Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

ORDU’DA FECİ BİR OTOBÜS KAZASI

DESTANDAN GERÇEĞE…

Yıllar önce elime sararmış tek bir yaprak kâğıda basılmış ve dörtlükler halinde 14 kıtalık bir şiir geçmişti. “Giresun Espiye Kazasına Bağlı Tikence Köyü’nden Karadeniz Halk Şairlerinden Hasan Oturak” imzasını taşıyan 1961 tarihli bu şiir Giresun Hamle Matbaası’nda basılmıştı. Açık söylemem gerekirse tarihsel değeri üzerinde çok kafa yormadığım, çok önemsemediğim bu şiiri bir edebi tür olarak yorumlayıp arşivimin “sık kullanılmayanlar” bölümüne kaldırmıştım.

“Fatsa Yolunda Yuvarlanarak Yanan Güven Otobüsünün 23 Kurbanının Destanı” başlığını taşıyan bu şiirin benzerlerine kütüphane arşivlerinde sıkça rastlamaya başlayınca üzerinde tekrar bir değerlendirme yapma gereğini hissettim. Aynı konu hakkında 1960 yılında Samsunlu Salim Yılmaz’ın “Fatsa’nın Yalı Köyünde 24 Kişinin Ölümüne Sebep Olan Feci Kaza Destanı” ve 1961 yılında Çaykaralı Âşık Mustafa Bal’ın “Fatsa Yolunda Yanan 27 Yolcunun Destanı” elime geçince bu destanların gerçek yaşanmış bir olay üzerine kaleme alındığını kesin olarak anlamıştım.

Artık gazetelerden arşiv taraması yapmanın ve destan yazıcılığı üzerine incelemeye başlamanın zamanı gelmişti. Hem ulusal hem yerel basında yaptığım taramaların sonunda destanlara konu olan otobüs kazasının haberlerine ulaştım. Kazanın ertesi günü yani 9 Eylül 1960 tarihli Milliyet Gazetesi’nde “İki Otobüs Kazasında Kırk Ölü Var” haberi bulunuyordu.  Ertesi gün 10 Eylül 1960 tarihli Milliyet Gazetesi’nin ilk sayfasında ise “Fatsa’daki Kazada Ölenlerin 26 Kişi Olduğu Anlaşıldı” başlığıyla çıkan haberin içeriğinde kaza anlatılıyor ve ölenlerden kimlikleri tespit edilenlerin adları veriliyordu.

Ordu yerel basınında da otobüs kazası geniş yer bulmuştu.  9 Eylül 1960 tarihli Gürses Gazetesi kazayı manşetten “Çok Feci Bir Trafik Kazası Fatsa Yolunda Uçuruma Yuvarlanan Otobüs!” başlığında ve Uğur Gürsoy imzasıyla vermişti. Ertesi gün “Güven Otobüsünün İçinden 24 Ceset Çıkarıldı!” haberinde ölen Ordulu yolcuların adları yer alıyordu. 14 Eylül 1960 tarihli Gürses Gazetesi ise kazadan sağ kurtulan Rıfat Aydın Kumcu’nun anlattıklarını sayfasına taşımıştı.

Yerel şairler tarafından yazılan ve 1960’lı yıllarda çarşıda pazarda 25 kuruşa satılan bu tek yaprak destanlar özellikle Karadeniz bölgesinde çok yaygındı.  Yaşanan önemli olayları ve insanları etkileyen acı hadiseleri konu edinen yüzlerce destan kütüphanelerin arşivleri arasında yerini almıştı.

DSC_0643

Yazanı belli olan bu yakın dönem eserlerine edebiyatımızda “yapay destanlar” deniliyor. Diğer destanlardan farklı olarak olağanüstü olaylara çok az yer verilmekte ve genellikle yaşanmış acı olaylar konu edilmektedir. Henüz televizyonun toplumu esir almadığı bir dönemde mani, destan türleri sözlü kültürün önemli bir parçasını oluşturuyordu. Hemen her kasabada ve köyde yaşanmış olayları, kendi kurguladığı şiirlerle anlatan kişilere rastlamak mümkündü.

İncelediğim bazı destanların adlarını verdiğimde konunun daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum: Samsun’un Çarşamba Kazasının Muhcalı Köyü’nden Satırla Öldürülen Hakkı Akbaş’ın Destanı, Ünye Yolunda Çarpışan Arabanın Destanı, At ile Beraber Sele Giden Genç Faruk’un Destanı, Niksar’ın Bozcaarmut Köyü’nde Kesilen Kızın Destanı, Denizde Boğulan Bir Gencin Destanı…

Bu destanlar sayısı sınırlı olmayan dörtlükler halinde ve hece ölçüsünün 11’li kalıbı kullanılarak yazılmaktadır. Son dörtlükte şairin mahlası ya da adı mutlaka geçmektedir. Hasan Oturak tarafından yazılan “Fatsa Yolunda Yuvarlanarak Yanan Güven Otobüsünün 23 Kurbanının Destanı”nın son dörtlüğü şu şekildedir:

“Hasan yazma bunu memleket duyar

Gece karanlıkta cesedim buyar

Babam ile annem okursa duyar

Kardeş ile bacı ağlar halime.”

