Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Hüseyin Ağaoğlu

Hüseyin Ağaoğlu

Sağlık olsun...


İnsan zamanla tecrübe abidesi bir sabır timsali hayatta her şeyin olabileceği bilinciyle yaşayabilmeyi öğrenmelidir. Buna karşı her zaman hazırlıklı olmalıdır.

Hayat tıpkı bağışıklık sistemimiz gibidir. Birbirine bağlı zincirin halkaları misali kuvvetli, dirençli ve güçlü olmalıdır. Bir zincirin gücü en zayıf halkası kadardır. Bağışıklık sistemimiz de öyledir. En zayıf yerin den çöker ve bizi hasta eder. Bu durum da karşılaşacağımız olumsuzluklar ve başımıza gelecek durumlara karşı güçlü olmamız sıkıntıların üstesinden gelebilmemizin ve hayatımızı idare edebilmemizin en önemli sebebi, nedenidir. Tabi ki böyle bir durum da en önemli faktör moraldir...

Geçtiğimiz ağustos ayında yedi aylık bebeğimizin rutin kontrolü için hastaneye gittiğimiz de Sayın Dr. Mehmet Yapar uzmanımızın karın muayenesi esnasında olağan dışı bir durumdan şüphelenmesi üzerine yapılan ultrason görüntülemesinde bebeğimizin böbreğin de tümör olduğu tespit edildi. Acı bir tecrübeydi bu bizim için. Çaresizliği hiç aklımıza getirmeden hastalığımıza çare aramak üzere hemen Ankara’ya gittik. Çaresiz değildik çünkü hastalığımızın tanısı vardı ve tedavi yöntemi belliydi; “Bilateral Wilms Tümörü…”

Ankara Tıp Fakültesi Cebeci Çocuk Hastanesinde ilgili bölüm hocalarımızla görüştük, çocuk cerrahı anabilim dalı başkanı Sayın Prof. Dr. Hüseyin Dindar, Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Sayın Prof. Dr. Emel Ünal…

Çocuk cerrahisi bölümüne hemen yatışımız yapıldı, gerekli tetkikler alındı ve sonuçları değerlendirildi, bebeğimizin öncelikle kemoterapi tedavisi alması gerektiğine karar verildi. Bebeğimizin böbreklerinde tümör vardı yani bebeğimiz kanserdi. Acıydı ama gerçekti. İlk önce bu gerçeği kabul etmemiz gerekirdi. Artık bu hastalık hayatımızın bir parçasıydı, bu durum elbette kolay hazmedeceğimiz bir şey değildi, fakat şunu da iyi biliyorduk; moralin, sabrın ve şükrün önemini...
Kendimi ve eşimi ayakta tutmak için morale, bu zorluğu aşmak için sabra, daha kötüsünün de olabileceği düşüncesiyle şükre sarıldık.
Beş buçuk ay sürdü bu süreç. En başta bebeğimize 12 hafta kemoterapi tedavisi uygulandı.
Daha sonra ameliyat karar verildi. Ameliyatımızı çocuk cerrahı Sayın Prof. Dr. Hüseyin Dindar hocamız başarılı bir şekilde gerçekleştirdi ve her iki böbrekte ki tümörleri de temizledi. İki hafta kadar patoloji sonucunun çıkmasını bekledik, sonuçlar geldikten sonra bebeğimizin altı gün ışın tedavisi almasına karar verildi ve ışın tedavisini de aldık. Geriye kemoterapi protokolünün kalan kısmının uygulanması kalmıştı. Bu tedavi planı doğrultusun da bundan sonrası için Ankara’ya gidip geleceğiz.
Rabbime şükürler olsun ki bu riskli hastalık karşısın da hiç bir zaman çaresiz kalmadık, umutsuzluğa kapılmadık. Fakat çaresizliğe ve umutsuzluğa çokça şahit olduk.
Bu vesileyle hastanede kaldığımız sürece çoğu şeyi düşünme ve gözlemleme fırsatım oldu.
Allah hekimlerimizi başımızdan eksik etmesin... Hastanede tedavi gördüğümüz bu beş aylık süre de çaresizliği gördüm. Derdimin çaresi varmış onu gördüm. Teşhisi konulamayan çaresiz hastalar gördüm.
Hastaların uzun tedavi süreleri karşısın da gözlerindeki yorgunluğu, umutsuzluğu gördüm.
Hocalarımızın ne kadar bilimsel donanıma, bilgiye ve tecrübeye sahip olduklarını gördüm.
Buna karşılık, üniversite hastanelerinin maddiyat sıkıntılarının ve personel açıklarının olduğunu gördüm. Olanaksızlıklara rağmen tüm sağlık personelinin görevlerini yerine getirmek ve hastaları iyileştirmek için sorumluluklarının bilinciyle ve özveriyle çalıştıklarını gördüm.
Tıbbi cihazların temini konusun da devletin desteğinin yeterli olmadığını gördüm.
Bu imkânsızlıkların bir sağlık kurumunu nasıl çaresizce maddi gelir elde etmek çabası içine soktuğunu gördüm.
Üniversitenin maddi gelir elde edebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için hasta yataklarını, otoparkını, nasıl ücrete tabi tutmak zorun da kaldığını gördüm.
Üniversite hastanesinin Son model tıbbi cihazları alabilmesi için özel firmalarla anlaşarak bu cihazları yıllık hasta taahhüdü karşısında yap işlet devret mantığıyla ancak temin edebildiklerini gördüm.
Parası olmayanın kalmaya yerinin olmadığını gördüm.
Hasta günlük tedavi alacaksa bunun süresi de uzun bir zamansa ve il dışından gelmişse bu durumun karşısın da ev kiralamak zorun da kaldıklarını eşyalı ev kiralarının da 2500 lira gibi bir bedeli olduğunu gördüm, bu durumun karşısın da insanların yaşadığı maddi sıkıntıları gördüm.
Bu zor günüm de yanım da olanı olmayanı gördüm.
Sağlık birinci ve en önemli meseledir.
Dileyen Rabbin den sağlık dilesin gerisinin hiç bir önemi yoktur hakikaten.
Çünkü insanın en iyi dostu sağlıymış onu gördüm.
Bilinmesi gereken bir başka konu da
Devletin sağlığa acilen daha fazla bütçe ayırması ve sağlık personeli takviyesi yapması gerektiğidir.
Devlet; Özellikle kanunen özerk olan üniversite hastanelerinin bilimsel araştırmalarının önünü açacak bütçe sorununu çözmelidir ve sağlığı bedava yapmalıdır.
İnsanın önceliği sağlıktır, sağlık olmazsa hayat olmaz hayat yaşamın devamlılığıdır. Yaşamın olmadığı yerde insan olmaz insanı yaşat ki devlet yaşasın...
Sağlıklı günler, mutlu yarınlar dilerim...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.