Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hikmet  PALA

Hikmet PALA

RÜSUMAT NO 4 VAPURU’NUN KAPTANI YÜZBAŞI MAHMUT BEYİN HATIRALARI

Ordu tarihinde üzerinde hayli söz söylenmiş ve araştırma yazılarına konu olmuş olaylardan birisi Rüsumat No 4 adlı vapurun başına gelenlerdir. Sıtkı Çebi’den başlayarak, Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler ve Erol Mütercimler’in Bu vatan Böyle Kurtuldu kitaplarında, İbrahim Dizman’ın “Rüsumat No: 4 Gemisi Olayı” yazısında Rüsumat No 4 Vapuru konusu hayli detaylı bir biçimde incelenmiştir. Bu nedenle konunun yazılmış boyutlarını tekrar ele almayacağım.

15 Ekim 1937 tarihinde Tan gazetesinde Rüsumat No 4 Vapurunun kaptanlığını yapan Yüzbaşı Mahmut (Gökbora) Beyle, İstanbul Deniz Komutanı olduğu sırada bir söyleşi yapılmıştı. Yazımızın odağını bu söyleşi oluşturmaktadır.

Öncelikli olarak okuyucularımıza konuyu kısa bir özetle hatırlatalım. 1891 yılında İngiltere’de bir balıkçı gemisi olarak inşa edilen Rüsumat No 4 Vapuru, Osmanlı Devleti tarafından 1913 yılında satın alınmış, bir yıl sonra iki top monte edilmiş ve Osmanlı donanmasının emrine verilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Marmara limanları arasında cephane ve yiyecek taşıyan vapur, Milli Mücadele yıllarında da Batum’dan İnebolu ve Samsun’a silah taşınması işinde kullanılmıştır. İşte Rüsumat No 4’ün Ordu ile kesişen öyküsü de bu döneme rastlamaktadır. Kaptanı Yüzbaşı Mahmut beyin idaresinde Batum’dan yüklediği silahları İnebolu’ya ulaştırmaya çalışan vapur sık sık Karadeniz’de bulunan Yunan savaş gemilerinin saldırısına uğramaktaydı.

Yine Batum’dan yüklediği cephaneyle yola koyulan vapur, 1921 yılının ağustos ortalarında Yunan savaş gemilerinin artan faaliyetleri nedeniyle Ordu açıklarında durmuş, silahları Ordu’da depolara boşaltılmıştı. Vapurun herhangi bir saldırıya uğraması halinde yakılması ve batırılması için hazırlıklar yapılmıştı.

19 Ağustos 1921 tarihinde Yunan Panter muhribi ile Dafni yardımcı kruvazörünün Ordu açıklarında belirmesi üzerine Rüsumat No 4’ün üzerine gaz dökülerek ateşlendi. Vapurdan yükselen dumanları gören Yunan gemileri, vapurun battığını ve yandığını düşünerek herhangi bir saldırıda bulunmadan uzaklaştılar.

Bunun üzerine mürettebat ve Ordulu gençler harekete geçerek vapurdaki yangını söndürdüler. Ancak hasar gören vapur yoluna devam edemedi. Onarım için Batum’a gönderildi. Tamir olunduktan sonra cephane taşıma görevini sürdüren vapur, 1921 yılının eylül ayında Samsun’dan dönerken Giresun Eynesil açıklarında iki Yunan savaş gemisinin saldırısına uğradı. Beş top isabet eden ve ağır hasar gören Rüsumat No 4, düşman savaş gemilerinin uzaklaşmasının ardından kurtarılmaya çalışıldı. Ancak 14 Ekim 1921’de yeni bir saldırıda dokuz top isabet etmesiyle kurtarma çalışmalarının artık gereksiz olduğu düşünüldü. Kasım ayı ortalarında Eynesil açıklarında kendi kaderine terkedildi ve batık gemiler listesindeki yerini aldı.[1]

Kısa öyküsünü anlattığımız Rüsumat No 4 Vapurunun kaptanı Yüzbaşı Mahmut Beyle Tan Gazetesinde “Kurtuluş Savaşında Deniz Kahramanları” yazı dizisi kapsamında bir söyleşi yapılmış, bu söyleşi gazetenin 15 Ekim 1937 tarihli nüshasında “Karadeniz Dalgaları Üstünde Rüsumat No 4 Öyle Yaman Çalışmıştı ki” alt başlığıyla yayınlanmıştı.

1

Söyleşinin yapıldığı tarihlerde İstanbul Deniz Komutanı olan ve yarbay rütbesinde bulunan Mahmut Gökbora, Doğu cephesinde Ermenilerden elde edilen askeri malzemenin Batum’dan taşınabilmesi için eldeki bütün gemilerin seferber edildiğini anlatarak başlıyor konuşmaya:

“Şark Cephesinde Ermeniler tamamiyle münhezim olmuş (bozguna uğramış), ordunun eline birçok harp malzemesi bırakmışlardı. Türk ordusu silah diye çırpınırken kendi gelen bu ganimetin ne demek olduğunu şüphesi takdir edersiniz.

