Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

GARİP ÖMER

Öyle alengirli, cafcaflı, dikkat çekici bir başlığa gerek duymadım. Bir başlık için fazlasıyla yeterli “Garip Ömer”. Başlamadan yazmakta da fayda var: Garip Ömer’in kim olduğunu anlatmak haddime değil. “Estağfurullah” ı filan yok bu işin. Türkiye’nin sayılı edebiyatçıları bir araya gelseler Garip’i anlatacak sözcükleri Garip’ten daha güzel yan yana koyan olamaz. O ne bir gazetenin köşesine sığar ne de kalın bir kitabın orta sayfasına.

9 yaşında başlamış onun hikâyesi. Tıpkı 9 yaşında başladığı gibi yetimliği. 12 yaşında mavi bir gömlek uydurmuş üzerine. İlkokuldan kalma tükenmez kalemi akmasaymış yaka cebine iyiymiş ama yine de yatağının altında jilet gibi yaptığı gömleği ile hakkını veriyormuş muavinliğin. “Garip öte, Garip beri; Garip aşağı Garip yukarı” derken fukaralıkla yoğrulmuş çocukluk çağı, zerre kadar çocukluk yaşanmadan geçmiş.

Muavinlikle başladığı hayatı şoförlükle devam etmiş. Ta ki 8 Nisan 2018 ‘e kadar. Güneşli bir Pazar sabahında tüm Aybastı’yı uyandırmış acı acı sala sesleri.  Salalar tek bir ağızdan: “Garip Ömer…” demiş, durmuş. Yunus Emre’nin “Bir garip ölmüş diyeler. / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar.” şiirine inat, tüm Aybastı cenazesine koştu.

Kahvede onun oturduğu masada oturmaya yer olmazdı. Anlattığı ya mutluluktan ya hüzünden gözlerde yaş bırakan cinstendi. Nereden bulursun? Nereden aklına gelir? 2 yaşındaki çocuğa da 80 yaşındaki abuya da kendini dinlettiren bir halk ozanı, meddah, hikâyeci, âlim, ulemaydı.

Vefat haberi ile tüm Aybastılının sosyal medya hesabından onun fotoğrafları, videoları paylaşıldı. Herkes aklının yettiğince onunla ilgili bir şeyler yazmaya başladı: “Aybastı garip kaldı. Aybastı Şenel Şen’ini kaybetti. Aybastı’nın Nasrettin Hocası gitti. Aybastı asıl şimdi garip.” …

Kendisini, yukarı caminin imamı aşağı kilisenin papazı olarak tanıtan Garip Ömer’in “Laf odun değil gelirken görülmez. Omuz verme, kulak ver. Garip Ömer bir daha söylemez” manisiyle başlayalım Garip’in hikâyelerine.

Aybastı Fatsa arasında arka tamponda “yorgun demokrat” yazan A 101 plakalı minibüsle dolmuşçuluk yaparmış. Bunun dolmuşuna denk gelmek için insanlar özel çaba harcarmış. Kontağı çevirmesiyle başlayan muhabbeti kontağı kapatana kadar devam edermiş. Dolmuşta çıt yok hepsi ağzı açık Garip’i dinlermiş. “ Efendim hepiniz hoş geldiniz,  sefa getirdiğiniz. Yaklaşık bir buçuk saat sürecek yolculuğumuzda sizlere dağıtacağımız kara poşetlere gönül rahatlığı ile kusabilirsiniz. Poşetini dolduran değerli yolcumuzdan, Garip Ömer sözüdür, ücret alınmayacak.”

Aybastı Fatsa yolunu tarifi de enteresandır: “Aybastı Fatsa arası 120 virajdır.  60’ı içinden, 60’ı dışından.  İçinden olanların 42’si sağa döner, 18’i sola döner. Dışından olanların 38’i sağa döner, 22’si sola…”

Fakiri, fukarayı iyi tanırdı. Gurbetten memleketlerine gidecek fakir öğrencilere: “ Yol boyu virajları sayın, virajların sayısını doğru bilenden para almayacağım” deyip o bahaneyle onları utandırmadan parasız taşırdı.

“Ömür biter, bu yol bitmez.” dediği Canik dağlarının eteğinde menderesler gibi kıvrılan yolların her virajında Garip’ in anısı vardır. Garip, yolda yaya giden bir öğrenci görünce dayanamazmış. Dolmuşu hınca hınç dolu da olsa öğrenciyi bir şekilde dolmuşa sığdıran bir insanmış. Para uzatmaya kalkan öğrenciye de kaşlarını çatıp: “ O parayı kız arkadaşınla harca”  dermiş. Yolda aldığı öğrencilerden biri okulunda kompozisyon yarışmasında derece yapmış. İyilik temalı kompozisyon yarışmasında öğrenci “Dünyanın en iyi insanı” başlıklı kompozisyonunda hep bizim Garip Ömer’den bahsedermiş. Kompozisyonda; Garip Ömer’in arabasına çarpıp ölen kuşu cebinden çıkardığı, mendiline sardığı, toprağı eşip ona mezar yaptığı ve kuşun mezarı başında oturup ağladığı yazılıymış. Öğretmenleri kompozisyonu okuyunca ilk başta Garip Ömer adlı hayali bir kahraman olduğunu sanmışlar. Fakat her şeyin gerçek olduğunu anlayınca Garip Ömer’le tanışmak istemişler. Öğrenci sayesinde Garip ile tanışan öğrenciler, bizim Garip’i tebrik etmişler. Garip Ömer de buğulu titrek bir sesle: “Herkesin bir ailesi vardır. Ölmese iyiydi.” demiş.

