adı geçen tez, s.24

[3] Adı geçen tez s.40 ve 44

[4] Küçük Asya, Villiam J. Hamilton, Midas Kitap, Ankara 2013, Çeviri Kasım Toraman

[5] Küçük Asya, 204

[6] Küçük Asya, 205

[7] Küçük Asya, 205

[8] Hikmet Pala, Bir Kentin Tarihi Ordu, Ordu 2013, s.20

[9] Küçük Asya, s.206


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.