Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

KALE KÖYÜ VE YEŞİLCE GEZİ NOTLARI (4)

Baba ve Oğlun Beylik Kavgası

Hacı Emir İbrahim Bey 1387 yılında ciddi şekilde hastalanmasından sonra ölmeden evvel beyliğin başına geçecek kişiyi seçmek böylece ortaya çıkabilecek kargaşayı önlemek istemiştir. Bu olay Esterebadi’nin “Bezm-u Rezm” adlı eserinde şöyle anlatılmaktadır;

“Hacı Emir ağır bir hastalığa ve elim bir derde yakalanmış ölümün eşiğine varmıştı. Çocuklarından en büyüğü evlatlarının en olgunu Süleyman Bey idi. Alnında büyüklük ve asalet izleri, yüzünde olgunluk ve yiğitlik ışığı parlıyordu. Hacı Emir akrabalarını ve vilayetin ileri gelenlerini yanına çağırarak, ‘Her yaratığın sonu ölümdür. Ben şimdi ölümün eşiğindeyim. Dil sayfama sessizlik harfi konmadan, hayat defterime azil çizgisi çekilmeden yerime geçecek veliahdımı sizin içinizden seçeyim. Bunu yaparsam oğullarım arasında kavga çıkmaz ve o kavga ayrılık ve kargaşaya sebep olmaz. Zarar ziyana uğrayarak durumumuz bozulmaz’ dedi.”

Hacı Emir İbrahim Bey emirliği oğlu Süleyman Bey’e bırakır. İyileşse bile Emirliği tekrar geri almak istemeyeceğini, geri kalan ömrünü ibadetle geçireceğini bildirir. Ancak bir süre sonra Hacı Emir İbrahim Bey iyileşir ve Emirlik koltuğunda oğlunun oturmasına tahammül edemez. Süleyman Bey Emirlik makamından ayrılmak istemeyince Hacı Emir İbrahim Bey kendisine bağlı komutanlarla harekete geçer. 1386’da Süleyman Bey beyliğin hâkimiyetini tamamen ele geçirir. Baba-oğul arasında yaşanan bu anlaşmazlık Bezm u Rezm’de anlatılmaktadır:

“(Süleyman Bey’in) Kılıç ve kalem konusunda eşi ve emsali yoktu. Bu yüzden babası zorlanıp mecbur bırakılmadan kendi isteği ve arzusuyla onu kendisine veliaht ve naip tayin etmiş, işlerin bağlanıp çözülmesini onun ellerine ve iradesine bırakmıştı. Bu konuda anlaşma ve sözleşme yapılmıştı. Bu yüzden ahalinin büyüklerinin ve ileri gelenlerinin bazısı yemini ve andı göz önünde bulundurarak, bazısı da emirlik görevini yerine getirmede Süleyman Beyi babasından üstün olduğunu, onun zamanının babasınınkinden daha başarılı geçtiğini düşünerek Süleyman Bey’in tarafını tutuyordu.”

Hacı Emiroğulları Beyliği’nin en parlak dönemleri Süleyman Bey zamanında olmuştur. Süleyman Bey ordusuyla birlikte Canik dağlarının zirvelerinden sahile inmiş, Ordu, Giresun ve Vakfıkebir’in batısında kalan kısımlar bir Türk yurdu haline getirilmiştir.   Bu dönemde beylik merkezi Mesudiye Kaleköy iken Ordu Eskipazar’a, Bayramlı kasabasına taşınmıştır.

Hacı Emiroğulları beyliğinin sınırları, 1403 yılında sahilde Vakfıkebir’in batısından Terme’ye kadar uzanmaktadır. Terme’den güneye Niksar’ın doğusuna çekilecek çizgi beyliğin batı sınırını oluşturmaktadır. Güney sınırı Kelkit vadisini takip etmekte Kürtün’e uzanmaktadır. Kürtün’den Vakfıkebir yakınlarına inen bir hat da beyliğin doğu sınırını göstermektedir.

Bölgede Osmanlı Hâkimiyeti

Yıldırım Bayezid 1398’in ilkbaharında Samsun tarafına sefere çıkar. Bayezid Samsun’u fethettikte sonra bölgede bulunan küçük beyliklerin yöneticileri Osmanlı hâkimiyetini kabul ederler. Taceddinoğlu Mahmud ve Alparslan Beyler, Hacı Emiroğlu Süleyman Bey ve Bafra Beyi Osmanlı hâkimiyetine girer ve böylece Osmanlıların sınırı Trabzon’a kadar dayanmış olur.

Ancak 1402’de Ankara Savaşı’nda Timur’un Yıldırım Bayezid’i yenmesinin ardından Hacı Emiroğulları tekrar bağımsız kalır.

Süleyman Bey öldükten sonra Beyliğin idaresini kardeşi Hacı Emir Çelebi’nin aldığı tahmin edilmektedir. İspanya Kralı Henry, 1403 yılında mabeyincisi Clavijo’yu elçi olarak Timur’a yollar. Önce Sinop’a oradan Samsun’a geçer. Clavijo uzun bir yolculuğun ardından Erzamir adlı bir Türk beyine ait olduğunu belirttiği Bolaman’da kalır. Oradan Tirebolu’ya geçer. Clavijo’nun belirttiğine göre bu sahil boydan boya Erzamir adlı Türk beyine aittir. Bu Erzamir adlı beyin Hacı Emir Çelebi olduğu düşünülmektedir.