Elimizdeki bütün gemiler bunların nakline memur edildi. Aydınreis, Preveze, Şahin, Gazal ve daha birçok ufak tefek gemilerle beraber bizim küçük Rüsumat 4’te Batum’a vardı.”[2]

Yüzbaşı Mahmut Bey, ganimet yoluyla elde edilen cephanenin Batum limanında gemilere yükleme işinin çoğu Ermeni olan amele tarafından yapılmak istenmediğini ifade ettikten sonra bu işin subaylar, askerler ve Batum’daki Türkler yerine getirildiğini belirtiyor. Ve anlatmaya devam ediyor:

“Bizim Rüsumat 4’ün payına cephaneleriyle beraber bir batarya 8.8’lik yepyeni İngiliz topu düştü. Rüsumat 4 bu ağır yükün altında denizle bir seviyeye indi. Ben o zaman Rüsumat’ın süvarisiydim. Düşmanın Batum’daki casus teşkilatına rağmen yakayı ele vermeden düşman karakol hattını geçmeye muvaffak olduk. Tek bir ışık göstermiyorduk. Trabzon’a vardığımız zaman işler yolundaydı. Limanlara uğrayarak düşman hakkında mütemadiyen malumat almak emir icabındandı.”

Karadeniz’deki limanlara uğrayarak yoluna devam eden Rüsumat No 4 Vapuru 17 Ağustos 1921 Çarşamba günü Ordu’ya geldi. Aslında Yüzbaşı Mahmut Bey’in amacı Yunan savaş gemileri hakkında bilgi toplamak ve yola devam etmekti. Ama Ordu’dakiler geminin limana girişini bir panik havasında beklemektedir:

“Gemi limana girer girmez liman reisi pürtelaş geldi. Limanlar komutanlığının resmi bir telgrafını gösterdi. Bu telgrafta düşmanın Bababurnu’ndan şarka doğru seyretmekte olduğu bildiriliyordu. Sığ bir yere demirledik. Şafakla beraber gelen ikinci bir telgrafla toplarn cephaneleriyle birlikte Ordu’ya çıkarılması emredildi.”

Emir bu şekildedir ancak Ordu’da ne vinç vardır ne de iskele. Liman başkanı, memurlar, Ordulular büyük bir fedakârlıkla cephaneyi vapurdan çıkarmak için çalışmaya başlarlar:

“Kayıklar yanyana getirildi, üstlerine kalaslar döşendi. Göz açıp kapatıncaya kadar kurulan bu iğreti iskelenin üzerinden topları geçirdik. Cephaneleri taşıdık. Akşamın alacakaranlığı bastırırken gemideki bütün malzeme-i harbiye karaya çıkartılmış bulunuyordu.”

Askeri malzemeler Ordu’ya çıkartıldıktan sonra herhangi bir saldırı karşısında düşmana teslim olmamak için gemiyi batırmak için hazırlıklara girişilir. Valfın cıvatalarından altı tanesi gevşetilir, vapuru yakmak üzere beş tarafa gazla ateşleme düzenekleri yerleştirilir.

Her tarafın sessiz, denizin sakin ve havanın güzel olduğu 19 Ağustos günü, iki gün önce Bababurnu’ndan doğuya geçtiği bildirilen düşman gemilerinin Vona’ya indiği haberi gelir. Yarbay Mahmut Gökbora, arada gelen telefonlara yanıt verdikten sonra heyecanla anlatmaya devam eder:

“Dafni kruvazörü ile Panter adındaki torpidodan ibaret olan düşman filosu Vona’da kayıkları aramış, bizim nakliyat hakkında tahkikat yapmış ama Türk kayıkçılarından haber sızmasına imkân var mı?

Bunun üzerine fazla sarfiyat yapmamak için Dafni kruvazörü torpidoyu yedeğine aldıktan sonra gayet ağır bir yolla sahil hattında karakola devam ediyorlar. Düşman Kalecik Burnuna yaklaşırken Ordu’dan haber alınmış, şehirde bir telaştır başlamış.”

Liman çavuşu, Yunan savaş gemilerinin Bozukkale’de gözüktüğünü haber vermek için koşarak sahile, Rüsumat No 4’ün olduğu yere gelir ve “Düşman Geliyor! Düşman Geliyor!” diye bağırır. Onun sesini duyduklarında da zaten düşman kruvazörü artık görülmüştür.

“Gemide silah olarak dört adet İngiliz mavzeri vardı. Hoş, bu silahları kaparak Dafni kruvazörüne saldıracak değildik. Hesap kitap meydanda idi. Teknenin olduğu gibi sapasağlam düşmanın eline geçmesi de işimize gelmezdi. Çarkçıbaşı Arif aşağıya koşarak Valfı açtı, sular bütün şiddetiyle makine dairesine hücum etmeye başladı.”

