Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

MUZAFFER LERMİOĞLU’NUN HATIRALARINDA TRABZON’DAN ORDU’YA GÖÇ

İki yıl önce “Rusların Trabzon’u İşgali ve Ordu’ya Göç” başlıklı bir yazı kaleme almış, 1916’da Rus ordusunun Trabzon ve çevresini ele geçirmesiyle yaşanan göç olgusunu incelemiştim. Bu yazımda ise yaşanan göçün tanığı Muzaffer Lermioğlu’nun hatıralarının ışığında muhaceretin insani boyutunu ele almaya çalışacağım.

Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti, Rus İmparatorluğu karşısında düzenli olarak toprak kaybetmiş, Batum’dan Tirebolu’ya kadar bölge Rusların hakimiyetine girmişti. Rusya bölgenin vilayet merkezi olan Trabzon’u ele geçirmeden önce sahil kentlerini savaş gemileriyle bombardımana tabi tutmuş, bu saldırılara bazen savaş uçakları da eşlik etmişti.

17 Kasım 1914 tarihinde gerçekleşen ilk Rus bombardımanında, gemileri Türk donanması zanneden Trabzonlular sahillere akın ederek “Yaşa!” sesleriyle tezahüratta bulunmuşlardı. Ancak birkaç dakika sonra başlayan bombardımanla birlikte gerçeği anlayan halk sağ sola kaçışarak canını kurtarmanın telaşına düşmüştü. On dokuz savaş gemisi tarafından gerçekleştirilen bu bombardıman sonucunda Trabzon’da üç resmi, on sekiz özel bina zarar görmüş, üç kişi ölmüş ve on üç kişi de yaralanmıştı.[1]

Trabzon şehri düşmek üzereydi, halk canını kurtarma düşüncesiyle bulabildiği ulaşım araçlarıyla batıya doğru göç ediyordu. Ekonomik durumu iyi olanlar teknelerle Trabzon’dan ayrılıyor, halkın yoksul olan çoğunluğu ise gerekli eşyalarını yanlarına alarak yaya halde yollara düşüyordu.

Trabzon’a yaklaşan Ruslar 15 Nisan 1916’da Türk ordusunu arkadan çevirmek düşüncesiyle Akçaabat’a asker çıkarmayı planlamış ancak şehrin boşaltılılığı haberini alınca bundan vazgeçmişlerdi. Türk ordusu ve yetkililer 15 Nisanı 16 Nisana bağlayan gece Trabzon’u boşaltmış bunun üzerine Trabzonlu Rumlar, Rus generali Nikolay Yudeniç’e temsilci göndererek durumu bildirmişler ve şehrin bombalanmamasını rica etmişlerdi. Böylece Rus ordusu 18 Nisan 1916 akşamı herhangi bir çatışma olmaksızın şehre girdi.[2]

İşgalden önce Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey şehrin yönetimini Rum metropoliti Hrisantos’a devretmiş, resmi evrakları sandıklara doldurarak kayıklarla Ordu’ya göndermişti. Trabzon Vilayetinin yönetim merkezi artık Ordu kazası olmuştu.

1899 yılında Akçaabat’ta dünyaya gelen Muzaffer Lermioğlu, Trabzon işgal edildiğinde 16 yaşındaydı. Elindeki defterine günlük olarak yaşanan olayları kaydediyor, böylece tanık olduğu dramın yıllar sonrasında da anlaşılmasını sağlıyordu. Lermioğlu ailesiyle birlikte, Akçaabat’ı terk ederek Samsun’a kadar göç etmişti. Genç yaşlarında başladığı araştırmalara tuttuğu günlükteki notları da ekleyerek “Akçaabat Tarihi ve Birinci Genel Savaş-Hicret Hatıraları” adıyla bir kitap yazdı. İlk baskısı 1949 yılında yapılan bu kitap Akçaabat Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 2011 yılında tekrar bastırıldı.

