Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

EMRAH’IN MECLİSİ

Bir ramazan daha geldi geçti. Ama ne ramazan? Allah kelamından çok siyasi sloganın, paylaşmadan çok çatışmanın, hoşgörüden çok gerilimin yaşandığı koskoca bir ramazan ayını geride bıraktık. Böylesine mübarek bir ayın, 24 Haziran seçimlerinin gölgesinde kalması durumu en azından Ramazan Bayramı için de devam etmez.

‘Ah o eski ramazanlar!’ mı desem yoksa ‘ah o eski seçimler!’ mi desem? Ne oldu yahu bize? Bu ne öfke? Bu ne tahammülsüzlük? Bu güzel coğrafyamızda kardeşi kardeşe daha kaç kere karşı karşıya getirecekler? Sünni-Alevi, Türk-Kürt, sağcı-solcu derken bir de cumhur ittifakı- millet ittifakı çıktı başımıza. Dıştan bakınca ne güzel kelimeler değil mi? Cumhur ayrı bir güzel, millet ayrı bir güzel. Bu canım kelimeler şimdilerde zıt anlam ihtiva ediyor resmen.

Lakin dostlar, ben bu rüzgâra kaptırmadım kendimi. Güzel bir meclis buldum kendime. Bütün ramazan oraya takıldım. Her gün üç beş arkadaşın takıldığı, Emrah’ın dükkânının önüne kurulan güzel bir dost meclisi… Üç beş hışır tabure, ortada kırık dökük bir sehpayla İftar sonrası kurulan seyyar meclis. Adam ramazan boyunca komşusu Hasan’dan çarptığı bir piknik tüpü, evden aşırdığı üç beş kirli bardakla yaptığı o nevi şahsına münhasır çayıyla gönülleri fethediyor. Onun için adını Emrah’ın Meclisi koyduk. Zengin, fakir, emekli, çalışan, işçi, gariban her kesimden adam var. Hemen hemen hepsinin farklı düşüncelerde olduğu bir grup insan... Sağcı, solcu, muhafazakâr, milletçi, cumhurcu, apolitik…

Emrah’ın misyonu hizmet etmek. Sınırsız, koşulsuz, karşılıksız, salt hizmet... Adam kendini adamış bir kere. Sabah ezanı ile ahırdaki onlarca hayvana hizmetle başlıyor günü. Akabinde her türlü insanla gün boyu muhatap olarak hizmetle devam ediyor. Akşam ise amme hizmeti başlıyor. Günün son dakikalarına kadar, hatta çoğu zaman ertesi günün ilk saatlerini de aşıyor,   dost meclisinde dostlara hizmet ediyor. O birrrrrr Emrah Koçkaya… Çiftçi, kasap, yerli Nusret, kameraman, fotoğrafçı, kumandacı, televizyoncu, baba, koca, oğul, damat... Anlayacağın on parmağında on marifet.

Yine dönelim meclisine. Yani Emrah’ın meclisine… Muhabbet aralıksız. Konu tabii ki siyaset. Ama televizyonlardaki gibi değil.

Birisi reisçi, “devam” diyor. Haç ile hilalin savaşında reisi yalnız bırakmak olmaz, diyor. 15 Temmuz ihanetçilerine, İsrail’e ve dış mihraklara inat devam, diyor. Duble yolardan giriyor, köprülerden çıkıyor. Dersine çalışmış, istatistiklerle konuşuyor. Bir olalım, iri olalım, diri olalım diye lafı bitiriyor.

Diğeri “tamam” diyor. Taze bir kan gelmeli, diyor. Kadın eli değmeli, diyor. Kadının olduğu yerde düzen olur, bereket olur, diyor. Devleti iyilere bırakmanın zamanı geldi, diyor.

Diğeri devleti yönetmek incelik ister, diyor. Öyle hırla gürle iş yapılmaz, diyor. Herkesi kucaklamak, herkesin cumhurbaşkanı olmak gerek, diyor. Sonra da gülüyor. Gülmek devrimci bir eylemdir diye ekliyor. Adam kendinden emin. Hakikaten de gözlerinin içi gülüyor. Sonra hızını alamayıp başlıyor halaya. Yanından geçen bisikletli çocuğa da içi gidiyor.

Diğeri devletin bekası partinin bekasından önce gelmeli, diyor. İnsanın beynini yakan formüllerle karşısındakini ikna etmeye çalışıyor. Ara sıra da olsa hafiften gülümsemesi çok sempatik oluyor. Sonra masaya bir ‘piskevit’ paketi açıyor. Keşke her sofrada ‘piskevit’ olsaydı deyip iç geçiriyor. O ara herkes duygulanıyor.

Diğeri tutturmuş dip dalga da dip dalga. Bilge başkan diyor başka bir şey demiyor. Besmeleyle sofradan bir ‘piskevit’ alıp söze başlıyor: “Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar biri aç-biri toktu” diyor. Ve Cemil Meriç’in şu sözünden esinlenerek devam ediyor: “Bu ülkedeki mesele; sağcı -solcu meselesi değildir. Muhafazakâr ya da liberal meselesi değildir. Bu ülkedeki mücadele hak yiyenlerle, hakkı yenenler arasındadır. İnşallah 24 Haziran; bayramların bayram gibi kutlandığı, çalışana insanca yaşam koşullarının sağlandığı yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.” diyor.

Diğeri dışarıdaki sehpada yer bulamamış kendine dükkânın içinden sesini duyurmaya çalışıyor. Halkların kardeşliği şart diyor. Burası hepimizin ortak vatanı diyor. Özgürlük ve adaletten dem vuruyor.

Bir diğeri öyle iddialı ki. Göreceksiniz bu ülkeyi biz yöneteceğiz, diyor. Dedikleri lafa karışıyor, gidiyor.

Her kim ne derse desin herkes birbirini saygıyla dinliyor. Emrah mı ne yapıyor? O ha bire çay servisi yapıyor. Yer yer kiraz ya da karpuz arası veriliyor. Sonra yeniden siyasi sohbete devam ediliyor. Ercan, Erdal, Hasan, Ertuğrul, Olcay, Barış, Erkan, Hacı Selahattin ve diğerleri… Bizim çocuklar… Düşünceleri farklı olsa da yürekleri bir atıyor. Hepsi bu vatanın çocukları, hepsi bu toprağın fidanları. Niye çatışsınlar ki? Yarın sabah olacak biri diğerine borç verecek, diğeri öbürünün selamını alacak. Biri diğerinin taziyesinde bulunacak, diğeri öbürünün düğününde bulunacak. Biri ağlayınca hepsi ağlayacak. Biri gülünce hepsi gülecek. Başka Aybastı yok ki. Ya da başka Türkiye…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?