Destanda acıklı bir dil kullanılmış ve kazanın oluş sebebi olarak otobüsün freninin patlaması gösterilmiştir:

“Acı feryat eder Fatsa’ya giren

Çare bulamadık patladı fren

Bu kadar afatı var mıdır gören

Halimize ağlar duyan memleket”

Kazadaki insan öyküleri de dörtlüklere yerleştirilmiş, tanıklar tarafından dilden dile anlatılan detaylar şiirsel ifadelere dönüştürülmüştür. Örneğin kazada ölen teğmen Zekeriya Saraç’ın acı sonu destanda şöyle yer alıyor:

“Asker teğmenin de eşi yanında

Bir çocuğu vardı hem kucağında

Vuran yok mu beni diyor kaza anında

Ruhunuz şad olsun ölen yolcular.”[1]

milliyet 2

Hakkında üç destan yazılan otobüs kazasının hikâyesini gazete arşivlerinden derlediğimiz bilgilerle anlatmaya başlayalım. Takvimler 8 Eylül 1960 Perşembe gününü göstermektedir. Samsun’dan Trabzon’a gitmek isteyenler Samsun Güven garajında birikmeye başlamışlardır. Ancak yolcunun az oluşu nedeniyle otobüs maliyetini kurtaramamaktadır, bu nedenle seferden vazgeçilir. O sırada otobüsüyle garajda bulunan bir şoför yolcuları Trabzon’a götürebileceğini ifade eder ve yola çıkılır.

“Samsundan çıktık akşamın beşi

Otobüsün içinde tam otuz kişi

Kiminin çocuğu kiminin eşi

Kim derdi bunları ölüme gider.”[2]

On sekiz kişiyle Samsun’dan hareket eden Trabzon-80143 plakalı otobüs sırasıyla Çarşamba, Terme ve Ünye’ye uğrayıp buralardan yolcu alır ve otobüsteki yolcu sayısı 40’a çıkar. Ünye’den sonra araç bozulur, marş basmaz. Bunun üzerine şoför aracı kolla çalıştırmayı başarır.

Ünye Cumhuriyet Meydanı’ndaki benzin istasyonundan yakıt alındıktan sonra Fatsa’ya gelinir. Bolaman’ı geçtikten sonra su içmek için kısa bir mola verilir. Şoför burada, arabada arıza olduğunu ve ilk otelli yerde durarak tamirat için sabahı beklemek gerektiğini ifade etmiş ancak otobüste bulunan mal sahibinin sert uyarısıyla yola devam etmek zorunda kalmıştır.[3] Ünye benzin istasyonunda çalışan görevli de zaten otobüsün istasyon önündeki duruşundan frenlerin bozuk olduğunu anladığını ifade etmiştir.

Verilen su molasının ardından yola koyulan otobüs, sahil yolunun dönemeçli ve dik yokuşlarını ikinci vitesle ağır ağır çıkmaktadır. Yolun düzleştiği kısımda şoför vitesi üçe yükseltir. İnişe geçildiği yerde otobüsün hızı birden artar. Vitesi ikiye düşürmeyi başaramayan şoför frene yüklenir ancak fren patlamış ve otobüs kontrolsüz biçimde hızlanmıştır. Yolcular ayağa kalkarak “Eyvah, Gittik, Öldük!” diye bağırmaya başlar. Kontrolden çıkan otobüs bağırışlar çağırışlar arasında Bolaman Kalesi ile Yalıköy arasında elli metrelik uçuruma yuvarlanır. Dört takla atarak deniz kıyısındaki kayaya baş taraftan çakılmıştır.[4] Olay akşam saat sekizde yaşanmıştır.

DSC_0012

“Yanaşmak üzereyken tam Yalı köye

Biz de anlayamadık uğradık neye

Arabamız takla attı dereye

Kim derdi bunları ölüme gider”[5]

Otobüsün kornası devamlı bir halde çalmakta, şasesinden ise kıvılcımlar çıkmaktadır. Otobüsten sağ kurtulan yolcular kendilerini hızla dışarıya atarlar. Bu sırada otobüs büyük bir patlamayla birlikte alev topuna dönüşmüştür. Otobüsten sağ kurtulan bir yolcu karanlıkta yakınlarını bulabilmek için kibrit yakmış, bu da depodan sızan benzini tutuşturmuştur. Tutuşmanın ardından otobüsün yükleri arasında bulunan barut patlamış, mermilerin infilak ettiği görülmüştür. Manzara tüyler ürperticidir.

Alevleri Fatsa’dan gören PTT memurları Yalıköy ’de yangın çıktığı düşüncesiyle derhal itfaiyeye haber verir. Olay yerine gelen Fatsa itfaiyesi bütün suyu otobüse sıkmış ancak yine de otobüsteki yangın söndürülememiştir. Otobüsteki yaralıların feryatları ortalığı kaplamıştır. Gümüşhaneli Teğmen Zekeriya Saraç’ın “Yanıyorum, ya kurtarın ya da öldürün beni!” diyerek can verdiğini gören bütün Yalıköylülerin yürekleri dağlanmıştır.