İnsanın doğup büyüdüğü toprakları bırakarak, neyle karşılaşacağını bilemediği bir göç yolculuğuna çıkmasının ne denli dramatik olduğunu Muzaffer Lermioğlu’nun hatıralarında açık bir biçimde görüyoruz. Tarlada ürün, tüten ocak, ahırda inek ve koyun, eşyasıyla bir ev terk edilerek düşülmüştür yollara:

“(29 Mart 1916) Bugün evimizi bırakıp hicret edeceğiz. Ölümden daha soğuk, daha korkunç daha elim bir günün sabahı. Izdırapla, uykusuzlukla öyle bitkin bir hale gelmiştim ki sıcak yatağımdan kalkmak istemiyordum. Çatırdayarak yanan sobanın alevleri sanki kalbime dökülmüştü. İçim yanıyor sızlıyordu. Bu sisli ve soğuk günde ocağımızı bırakıp gitmek ne zor ne müşkül! Nereye gideceğiz? Ne gibi şartlar içinde yaşayacağız? Meçhul! Acaba bir daha sağ olarak bu yuvaya dönmek yurdun bu kıymetli parçasını düşmandan kurtarmak nasip olacak mı?

Sıcak ve şen yuvamızı, saadetimizin kaynağı olan ocağımızın başını, ecdadımızın aziz hatıralarını yaşatan bu çatıyı, şimdiye kadar hür ve temiz havasını teneffüs ettiğimiz yurdun bu sevimli parçasını, dolu ambarımızı, varımızı yoğumuzu terk ederek bu soğuk günde, titreye titreye bir serseri gibi sefil ve perişan kaçacak, uzaklaşacaktık.”[3]

Lermioğlu ailesi, gerekli eşyalarını toplayarak gözyaşları arasında evlerinin kapısını kapatıyor ve sahilde bekleyen kayığa biniyordu. Kayık yelkenlerini açıp kürek darbeleriyle yola koyulduğunda yaşlı gözler geride bıraktıkları topraklara son bir kez bakıyordu:

“Başlar göğüslerimizin üstüne düşmüş, bakıyor, bakıyor! Izdırapla inliyoruz. Her zerresine ecdadımızın çürüyen kemikleri karışan bu mukaddes toprakları, bu toprakların üstünde bin bir hatıranın canlandığı sevimli ocaklarımızı, saadet ve refahla dolu sıcak ve şen yuvalarımızı bırakıp gidiyoruz. Melun bir istila, bu topraklar üstündeki milli varlığımızı yine bu topraklara gömüp bir çığ gibi ilerliyor. Biz bunun önünde yıkılan ve sarsılan yuvalarımızdan kanat çırpıp felaket vadilerine doğru uçup gidiyoruz. Nereye? Yadellere, sefalet ve harabinin korkunç uçurumlarına.”[4]

Geceyi Akçakale’de geçirme kararı veriliyor ve kayık buraya demirliyor. Akçakale’de elliden fazla muhacir kayığı var. Yaya olarak yola koyulmuş diğer muhacirlerle birlikte köy dolup taşıyor. Herkes geceyi geçirebilecekleri bir yer arıyor ama bu mümkün değil. Gelenlerin % 95’i geceyi yağmurun altında geçirmek zorunda kalıyor:

“Çocukların feryadı, beraberinde getirmekte oldukları hayvanların bağrışmaları burayı mahşerden bir numune haline döndürdü. Her adım başında bardaktan dökülür gibi yağan yağmur altında kümeleşen bir aile halkı titreşiyor. Evlerin, tütün damlarının kırılan sökülen tahta ve direkleri yakılarak ısınmaya gayret ediyorlar… Göze çarpan sefalet ve felaket manzarası, değil içli insanların en duygusuz olanların bile kalbini sızlatmaya, acıma hislerini tahrike kâfiydi. Hepsi el açmış, Moskoflara lanet okuyor, müstevliye Allah’tan ölüm diliyorlardı.”[5]

Uzun bir deniz yolculuğunun ardından akşamüzeri Giresun’a ulaşılmış, aile burada bir otel odasında konaklamıştı. Ertesi gün öğle olmadan Ordu kasabasının yolu tutulmuş, Bulancak’tan sonra Abdal’a varılmıştı. Rus gemilerinin göründüğü haber verilince kayık burada bir süre durmuş, tehlike geçtikten sonra yola tekrar koyulmuştu. Artık Ordu sahilleri görülmeye başlanmıştı:

“Sahiller bundan sonra gittikçe düzleşiyor, düzlükler genişliyor. Yüksek dağların yerlerini alçak tepeler istihlaf ediyor (yerine geçiyor). Melet Deresi munsabına (denize döküldüğü yere) geldiğimizde gün kararmıştı. Zifiri karanlıklar içinde sahilin muhtelif noktalarında gözüken ışıklar bir hastanın gözü gibi fersiz ve sönüktü. Yarı gecede düz bir zemin üzerine kurulu ve Karadeniz sahillerinde yegane muntazam caddelere malik olan Ordu kasabasına ayak bastık.”[6]

Muzaffer Lermioğlu, hatıratına Trabzon’un işgalden önceki son günlerini, Akçaabat’ın işgalini, buralarda yaşanan çatışmaları anlatarak devam ediyor. “Hicrette Ordu Kasabasında” başlığı altında Vali Cemal Azmi Beyin Ordu’ya yerleşmesi, göç sırasında Ordu’nun nüfusundaki olağanüstü artış ve göçmenlerle ilgili alınan önlemler konularına değiniyor:

“Nüfus kesafeti (sıklığı) bakımından yurtta birinci derecede önemli bulunan işgal sahasındaki halkın daha ziyade bu havalide birikmesi her kasaba ve köyün nüfus miktarını evvelkine nispetle üç misline çıkarmıştı. Memleketin tekmil membaları (tüm kaynakları) milli müdafaa emrine tahsis edildiğinden elde halk ihtiyacını karşılayacak herhangi bir vasıta ve evvelden alınmış bir tedbir yoktu. Sıhhat teşkilatımız yok denecek kadar zayıftı. Buna rağmen buraya inhisar etmek (yalnızca bu işe ayrılmış) üzere muhacirlerin sıhhatine valinin himmetiyle azami dikkat gösterilmişti.”

Ordu’ya gelen göçmenler Ermenilerden boş kalan evlere yerleştiriliyor, komisyonlar kurularak ekmeklik ihtiyaçları dağıtılıyor ve sosyal seviyeye göre yevmiye adıyla parasal yardım yapılıyordu. Genel sefalet başlangıçta bir derece hafifletilmişti. Verimli olan Ordu toprakları sayesinde göçün ilk yıllarında bir bolluk ve ucuzluk göze çarpıyordu.

Muzaffer Lermioğlu, 1916 yılında bazı temel gıda maddelerinin fiyatlarını da veriyor. Buna göre bir okka (1282 gram) taze fasulye 3, mısır 4, tereyağı 25, pirinç 10, koyun eti 9, tuz 6, buğday unu 7, gazyağı 25, patates 2 kuruştur.

Ordu hakkında tarihi ve coğrafi bilgiler de veren Lermioğlu, Ordu’nun caddelerinin genişliği ve binaların düzeni ve yeniliği bakımından Karadeniz’deki diğer kasabalara göre bariz bir üstünlük taşıdığını ifade ediyor. Kasabadaki ticaretin Furtunzadeler, Felekzadeler ve birkaç ailenin elinde olduğunu da ekliyor. Ordu kasabası göçün ilk acılarını dindirmiş ama yaşadıkları yerin hasreti unutulacak gibi değildir. 16 Mayıs 1916 Perşembe günü Ordu’da günlüğüne şu satırları yazar:

“Gurbet eli denilen bu yakıcı muhitte ayrılığınla, mateminle kalbim derinliklerinden tutuşarak, gözlerim daima sulanarak her an, her yerde, her gölgede seni arıyorum. Ancak senin rüyalarınla, hülyalarınla yaşıyorum. Ey zümrüt memleket! Ey şirin belde, söyle neredesin?”[7]

Muzaffer Lermioğlu’nun babası Mehmet Rasim Efendi,  Rus ordusu ilerleyişini Harşit Deresi’ne kadar sürdürünce ailesini daha güvenli gördüğü Samsun’a götürmeye karar verir:

“Kış bastırmadan, yeni bir felaketle karşılaşmadan daha gerilere, Samsun’a iltica etmeyi uygun gördük. Limana gelen hemşerilerden birinin kayığının bir kısmını kiraladık. Ağustos ayının sıcak ve sevimli bir gününde Ordu’dan ayrıldık. Dört buçuk aydan beri ikamet etiğimiz Ordu’ya candan ısınmıştık. Buradan başlamak üzere batıya doğru atacağımız her adım bizi asıl yuvamızdan uzaklaştırıyordu. Ordu’dan ayrıldığımız dakikalarda boynumuz yine bükük, gözlerimiz nemli idi.”[8]

Keçiköy’den aşan kayık, gündüz vaktinde Yason’u geçmiş ve kayıkçıların söylediği muhacirlik türküsü eşliğinde sabaha doğru Ünye’ye ulaşmıştı:

“Trabzon’dan çıktım başım selamet

Çavuşlu’ya geldim koptu kıyamet

Anam ile yârim Hakk’a emanet

Ah bu muhacirlik şimdi de büküyor belimi

Kâfir Urus yaktı yıktı evimi”

Ünye’ye vardıktan bir saat sonra dükkânlar açılmaya başlar. Ünye’nin pazarıdır bu gün. Trabzonluların birçoğu buraya göçmüş oldukları için adım başında bir tanıdığa rastlamaktadırlar. Kahvehaneler Ünyelilerden daha çok muhacirlerle doludur. Trabzonlulardan bazıları burada dükkân dahi açmışlardır. Öğleye doğru kayığa tekrar binen göçmen kafilesi Samsun’a olan yolculuğuna devam eder.

Göç esnasında yollarda ölenlerin alelacele açılan çukurlara gömülerek kafilelerin yoluna devam etmesi, üzerinde köprü olmayan ırmaklardan geçildiği sırada birçok insanın sulara kapılarak boğulması gibi birçok olay, göçü bizzat yaşamış insanlar tarafından anlatılmaktadır. Tüm bu dramatik göç hikâyelerinin yanında, Trabzon’un Rus ordusu tarafından işgal edilmesinin Ordu şehrinin demografik yapısı üzerinde ciddi etkileri olduğu da açıktır. Ordu’nun kasaba merkezi ve köyleri göçmen kafileleriyle dolup taşmış, bu göçmenlerin büyük bir kısmı batıya doğru olan göç yolculuğuna devam ederken bir kısmı da Ordu’da kalmıştır. 1917 yılında yaşanan Bolşevik Devrimi’nden sonra Rus ordusu Trabzon’dan çekilmiş, göçmenler de köylerine, kasabalarına dönmüşlerdir.

Ancak Trabzon göçmenlerinin bir kısmı Ordu’da kalmayı tercih etti. Bunlardan birisi de Ordu tarihine onlarca eser vererek hizmette bulunmuş Sıtkı Çebi’nin ailesidir. Sıtkı Çebi, yaşanan muhacerete kitaplarında yer vermiş, iki göçmenin anılarını “Bir Muhacir Çocuğunun Anlattıkları” başlığında yazıya dökmüştür.[9] Rus işgalinden sonra Ordu’da kalmayı tercih eden ciddi miktardaki Trabzonlu, şehrin demografik, toplumsal, kültürel ve ekonomik yapısına önemli etkilerde bulunmuştur. Muhakkak ki Trabzon göçünün bu boyutu ayrı bir araştırmanın konusunu oluşturmaktadır.

 2_2

[1] Milli Mücadelede Trabzon, Dr. Sabahattin Özel, TTK Yayınları, Ankara-1991, s.2

[2] Dr.Sabahattin Özel, Age, s.6

[3] Muzaffer Lermioğlu, Akçaabat Tarihi ve Birinci Genel Savaş-Hicret Hatıraları, 2011, s.263

[4] Muzaffer Lermioğlu, Age, s.264

[5] Muzaffer Lermioğlu, Age, s.266

[6] Muzaffer Lermioğlu, Age, s.268

[7] Muzaffer Lermioğlu, Age, s.282

[8] Muzaffer Lermioğlu, Age, s.284

[9] Sıtkı Çebi, Ordu Şehri Hakkında Derlemeler ve Hatıralar, Ordu-2000, s.231


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.