Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hüseyin Ağaoğlu

Hüseyin Ağaoğlu

Narkoz


Toplumların, toplulukların geçmişten günümüze kadar olan yaşamlarının yaşam alanlarının ve hayatlarının yüz yıllardır bir değişim ve dönüşüm içerisinde olması, medeniyetlerin oluşması süreçleri ve göçebe düzenlerden yerleşik düzene geçişler, bu arada yüz yıllardır yaşanan savaşlar ve bu uğurda kazanılan ya da kaybedilen topraklar, bütün uygarlıkların elde etmek istedikleri şeyleri yaşamları pahasına ortaya koymalarını bu mücadelenin temelin de hep daha fazlasını kazanma hırsı olmasıdır...
Bu süreç; bugünkü yaşadığımız dünyanın şartlarının da en belirleyicisi  niteliğidir.
İnançların sömürüsü bu temelin en kuvvetli yöneticisi, yönlendiricisi olmuştur.
Baktığımız da; geçmişten günümüze yapılan inanç sömürüsü insanlığın koşulsuz peşin hükümlü davranışlarının da en belirleyici temel sebebi olmuştur.
Geçmişteki medeniyetlerin inançları bu inançların en belirleyici özellikleri ise açıklayamadıkları doğa olaylarına karşılık duydukları korkuydu...
Zamanla bu korkular insan aklının kontrolü altına girmiş ve uzun araştırmalar sonucu bu durum yerini bilimsel açıklanabilir ve bilimsel araştırmalarla kanıtlanabilir sonuçlara bırakmıştır.
Bu bilimsel çalışmaların ışığın da insanlık çağ açıp çağ kapatmış zaman sonra devrim niteliğin de teknolojik buluşlara da imzasını atarak dünyayı kontrolü altına almış bilinmezliğin sınırlarını zorlar hale gelmiştir.
Aslında bunu yaparak, gerçek manada yaradanın kendisine yüklediği en önemli sorumluluğun bütün kainatın yaradılış sebebini ve sırrını anlaması bilmesi ve insan olmanın sorumluluğunu yerine getirmesi adına tüm insanlığın bu anlamda sırtın da ağır bir yükü olduğunu bize hatırlatmasıdır.
Bu yük;bütün insanlığın omuzların dadır ve bizlerin güç diye görmüş olduğu bütün fanilikler insanlığın elinde maalesef fenalığa dönüşmekte bu gücü elinde tutanlar tüm canlılığa bu zulumu reva görmektedir...
Bilinç, uyanınca uykusundan öğrenmeye başlayınca hayatı, çevre koşulları insanın bilincini oluşturmaya başladığında bu durum o insanı o çevreye ait kılar. Zordur bu baskıdan kendi başınıza sıyrılıp çıkmanız. Kendinizi ifade etmeniz. Keşfetmeniz.
Fakat unutmayalım! İnsan zoru başarmak üzere yaratıldı.
Esas zorluk; insan olmaktı. Bunu başarmaksa aslında o kadarda imkânsız değildi...
Önemli olan ne kadar yaşadığınız değil nasıl yaşadığınız ve bu sürede nasıl davrandığınızdır... Ünlü bir filozofun sözü vardı.”düşünüyorum öyleyse varım...”
İşte bütün mesele, düşünebilmek düşündüğünü söyleyebilmek söylenenleri sorgulayabilmekti.
Yani emekti, sadece yemekle karnını doyurmak için çalışmaktan başka yaşadığın topluma katılımcı gelişimine ve ileriye gidişine yardımcı olacak adımları cesurca atabilmekti.
İnsanı insan yapan attığı adımların sıklığı değil bu adımların yere ne kadar sağlam bastığıdır...
Eğer ki bir insan; bir şeyi biliyorsa saygı duyarım, eğer ki bir insan her şeyi bildiğini iddia ediyorsa duraklarım, eğer ki bir insan her şeyi ben bilirim diyorsa ondan korkarım.
Biz insanlar; tıpkı ilk medeniyetlerdeki  yaşayan insanlar gibi, eğer ki korkularımızla yüzleşmez sebep ve sonuçlarının peşinden gitmez isek işte o zaman korktuğumuz başımıza gelir ve bu korku her şeyin önünü kapatır. Bizi ileriye değil geriye götürür...
Bir zaman sonra da bu durum bizi tıpkı bir narkoz gibi uyuşturur.
Tıp donarak ölen bir insanın hiç acı çekmediğini söylüyor. Peki bu nasıl olabilir? Önce üşürsün, sonra uyursun ve sonrada ölürsün.
Uyuyan insanlar ve toplumlar elbette yok olmaya mahkûmdurlar.
Ülkemizde her geçen gün asayiş de giderek artan bir bozulmayla karşı karşıyayız, evet dışarı karşı dik duruyoruz tek vücut olabiliyoruz ama içeride belimizi büken sorunlarımızın olduğu aşikâr, gün geçmesin ki cinayet haberleri duymayalım gün geçmesin ki taciz tecavüz olayları duymayalım, özelliklede çocuklara yönelik insanlık vicdanına sığmayacak olayların sıklıkla yaşanması bizlerin geleceği çocuklarımıza olan sorumluluklarımızın arasında olan onları korumak ve kollamak sevgi ve ilgiyle büyümelerini sağlamak hem toplum olarak hem de devlet olarak en birinci görev ve sorumluluğudur.
Ama üzülerek ifade ediyorum bu durum bugünün Türkiye’sinde pek mümkün olamaz hale geldi. Önlemlerimiz az, cezalandırma sürelerimiz geç ya da yetersiz. Dışarıda serbestlik yasasından faydalanarak elini kolunu sallayarak gezen suçlular oldukça siz mağdur edilen insanların karşısında adaletten bahsedemezsiniz...
Siz onca yanlışların üzerine kafaları bozan fetvalarıyla ortalıkta dolaşan aklına geldiği gibi konuşan hoca sıfatıyla insanlar varken vicdandan bahsedemezsiniz.
Ayrıca;
Fetva veren bazı hocaların akıl dışı söylevleri ile akıl dini olan İslamiyet’in maneviyatına zarar vermesine seyirci kalırsanız.
Siz gerçek manada maneviyattan bahsedemezsiniz.
Bu ülkede dini siyasete alet etmeyle din işlerini devlet işlerinden ayırmayı birbirine karıştıranlar var.
Biri inançları sömürme yoluyla durumu kendi lehine çevirmeyi diğeri de bu olumsuzluğu engellemeyi sağlamak için var...
Fakat siz eğer ki bu ikisini birbirine karıştırırsanız,
Orada gerçek manada vicdan hürriyetinden bahsedemezsiniz...
Hürriyet; kişinin hür iradesini eşit şartlar ve koşullarda ortaya koymasıdır.
 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.