Kazadan sapasağlam bir şekilde kurtulan Trabzon’un Araklı nahiyesinden 20 yaşındaki Mehmet Çakır olayı şöyle anlatmaktadır:

“Hadise sırasında ben uyuyordum. Birdenbire otobüsün sarsıldığını duyunca ayağa fırladım. Otobüsün ön tarafında kavga oluyor zannettim önce. Otobüs ters döndü ve taklalar atarak uçuruma doğru gitti. Kırılan pencereden kendimi dışarı attım ve kaçarak otobüsten uzaklaştım. Bir iki dakika sonra otobüsün içinden bir alev parladı. Yolcular ‘bizi kurtarın’ diye bağırıyorlardı ama alevler çok fazla olduğu için etraftan gelen köylüler otobüsün yanına yaklaşamadı. Böylece koca otobüs yarım saat içinde yandı kül oldu.[6]

“Çığlıkları bir anda duyulmaz oldu

Ateşin yanına varılmaz oldu

Ölüler kenarda tanınmaz oldu

Kim derdi bunları ölüme gider?”[7]

DSC_0644

 Kazanın olduğu yere Fatsa, Bolaman ve civar köylerden toplanan binlerce insan uzun süren kurtarma çalışmalarını acılı gözlerle izlemişlerdir. Güçlükler içerisinde süren çalışmalar sonunda alevlerin arasından 16 kişi çıkartılmış ama bunlardan 8’i daha hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetmiştir. Yaralılardan 4’ü koma halinde Ordu Devlet Hastanesi’ne yatırılmıştır.[8]

Kazadan sağ kurtulanlardan birisi de Ordulu Rıfat Aydın Kumcu’dur. Rıfat Kumcu olayı Gürses gazetesi muhabirine anlatır. Gürses’te yer alan ifadelere göre Ünye’den sonra otobüs bozulmuş, kolla çalıştırılarak yola devam etmiştir. Bolaman yokuşlarında freni patlayan otobüs hızla uçuruma doğru taklalar atarak düşmüştür:

“Otobüse Ünye’den eniştem Hamdi Atabeyoğlu, halam Fatma Özdoğru ve akrabam Mualla Özdemir’le birlikte bindim. (Kaza anında) Hemen oturduğum koltuğun altına girdim. Otobüs 3-4 takla atmış ve 50 metrelik uçuruma ters düşmüştü. Arka kapıya yakın oturduğum için altında bulunduğum kanepenin üzerinden 8-10 yolcu atlayarak dışarı çıktılar. Sonra ben de dışarı çıktım. Dışarı çıkınca aklıma akrabalarım geldi. ‘Hala, enişte, Mualla neredesiniz?’ diye bağırmaya başladım. ‘Buradayız, otobüsün içindeyiz, bizi kurtar’ cevabını alınca otobüsün içine girdim. Fakat daha iki adım atmıştım ki birden otobüsün içinde bir alev parladı ve otobüs yanmaya başladı. Kendimi dışarıya attım. Otobüsün içindekiler feryatlar içinde yanıyorlardı.[9]

“Otobüsün içi ateş alıyor

İçerisinde nice canlar yanıyor

Kendimi kurtarsam kardeş kalıyor

Sıla ile gurbet bir oldu bana.”[10]

milliyet 1

Yaşanan bu feci otobüs kazasında 26 kişi hayatını kaybetti. Sekiz kişi yaralı olarak kurtuldu ve Ordu’da tedavi altına alındı. Ordulu yolculardan Saray Mahallesi’nden Mualla Özdemir, Fatma Özdemir, Karakiraz Köyü’nden Hüsnü Aydın, Fatma Özdoğru, Mesudiye Gebeme Nahiyesi’nden İbrahim Özdemir ve Mustafa Özdemir vefat ettiler. Burhanettin Köyü’nden Hamdi Atabeyoğlu ve Yaraşlı Köyü’nden Muhittin Gönül ise kazadan yaralı olarak kurtulmuşlardı.[11]

1960 yılında Ordu Yalıköy’de yaşanmış büyük bir otobüs kazasını, üzerine yazılmış üç destandan ve gazete arşivlerinden yola çıkarak ele almaya çalıştım. Yaşanan büyük trajedileri, acıklı olayları hece ölçüsünde yazılmış destanlarla anlatan kişilere günümüzde rastlamak mümkün olmuyor. Bu yazı vesilesiyle, kazada ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

[1] Samsunlu Salim Yılmaz

[2] Samsunlu Salim Yılmaz

[3] Gürses Gazetesi, 10.09.1960

[4] Gürses Gazetesi, 14.09.1960, Rıfat Aydın Kumcu’nun Anlatımları

[5] Samsunlu Salim Yılmaz

[6] Milliyet,10.09.1960

[7] Salim Yılmaz’ın Destanı

[8] Milliyet Gazetesi, 09.09.1960

[9] Gürses, 14.09.1960

[10] Hasan Oturak’ın Destanı

[11] Gürses, 10.09.1960


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.