Yoldaki karıncaları toplayıp kenara koyan bir adam, her gün taciz haberleriyle uyandığımız bir memlekette sizce de biraz Garip değil mi?

Garip her seferin sonunda hasılatın madeni para kısmını çocuklarına verirmiş. Babalarını bekleyen Yavuz, Senay, Solmaz ve en küçükleri Kevser belediyenin önünde heyecanla babalarını beklerlermiş. Garip öyle garip bir babaymış ki. Hasılatta madeni para yoksa hasılatın bir miktarını sırf çocukları alsın diye Kabataş’ta bozdurup Aybastı’ya öyle gelirmiş.

Garip misafire aklını atan bir adammış. Gerisini kendisinden dinlemek lazımdı: “Eve gelen misafire seçmesi için iki oda gösteririm. Biri seccade serili oda, diğeri nevale kurulu oda. Tercihi ona bırakırım. İkisini de tercih etmeyip salonda oturursa, daha da o ne idiği belirsiz misafiri eve çağırmam.”

Eve gelen misafire adres tarifi de akıllara zarar: “Gül-Pa’nın karşısı Yıldızı’ın üstü ikinci kat. Ama zile dirseklerinle basacaksın.” (Garibin evine, eli kolu dolu gelineceği için mecbur dirsekle çalınır o zil)

 Bir gün “Türkan Şoray’ım” diye hitap ettiği hayat arkadaşı Suzan Teyze’nin evde fare bulup, onu öldürdüğüne şahit olmuş. Garip Ömer’in bu olaya karşı cümlesini aynen aktarıyorum. “Türkan Şoray’ım, al yazmalım. O fare o kadar ev varken bizim evi seçtiyse bir sebebi vardır. Neden öldürdün bize sığınanı”

Her olay karşısında çocuklarına “Bir sebebi vardır, sakın irdelemeyin. İrdeleyenin de sözünü bitiren siz olun. Bitirecek gücünüz yoksa yanından yöresinden ayrılın. Her şeyin bir sebebi vardır.” diyerek kimseyi konuşmadan her şeyi konuşan bir garipti Ömer KARAMUSTAFAOĞLU.

Aybastı’nın neşesi Garip Emmi

 “Ömrümün bir buçuk gününü ayıran benim dostumdur. Bir günü düğünüm, yarım günü cenazem” derdin. Yaşım itibarıyla senin dostun olmak nasip değilmiş bana. Yazacağım kitap da sana kocaman bir yer ayıracağım. Fakat seni senden dinlemek vardı ya, ona yanarım.

“Anladın mı beyim, ben neyim? /Anlamadınsa bir daha söyleyeyim. / Âlemin bildiğini senden ne gizleyeyim / Ben derbeder garip bir serseriyim.” derdin ya, anladım. Senin kim olduğunu, gerçekten çok iyi anladım.

“Hayat kısa güzel insan olmak lazım” senin şiarındı. Ortalıkta ne güzel insan kaldı ne de hayatın kısa olduğunu bilen var, Garip Emmi.

Ölüm döşeğinde çocuklarını son kez karşısına alıp: “Yavrularım, size bırakacağım ne malım var ne mülküm var. Kusura bakmayın” demişsin. Aslında sen çocuklarına en önemli olanı bıraktın “İtibar”

Güneşli bir bahar sabahında doğduğun yaylada yine güneşli bir bahar sabahında veda ettin bize. Ayazı yiyip, sisiyle doyduğun Perşembe Yaylası o kadar vefalı ki seni mübarek bağrına aldı. Daha senin gibi güzel anlatan olur mu Perşembe Yaylasını?

Hep derdin ya: “Para biriktirme, insan biriktir.” Cenazenden belliydi. Herkes oradaydı. Genci, yaşlısı, hacısı, hocası, emeklisi, emekçisi, demokratı…

Kamyonunun kasasına doldurup  “Beşiktaş, Beşiktaş!” diye bağırttığın çocuklar da oradaydı. Hepsi büyümüş, çor çocuk sahibi olmuş.

“Her şeyin bir sebebi vardır.” diye susturduğun ahalide oradaydı.

“Ceviz ağacından oklava, darı unundan baklava olmaz” diye teselli ettiği gençler de geldi.

Kahvede başına toplayıp saatlerce hayran hayran kendine baktırdığın kahve milleti de geldi.

Yol parası almayıp cebine harçlık koyduğun garibanlar da.

 “Yavrum parası olmayanları sen götürüyormuşsun, he mi ?” diyen teyze bile oradaydı. Hem de hiç ayrılmadı tabutunun başından.

“Ben iç güveysiyim hanım evde hesap soruyor, paramı tam gönderin.” dediğin yolcuların eksizsiz gelmişlerdi son yolculuğuna. Maalesef bu sefer yolcu sendin.

“İnsan insan olsun olmasa da bir pulu, insan insan olmadıkça ne olur atlastan olsa çulu” deyip dururdun ya. Ben cenazende anladım bu sözünü.

Koah (nefes darlığı) diye zabıt tutmuş hekimler. Başka da olamazdı zaten zabıttın. Sen bu nefesini Aybastı’ya harcadın. Hakkını helal et.

Şimdi git, daha fazla bekleme. Senayi Yılmazlar, Turan Tokatlar, Yıldız Akçaylar, Cumhur Açıcılar seni beklemede; Ağa Cemal, Cemse, Nacak, Kelleco, Cici heyecanlı…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.