Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

JOHN HAMİLTON’UN 1836 YILI ÜNYE GÖZLEMLERİ

William John Hamilton’un seyahat notlarında yer alan Ordu ve çevresine ait 1836 yılına ait bilgileri değerlendirdiğim birinci yazımda Ordu’ya, ikincisinde de Fatsa bölgesine ait bilgileri sizlerle paylaşmıştım. Şimdi üçüncü ve son yazımda Hamilton’un Ünye gözlemlerini anlatmaya çalışacağım.

1805 yılında İngiltere’de doğmuş olan William John Hamilton, jeoloji eğitiminden sonra 1835 yılında Doğu Akdeniz ülkelerini kapsayan bir geziye çıkmıştır. Hamilton bu seyahat sırasında Anadolu’nun birçok yerine uğramış, Trabzon üzerinden Ordu kasabasına gelmiş ve gözlemlerini 1842 yılında bir kitap halinde yayınlamıştır.

Hamilton, Ordu’da bir gün kalıp çeşitli incelemeler yapar ve 13 Temmuz 1836 Çarşamba günü üzerinde antik harabelerin olduğu söylenen Yason Burnu’nu görmek için deniz yolunu tercih ederek Ünye’ye doğru yola çıkar. Fatsa’ya uğrayan Hamilton’un gözlemlerini “John Hamilton’un 1836 Yılı Ordu-Fatsa Yolculuğu” başlığı altında anlatmıştım. 14 Temmuz 1836 tarihinde Fatsa’dan sonra Ünye’ye doğru yola çıkan Hamilton Fatsa hisarından sonra yürüyerek Elekçi deresini geçer. Karadeniz bölgesinin doğal güzelliği, bitki çeşitliliği kendini iyice göstermektedir artık:“Soldaki ormanlık tepeler muşmula, armut, elma ve erik ağaçlarıyla kaplı. Hepsi çılgınca büyümüş, defne, açelya ve ormangülü bitkileriyle birbirine girmişler adeta.”

Öğleden sonra saat 2 gibi Ünye yakınındaki Cevizdere’nin suladığı geniş ve bereketli ovayı yürüyerek geçtikten sonra şehre yaklaşan Hamilton’un dikkatini, kıyıda ihracat için hazırlanmış kırmızı ve beyaz kireçtaşı dilimleri çeker. Bunların Giresun’a götürülüp kaldırım taşı olarak ve ev içi amaçlarla kullanıldığı bilgisini verir.

Ünye Suyu üzerindeki tahta köprüden geçtikten sonra kafile “firavuninciri ve çınar ağaçlarıyla dolu bir yol altında” sıralı halde yürüyerek şehre doğru ilerler. Kıyıda Hazinedarzade Osman Paşa için inşa edilmekte olan gemiler vardır. Paşa’nın antika görünümündeki duvarlar arasına yapılmış konağını ile deniz arasındaki kıyı boyundan dar bir yolla geçilerek Ünye’ye ulaşılır.[1] Deniz üzerinde kümeler halinde inşa edilmiş birçok ev bulunmaktadır.

Ünye’ye geldiğinde Hamilton’un aklında hep Haliblerin işlediği demir madenleri vardır. Halibler, Ordu bölgesinde M.Ö. 5. yüzyılda yaşadığı yazılı kaynaklarda belirtilen ve demircilikle geçimlerini sağlayan bir halktı. Ksenephon’un Anabasis adlı eserinde, Ordu ve çevresinde yaşayan halkın Tibaren kavmine mensup olduklarını ayrıca Halib adındaki kavmin bölgenin en kalabalık ahalisi olduğunu belirtmektedir. Bölgede Halibler tarafından açılan demir ocaklarından 20. yüzyıl başlarına kadar yararlanılmıştır.[2]

Hamilton Ünyeli Rum bir kişinin evine yerleşir. Rum’a madenler hakkında sorular sorar ama ondan hiçbir şey öğrenemez. Ev sahibi ona ilginç gelebilecek tek şeyin “iç kısma doğru yaklaşık bir saat mesafede, sert kayası içinde oyularak çıkartılmış harika merdiven basamakları, hazineler, banyolar vs. bulunduğu, yüksek bir kaya tepesine kurulmuş olan Ünye Kalesi olduğunu” söyler. Bunun üzerine Hamilton gün bitmeden bir buçuk saatlik bir yürüyüşün ardından, keten ve mısır ekili verimli arazilerden geçerek kalenin ayaklarına kadar ulaşır. Osman Paşa’nın her yıl belirli bir miktarda keteni İstanbul’a göndermek zorunda olduğunu ifade eden Hamilton, Ünye Kalesi’ne olan yolculuğu heyecanlı cümlelerle anlatır:

“Kale muazzam ve neredeyse dikey bir kayanın doruğuna mevzilenmiş. Derin vadi ve ormanlık tepelerle çevrili. Güneye doğru Kaleköy adındaki küçük bir köyün bulunduğu bir boğazla tepelere bağlanıyor. Ancak burada dahi kaya dikey biçimde 200 fite kadar yükselerek, yarı mesafesindeki sarp uçurumun pürüzsüz yüzeyinde, içinde kesilmiş dört direkli bir tapınağı görüşe sunuyor. İçeri doğru bir açıklık rivayete göre daha önce bir münzevinin oturduğu küçük bir mağaraya çıkıyor.”[3]

Girilemeyen bu mağara için daha önceleri kayaya oyularak yapılmış bir patika yol olduğu belli oluyor. Tapınağın her iki yanında bulunan ve Rum ev sahibinin “zonraphemata” dediği çizimlerin Yunan azizlere ait olduğunu ifade eden Hamilton, rehberin kalenin zirvesine yol bulmak için gösterdiği çabanın boş çıkması üzerine geri dönmek zorunda kalır. Ancak kalede, zirveye yakın sert kayanın içine oyulmuş ve aşağıya doğru inen bir geçit olduğunu fark eder:

“Şu anda neredeyse ağzına kadar taş ve suyla dolu ama sanırım ya kalenin girişi ya da su temini için düşman tarafından görülmeyen veya rahatsız edilmeyen gizli bir düzenek olmalı. Köyde bir rehber bulma girişimim de faydasızdı. Öyle ki ortada ne bir adam vardı ne de Yunanlı delikanlıların duymuş olduğu ikinci bir yer altı geçidi bulabildik.”[4]

Bir hayal kırıklığı içinde vadiye inerek Ünye’ye dönüş hazırlıklarına başlayan Hamilton ormanlık alanda 3-4 siyah kulübeye denk gelir. Bu kulübelerin demir ocakları olduğu söylenir ve civardaki tepelerin benzer demir ocaklarıyla dolu olduğu bilgisi kendisine verilir. İçinde çalışan kimseyi bulamayınca demir ocakları hakkında bilgi alamaz. Maden ocaklarının Haliblere ışık tutacak olması onun için mutluluk vericidir.

Ünye’ye dönerken kılavuzlar Hamilton’a içinden çok soğuk bir suyun aktığı dikkate değer bir yer altı bölmesi gösterirler ve bu suyun kaleden geldiğini belirtirler. Hamilton bunun eski bir maden olabileceğini düşünür.

Geç saatte eve döndüklerinde, civarda bulunduğuna kanaat getirdiği demir madenlerinin çalışma biçimlerini ve alanlarını belirlemek ümidiyle Ünye’de bir gün daha kalmaya karar verir. Ev sahibi “çevre demirle dolu” der. Hamilton bir taraftan da Ünye Kalesi’nin zirvesine çıkabilmek için yeni bir girişimde bulunma arzusu içerisindedir:

“Zira oranın Pontus’ta benzer birkaç yere sahip olmuş Mithridates’in istihkâmlarından biri olabileceği fikri beynimde dolanıyordu. Aslında buranın ünlü Coenon Chorion Kalesi olması mümkündü. Coenon Chorion Kalesi Strabon tarafından Cabira’dan sadece 200 stadia uzağa konulmasına rağmen Cramer’e göre Niksar’ın kuzey dağlarında aranmalıydı. Şimdilerde adı Ünye Kalesiydi ve bazen Coena olarak yazılıyor ve anılıyordu.”[5]

15 Temmuz 1836 Cuma günü at ve rehber edindikten sonra demir madenlerini görmek umuduyla güney-güneydoğu istikametine, 5 km içerideki dağlara doğru hareket eden Hamilton, kireçtaşı kayaları içinde dar kıvrımlı vadiden yükselerek tepelerin doruğuna ulaşır. Yolda Türkmen ve Kürtlere ait çok sayıda kara çadır görür. Rehber yön konusunda yanılır ve kıvrımlı bir yolla, dolaşık baltalıklar ve doğal sık ormanlıklar arasından sote bir noktaya ulaşırlar. Kendilerini aniden, çalıların arasına gizlenmiş iki adamla karşı karşıya bulurlar. Adamlar yolu onlara gösterir. Onları takip eden Hamilton, çok geçmeden ağaç ve dallarından yapılmış kaba bir demirhaneye gelir. Burada çalışanlar yere bir halı serip mütevazı yemeklerine katılması için onu davet ederler. Hamilton’un yanında tercümanı olmadığı için onlara, demir çıkartılan maden ocaklarını görmek istediğini anlatmakta hayli zorlanır:

“Buralarda maden bulunmadığını ancak tepelerin etrafında yüzeye yakın her yerde cevherin bulunduğu yanıtını verdiler. Kulübelerinin yanındaki toprağı kazmayla eşeleyerek ve yumrulu parçalar alarak bunu kanıtladılar. Maden zayıf. Eskilerin Halibleri gibi madenciler zor ve zahmetli bir hayat sürüyor olmalılar. Aynı zamanda kendileri için de kömür yakıyorlar. Madeni bitirir bitirmez ve hemen yanlarındaki ağaçlıkları tükettikleri gibi kulübe ve ocaklarını daha verimli bir noktaya götürüyorlar. Sürdürdükleri hayat tarzı ve çalışma koşulları Apollonius Rhodius’un Halibler hakkında bize bıraktığı renkli anlatımla çok yakın biçimde uyuşmaktadır.”[6]

Hamilton’un verdiği bilgilere göre Ünye’de elde edilen demirin tamamı İstanbul’a gönderiliyor. Devlet tarafından satın alınan demir oldukça büyük talep görüyor.

Demir ocakları hakkında yaptığı keşiften dönüşte Ünye Kalesi’nin zirvesine çıkmak için bir kılavuz eşliğinde yeni bir denemeye girişir:

“Her şeye rağmen kaleye emniyetle vardım ancak zirveye ulaşma teşebbüsünde yine hayal kırıklığına uğradım. Anlaşılan ip olmadan bu iş olmayacaktı. Dik uçurumun geçilebilir göründüğü her yer dikkatli biçimde sağlam işçilikle kapatılmıştı. Zirvenin 500 fit mesafesi içinde 45 derecelik açıyla epeyce derinlere inen başka bir yar altı merdiveni fark ettim. Çok dikkatli biçimde tamamlanmıştı. Lakin ne bir fenerim ne bir ipim vardı; inmek veya derinlik ölçümü yapmak da mümkün değildi.”

Yer altına merdivenlerle inen dehlizin derinliğini Hamilton, bugün hala uygulandığına tanık olduğumuz bir yöntemle anlamaya çalışır:

“İçine birkaç büyük taş attım. Birer birer olmak üzere 20-30 basamak zıpladı. Ve ben bunu ses fark edilmeyecek ölçüde güçsüzleşinceye kadar 24-25 saniye boyunca belirgin biçimde duydum. Orijinalde dikkatli biçimde kesilmiş basamaklar oldukça eğik bir düzlem sunarcasına aşınmış ve parçalanmış. Üzerinde ayak sürmeniz bile neredeyse imkânsız hale gelmiş. Bu yüzden hem zirveye ulaşamadan hem de bu yer altı koridorunun oyuklarına giremeden Ünye’ye geri dönmek zorunda kaldım.”[7]

Hamilton 16 Temmuz 1836 Cumartesi günü Ünye’de görülecek antik kalıntı kalmadığından on saat uzaklığındaki Çarşamba’ya hareket eder. Şehrin caddelerinde dolaşarak Ünye’nin kurulu olduğu çıkıntıyı geçerek yeniden kıyıya ulaştığında batıya doğru denizdeki küçük bir kaya üstünde bir Yunan kilisesi harabesi görür.

Hamilton’un bahsettiği bu kilise harabesi Aya Nikola’dır. 1817 yılında Ünye’den geçen rahip Per Minas Bijişkyan, Aya Nikola hakkında “Batı taraftaki dilin üzerinde Rumlara ait Aya Nikola adlı ve eski zamanlardan kalmış yuvarlak ve kâgir bir kilise vardır” bilgisini vermektedir.

John Freeley, Türkiye Uygarlıklar Rehberi adlı eserinde buranın adını yerli denizcilerin koruyucusu olan Aziz Nikolas’tan aldığını ve denizcilerin karaya bir geçitle bağlanan adacık üzerine onun adına bir kilise yaptıklarını belirtmektedir.

Bu yazıda yer alan Ünye resimleri “Jules Laurens’in Türkiye Yolculuğu” adlı eserden alınmıştır. Jeolog Hommaire de Hell’in 1847 yılında yaptığı yolculukta yanında olan ressam Jules Laurens, gittikleri yerlerdeki önemli eserlerin resmini çizmiştir. Bu eserler arasında Ünye Kalesi ve Süleyman Paşa Sarayı da bulunmaktadır.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.