Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

DOKTORLARIN YATMAYA YERİ YOK

Bu başlığın bazılarınızın yüreğine su serptiğini bazılarınızın da tepkisini topladığını hissediyorum. Görülen köy kılavuz istemez; doktorların yatmaya yeri yok, bırakın yatmaya muayene etmeye bile yerleri yok. Terminal inşaatından bozma, ucube bir binada yaklaşık bir yıldır büyük fedakârlıklarla mesleklerini icra etmeye çalışıyorlar. Allah onlara kolaylık versin.

Bu yazıyı 39,5 derece ateşle Aybastı Devlet Hastanesinin toplama kampını andıran acil servisindeki bir yatağından yazıyorum. Muhtemelen bugün bu yatak benden önce en az elli kişiyi daha bağrına bastı. Koluma taktıkları bir plastik bir de cam şişe serumun, ağzıma taktıkları mis gibi ventolinli havanın verdiği ilhamla saniyede yüzlerce cümle aklıma geliyor ve ben bunlardan sadece onlarcasını hemşirenin yaka cebinden çıkarıp verdiği bitmek üzere olan soluk kalemle reçete kâğıdının arkası yazabiliyorum.

Zavallı ben… İki günlük mücadele sonucunda annemin zoru ile az önce hastane kapısından içeri giriş yaptım. Nasıl ünlü sanatçılar makyajsız görünmekten korkarlarsa, ben de hasta halimle görünmekten çekinirim. Onun için tebdili kıyafet bir dalışım oldu kapıdan. Lakin “Geçmiş olsun hocaaa!” sesi henüz koridorda karşılaştığım ilk kişiden gelince yeterince kamufle olamadığımı da anlamış oldum. Eskiden insanlar doktorun odasına girerken ne söyleyeceklerini en az üç beş kez tekrar edip, provasını yaparlardı. Çünkü o zaman doktora nerede öyle rahat rahat, uzata uzata hastalık anlatmak?  En uzun kurabileceğin cümle beş ila altı kelimelik olurdu ki onu da doktor ya üçüncü ya da dördüncü kelimede kestirip atardı. Şimdi Maşallah; doktorlarımız “Hoş geldiniz” ile hastayı karşılıyor, sınırsızca seni dinliyor ve sonunda da “Madem buralara kadar geldin sana bir çay ısmarlayalım.” der gibi serumu veriyorlar. Hatta çoğu zaman ventolin dolu hava da serumun bonusu oluyor.

SERUMUN HİKAYESİ

Aslında bu serumun hikâyesi geçmiş tarihlere dayanır. Hiç unutmam eski hastanenin olduğu zaman bir ara tüm hastane duvarlarında şöyle bir yazı asılıydı. “Lütfen doktordan serum talep etmeyiniz” Ben anlamıştım o gün doktorlarımızı. Çünkü biz Aybastılılar serumsuz iyileşemeyeceğimizi düşünürüz her zaman. Bu bizim kanımızda, genetiğimizde vardır. Nesilden nesile bozulmadan aktardığımız sayılı miraslarımızdandır bu. Fakat bu sefer bir aydın doktor tüm sağlık çalışanlarını bir bayrak altında toplanmış ve Aybastı Devlet Hastanesinin görülmemiş en güçlü teşkilatını kurmuştu. Bu teşkilatın ilk ve tek kuralı: “Gerekmediği zaman hiçbir hastaya serum takılmayacak, hastanın da böyle bir talebine karşı tavır alınacak.” Fakat o doktorlarımız bununla en fazla üç ay mücadele edebilmişti. Nihayet sonunda bir hastanın ısrarlı serum isteği ile başa çıkamayan doktor sayesinde yasa delinmiş, o gün bugün işlerin şirazesi kaymıştı. Allah o mücadeleyi başlatan doktordan razı olsun fakat o mücadeleyi kıran hasta olmasa da şu an ne benim kolumda serum olacaktı, ne de benimle beraber yatan 20 hastanın kolunda serum olacaktı. Hadi bir gözümüzde canlandıralım. Ne yapacaktık peki biz serumsuz? Acilde serumun takılmaması hastanın da beklememesi demekti, hasta beklemeyince onun refakati için gelen en az beş kişi de (Burada böyle, biz öyle seviyoruz!) hastanede olmayacaktı. İnsan olmazsa Hayrullah Abi kantini mi açardı? Taksiciler durak mı kurardı? Kaba bir hesapla hastanenin bomboş olmasıydı. Tıpkı Toplum Sağlığı Merkezi gibi vatandaş; iki dakikada işini bitirip gidince ne yoğunluğu olacaktı? Yoğunluk olmazsa bize kim yeni hastane yapardı ki! Allah Muhafaza “C” sınıfı hastane propagandalarının yapıldığı bugünlerde Aybastımız için hepimizin akın akın hastaneye dolup, ısrarla doktordan serum isteyip yataklara ayaklı başlı ikişer üçer yatıp, sandalyelerde hatta taburelerde bile serum taktırıp hastanemizin bize yetmediğini bütün dünyaya haykırmalıyız. Bence “C” sınıfı hastaneye kavuşmanın en kısa yolu budur.

Bu haftaki yazımı fazla uzatmak istemiyorum dostlar. Hala hastalığım devam etmekte. İki gece üst üste acile gidip ikişer serum ve hava yesem de hala rahatsızlığım devam ediyor. Utanmasam bu akşam da gidip hastanemizin imkânlarından yararlanmak isteyeceğim. Gelecek yazımlarımın birinde size bu yazının ikinci bölümünü yazacağım. O ateşli gecede not aldıklarımla kitap yazılır, kitap!

SELAM VE TEŞEKKÜR

*Selam olsun standartların çok altındaki bir binada uzun süre mesleğini fedakârca icra eden Aybastı Devlet Hastanesi’nin tüm emekçilerine,

*Salam olsun bize yakışan hastanenin temelini atıp açılmasına ramak kalmasını sağlayan devlet büyüklerime ve hizmetkâr siyasetçilerine,

*Selam olsun “C” sınıfı hakkımız diye direnen kadirşinas Aybastı Halkına.

Not: Yazdıklarım pastoral-romantik tarzda ironi ağırlıklı yazılardan oluşuyor. Şahsi iletişim araçlarıma çok fazla olumlu tepkiler almama rağmen çok nadir de olsa yazdıklarımı tamamen ön yargılı anlamak isteyen fakat okuduğunu anlamakta zorlanan insanlara da rastlamıyor değilim. Bizi bilen bilir; Siyaset üstü, insan merkezli, bazen güldüren güldürdükçe düşündüren bir yaklaşımla kalemimi kullanırım. Bu aralar da bizden sonraki çocuklara eskinin Aybastı’sına dair bir ipucu bırakma amacıyla da yazıyorum. Çünkü hızla değişen dünyada Aybastı da nasibini alıyor.

Sevgili okurlarım. Her şeyin başı okumak. Okumaktan çekinmeyin. Kapatın evinizdeki televizyonları, elinizdeki telefonları. Okumakta hayat var. Okudukça gelişir insan. Alın kitapları ailecek. Evin her bir köşesinde, caddenin her bir köşesinde, otobüste, durakta, kıraathanede, lokantada her yerde okuyan bir toplum yaratalım. Var mısınız?

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?