Yüzbaşı Mahmut derhal etrafına “Terk-i Sefine”( gemiyi terk edin) emrini verir. Düşman gemisi epeyce yakına gelmiştir ve güvertedeki askerler dahi seçilebilmektedir. Rüsumat’ın baş tarafı ateşe verilir ve herkes kıyıya çıkar. Gemi bir taraftan sulara gömülürken diğer yandan da alevler içinde yanmaktadır artık. Ordulular kıyıdan durumu izlerken Yunan kruvazörü suya bir motorlu filika (işkampavya) indirir.

“Fakat bu sırada yangın baş ambara da sirayet ettiği için burada döküm halinde bulunan piyade cephaneleri ateş aldı, patlamalar başlayınca işkampavya durdu. Gemiden bir şeyler sordu. Onu geri çağırdılar. İşkampavya kruvazörün mataforasına asıldıktan sonra düşman bir de kurusıkı top attı, bunun ne manaya delalet ettiğini anlamadık ama filonun uzaklaşması da hoşumuza gitti.”

“Duracak zaman değildi. Gümrüğün yangın tulumbasını bir takaya yerleştirerek Rüsumata yaklaştık. Askerin ve ahalinin kahramanca yardımıyla yangın söndü. Şimdi gemiyi yeniden yüzdürmek sırası geldi. Geminin içindeki suları boşaltmak kolaydı. Fakat ilk iş makine dairesini dolduran yağlı sulara dalarak Valfı yerine koymak ve kapatmak lazımdı. Bunu yapacak kahraman nerede? O da var. Ordulu bir genç;

-Ben yaparım! Dedi. Ona deliğin yerini tarif ettik. Cömert ruhlu delikanlı birkaç dalışta valfı kapattı. Elbirliği ile suları boşalttık. Gemiyi yeniden yüzdürdük.

-Yaşa! Sesleri arasında kırık direk, kopuk burunla Trabzon’a yollandık. Biz gittikten sonra yeniden oraya gelmiş olan düşman filosu yerimizde yeller estiğini görünce şaşırmış. Halk sahilde toplanarak kahkahalarla gülmüşler.”

Yüzbaşı Mahmut Beyin bahsettiği valfı kapatan Ordulu genç Hamdi Karadeniz’dir. Vapurdaki suyun boşaltma işlemi bir gün ve bir gece boyunca devam etmiş, ertesi gün limana gelen İtalyan bandıralı Remo Gemisinin devir daim pompasından yararlanılarak Rüsumat’ın suları tamamen boşaltılmıştı.[3]

Geminin yüzdürülmesi işlemi çok kolay olmamıştır.  Ağustos ayında Ordu’da fındık kabuğu bulmak kolay değildi. Fındık kırma fabrikalarından sağlanan fındık kabukları ile geminin kazanları yakıldı, fındık yağı ile makineleri yağlandı, elden geçirildi. Uzun uğraşlar sonucunda Rüsumat saplandığı kumluktan kurtularak yeniden yüzmeye başladı.

Rüsumat No 4’ün batırıldıktan ve ateşe verildikten sonra Orduluların gayretleriyle yeniden yüzdürülmesi Ordu tarihinin ilginç olaylarından birisidir. Geminin kaptanlığı yapan ve o zamanlar yüzbaşı rütbesinde olan Yarbay Mahmut Gökbora’nın birinci ağızdan anlatımlarıyla bu olayı tekrar hatırlamış olduk.  Rüsumat No 4 Vapuru, 17 Ağustos 1921 tarihinde Ordu’ya geldi. Günlerden çarşambaydı. Yunan savaş gemileri Rüsumat’a 19 ağustos Cuma günü saldırdı. Anlatımlara göre suyun boşaltılması ve geminin yüzdürülmesi işlemi iki gün sürdü. Bu durumda 20 Ağustos 1921 cumartesi günü yeniden yüzdürülerek Trabzon’a doğru yola çıktı.

Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” ve Erol Mütercimler’in  “Bu vatan Böyle Kurtuldu” kitaplarında ve Yakın Tarihimiz Cilt 3’te  Emrullah Nutku’nun “İstiklal Savaşı’nda Denizciler” yazısında anlatılan bu olay Türkiye’de birçok insan tarafından biliyor. Naçizane, 17-20 Ağustos tarihleri arasında Orduluların Rüsumat No 4 Vapuru olayını daha yakından ve ayrıntılı öğrenmesini sağlayacak etkinlikler yapılmalıdır, diye düşünüyorum.

[1] Dr.Sabahattin ÖZEL, Milli Mücadelede Trabzon, TTK Yayınları 1991, s.218 Dipnot

[2] Tan Gazetesi, 15.10.1937

[3] Sıtkı Çebi, Ordu Şehri Hakkında Derlemeler ve Hatıralar, s.316


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.