Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

AYBASTI FİLOZOFUNU KAYBETTİ

Sessiz bir cuma günü eyvallah bile demeden gitti. Yağmurdan sonra çıkan o toprak kokusu eşliğinde gözyaşları ile toprağa verildi. İnsanların fırına dahi gitmeye çekindiği bu karantina günlerinde yediden yetmişe her kesimden mahşeri bir kalabalık vardı cenazesinde.

Ortaokul yıllarında tanıdım onu; Fatsa’da gurbet günlerinden. Köyden gelen çocuklara ağabeylik yapmasından aklımda kaldı hiç çıkmamak üzere. Fahri abi dedim başka bir şey demedim.

Üniversiteli olduk. Fizik bölümünü birincilikle bitirdiğini duydum. Gurur duydum. Ticarete atıldı. Para kazandı. Fakat bir para bu kadar mı etkisiz olur bir insanın bünyesinde. Zerre değişmedi. Zerre bozulmadı. İşlerin tam bereketli zamanında Aybastı Lisesinde fizik öğretmeni ihtiyacı olmuştu. Aybastı’da hiç fizik öğretmeni yoktu. Bunu duyar duymaz tereddüt bile etmedi. Kasanın başından kalktı. Deri ceketini çıkarıp takım elbiseni giydi. Kitap okurken devamlı sıvazladığı sakalını kesmek zorunda kalması biraz ağrına gitse de koşa koşa gitti ilime. Kısa zamanda bütün öğrencilerinin Fahri Hoca’sı oldu. Dersler yetmedi, okul kesmedi öğrencilerle sokağa taştı. Öğrencilere çok yüz verdiği konusunda mesai arkadaşlarınca kibarca uyarılar aldı. Ama kimseyi takmadı. Bildiğini okudu. Çünkü o gerçekten kendini biliyordu. Devlet bir fizik öğretmeni atayana kadar o kutsal görevi yaptı. O dönemlerde öğretmenlikten kazandığının bir kuruşunu bile cebine atmadığını cenazende öğrendim. Tabutunun başında cebine harçlık sıkıştırdığı öğrencilerin gözyaşı toprağına damlarken Fahri Hoca artık bizi gerçekten bırakıyordu. Hâlbuki daha otuz dokuzunu görmemişti. Kırkını yaşayacaktı.

Şırnak’ta zorlu bir askerlik yaptı. Cudi, Küpeli ve Kato dağlarının dili olsa da konuşsa. Adım adım saatlerce intikaldeydi. Sorumluluğun altındaki ana kuzularına komutanlıktan ziyade ağabeylik yapmaktı derdi. Ne garibanlar ne kimsesizler gördü orada. Kimine çantasındaki yün çorabını verdi gecenin ayazında, kimine cebindeki sigaradan ikram etti. Oradan da Fahri Hoca olarak uğurlandı. Akıllara kazındı.

Seni bir köşe yazısına sığdırmak çok zor be Fahri Abi. Her karşılaştığımızda felsefe konuşurduk. Zaman seninle su gibi geçerdi. Aristo, Descartes, Sokrates, Platon derken kimseye zararın olmadan göçtün bu dünyadan.  Kitap dostuydun. Aybastı’nın filozofuydun. Doldun, doldun, doldun; tam taşacağın zamanda aramızdan ayrıldın. Senden öğreneceğimiz çok şey vardı.

Nietzsche için bayram, Sokrates için amaç, Heidegger için anlam, Schopenhauer için kurtulmak, Mevlana için vuslat demek olan ölüm senin için neydi? Yoksa Spinoza gibi konu bile değil miydi?

Senin için ölüm neydi bilmiyorum ama bizim için Fahri Hocasızlık zor artık. Geride gözü yaşlı bir eş, baba diyen evlat bırakmadın. Raf raf kitaptı geride bıraktığın. Bolca altı çizilmiş, sağına soluna kurşun kalemlerle küçük notlar alınmış, sayfaları renkli bantlarla işaretlenmiş bolca kitap…

Ben, hiçliğin peşine düştüğümüz, varoluşçuluğu irdelediğimiz günleri özlerken yaylanın dumanında, gölet kenarında okuduğun kitaplar da seni özleyecek.

Velhasıl kelam bütün Aybastı seni özleyecek. Ruhun şad olsun.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.