Osmanlı Sultanı II. Murad Amasya’da Sancak Beyi iken lalalığını yapan Yörgüç Paşayı padişah olduktan sonra vali olarak Amasya’ya yollamıştır. 1426 yılında Amasya’ya vali olan Yörgüç Paşa’nın ilk işi çevre beylikleri Osmanlı’ya bağlamak olmuştur.  Kızılkocaoğulları Beyliği ile Taceddinoğulları Beyliğini Osmanlıya bağladığı bilinmektedir. Büyük bir olasılıkla bu dönemde Yörgüç Paşa, Hacı Emiroğulları Beyliği’ni ortadan kaldırmıştır.

Hacı Emiroğulları Beyliğinden kalma bölgemizde bazı eserler, yer adları bulunmaktadır. Örneğin Mesudiye’de Karye-i Eskidir’in malikâne gelirlerinin “Alevi yani Hacı Emir Mescidi ve Camiine” vakfedildiği Osmanlı belgelerinde açık olarak ifade edilmektedir.

Bey Ailesi Mezarları: Kümbetler

Tarihsel öyküsünü anlattığımız Hacı Emiroğulları Beyliği’ni yöneten Bayram Bey ve ondan sonra gelen birçok aile ferdinin gömülü olduğu yer işte Kale köyündeki kümbetlerdir. Kale köyünde üç adet kümbet bulunmaktadır. Biz gezimizde iki tanesini inceleme şansı bulduk. İki katlı olarak inşa edilen kümbetlerin üst katları tamamen yıkımlı durumdadır. Alt kısmı yani mezar odası durmakla birlikte girişleri oldukça zarar görmüştür.

Köyde yaşayanlar kümbetlerle ilgili resmi bir kazı yapıldıktan sonra kümbetlerdeki tahribatın arttığını ifade ettiler. Kümbetlerin altıgen biçimindeki mezar odasının zemininin tahta döşeli olduğunu, kenarlarda ölülerin bırakıldığı rafların olduğunu, yakın zamana kadar içerisindeki mevtalara ait kemiklerin durduğunu ifade eden köyün yaşlıları, kümbetlerin açıldıktan sonra sahipsiz kaldığını ve havayla temas eden ahşap malzemenin kısa zamanda çürüdüğünü belirtmişlerdir. Ayrıca definecilerin de kümbetlere büyük zarar verdikleri söylenmiştir.

Kümbetlerin üst kısmına ait olduğu belirtilen ve köyde halen muhafaza edilen yaklaşık 120 santimetre uzunluğunda 35 santimetre genişliğindeki taş kitabede şunlar yazılıdır:

“Peygamberin hicretinin sekiz yüz kırk altıncı yılının rebiyülevvel ayının altısı”(15 Rebiyülevvel 846=4 Ağustos 1442)

Mesudiyeli yazar Mithat Baş’ın eserinde belirttiğine göre “1985 yılında Prof.Dr. Mükerrem Usman Anabolu başkanlığında Ege Üniversitesi arkeoloji bölümünden bir heyet Kale köyüne gelerek söz konusu kümbetler ve kale hakkında incelemeler yapmışlardır. Bu incelemelerin sonunda kümbetlerin Hacı Emiroğulları Beyliği’ne ait olduğu, kalenin ise yaklaşık 11.yüzyılda Danişmentliler zamanında yapıldığı tespit edilmiştir.”[1]

Kümbetler, Anadolu Selçukluları zamanında yapılan anıtmezarlardır. Büyük devlet ve din adamları için yapılan kümbetlerin hepsinde toprak yüzeyinin altında mumyalık adı verilen mezar odası bulunmaktadır. Silindirik tabanlı ve üst kısımları konik yapılı olan kümbetlerde ölülerin mumyalanarak gömüldüğü mezar odasının yani mumyalık bölümünün üstündeki anıt odası çatı ile kapatılmıştır. İslam öncesi Türklere ait ölü gömme geleneğinin bir ürünü olan Kümbetler, Selçuklularla birlikte Anadolu’ya yayılmıştır.

Bölgemize yerleşen ilk Türklerin kurduğu Hacı Emiroğulları Beyliği’nden kalma kümbetlerin içler acısı hali karşısında geziye katılan birçok arkadaşımız “Anadolu’da Türklere ait eserler üzerine kazılar yapılmıyor, bu eserlere gereken ilgi yetkililer tarafından gösterilmiyor” eleştirisini yapıyor. Ataların ruhuna okunan sessiz dualarla mezarlıktan ayrılan yorgun kafilemizi, Kale köyünün misafirperver halkının köy odasında hazırlamış olduğu sofra bekliyordu.

[1] Mithat Baş, Mesudiye, İstanbul 2016, s.89


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.