Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

HERKESUN BİR DERDİ VAR!

Sözleri Ayşenur Bahçekapı’ya ait Cerrahpaşa eserini bilirsiniz. Hani şu Volkan Konak ile ün yapmış türkü:“Herkesun bir derdi var, durur içerisinde” Maalesef günümüzde İbrahim Tatlıses’in de dediği gibi: “Dertler derya olmuş.” Çok isterdim size Orhan Gencebay gibi “Dertler Benim olsun” deyip bütün dertlerinizi üstlenmeyi ama inanın bana, Kubat’ın da dediği gibi: “Benim derdim, bana yeter”

Madem dertlerden girdik mevzuya şöyle çevremden birkaç örnekle başlayayım:

Hatice Hanım’ın kızı bu yıl birinci sınıfa başlamış. Derdi büyükmüş. İyi bir okul öncesi eğitim gören, birbirinden pahalı zekâ oyunları ile akşam evde babasının tedrisatından geçen kızı Ebru, buna rağmen sınıfının birincisi değilmiş.

Nuray Hanım da bu konudan çok muzdarip, okuldaki dersleri iyi olmasına iyi ama özel olarak aldığı piyano dersinde sıkıntıları varmış oğlu Berk’in. Bir türlü sevememiş piyanoyu. Aklı darbukada kalmış. Fakat darbuka onların asil ailesine yakışır bir çalgı aleti miymiş hiç?

Sabriye Hanım’ın durumu diğerlerine nazaran daha kötüymüş. Karı-koca, doğduğu günden kararlaştırmışlar kızları Ecem’in Ankara Fen Lisesi’ni kazanmalarını. Fakat kızlarını düzenli olarak ergen psikiyatrine götürseler de Ecem bir türlü atlatamamış o ergen psikolojisini. Onlara göre kolay sıkılmaya başlamış okuldan, okumaktan. Önceden günde 300 soru çözen kız şimdilerde 100 soruya zor ulaşıyormuş. Özel ders sayısını arttırmışlar, dershanesini değiştirmişler, devamlı okul idaresi ve öğretmenleri ile görüşürlermiş fakat fayda yokmuş. Maalesef hedefteki Fen Lisesi zora girmiş.

Neslihan Hanım artık içinde tutamamış derdini. Konu komşuya dökmeye başlamış içini. Yıllardır sülalece oğulları Alpay’ın peşinden koşmuşlar. En iyi okul nerede hop oraya tayin istemişler, en iyi dershane nerede pat oraya taşınmışlar. Yurtlarda, gurbetlerde çocuklarını perişan etmemişler. Başkası gibi üniversiteyi kazandı artık, ayaklarının üstünde durma vaktidir dememişler. O kadar ilgililermiş ki, tıp fakültesi ikinci sınıfında okuyan Alpay’ın ders durumlarını sormak için üniversite hocalarının kapısını aşındırırlarmış sık sık. Millet gibi “Saldım çayıra Mevla’m kayıra.” dememişler. Okulu bitirince hemen Amerika’ya mastıra göndereceklermiş. Üniversitesi ve kalacağı yer şimdiden hazırmış. Neslihan Hanım da Etiler’de babasından kalma daireyi satıp oğluşunun peşinden gidecekmiş. Ne yer ne içermiş elin memleketlerinde kuzusu? Bir anne olarak en tabii göreviymiş bu. Fakat kuzucuk ikinci sınıfta kayışı koparmış. Diretmiş daha okumayacağım diye. Tüh tüh tüh, vah vah vah. Neslihan Hanımcığım gerçekten çok üzüldüm.

Bir de bizim Aybastı’dan Pınar Hanım var. O anlattıkça içi açılıyor insanın. Sabah akşam şükrediyormuş yaratana. Sadece bir derdi varmış, o da kafasına takılan bir sorudan ibaret. Ne mi bu soru? Sabredin, onu da yazacağım birazdan. Ama önce Pınar Hanım’ın hikâyesini aktarayım.

25 Nisan 2014, günlerden Cuma, mübarek gün. Pınar Hanım doğum için ameliyat masasına yatmış. Dışarda ailesi onu bekliyor. Sigortalı, asgari ücretle çalışan eşi Beytullah ise iş yerinden zor izin almış ve karısının bu zor gününde onu kapının diğer tarafında heyecanla bekliyor. Elinde de birazdan kucağına alacağı kızı Deniz’in pembe renkli yeni doğan takımları. Çok geçmiyor takımları içeriden istiyorlar. Demek ki doğum sırası Pınar Hanım’da.

Pınar uyandığında her şeyin bittiğini anlıyor. Emekliliği yaklaşmış, soluk benizli, kırışık suratlı ebe Deniz Bebeği Pınar Hanım’ın kucağına veriyor. Fakat ebenin suratında bir acıma. Pınar Hanım etkisi altındaki narkoza inat, ebenin o sinir bozucu bakışıyla irkiliyor. Ebe daha fazla uzatmadan durumu anlatıyor.

Pınar Hanım artık Down Sendromlu bir çocuk annesi olduğunu anlıyor. Ultrasonda kız diye görülen Deniz’in ise erkek olduğunu orada öğreniyor. Ebenin o bakışlarında kendini kaybediyor. Saatlerce ameliyathanede bağıra bağıra ağlıyor.

Gerisini onun ağzından aktarayım: “Evet zor zamanlardı. Kolay olmadı elbette. Ama bugün düşünüyorum da, Deniz Talha’nın bu kadar güzel güleceğini bilseydim, o gün orada ağlar mıydım hiç? Renkleri seneye de öğrenebiliriz. Hatta anne demese de olur.” diyor.

Aslında çok bir şey istemiyor oğlundan. Her yeni güne gözlerini açtığında ilk gördüğü şeyin oğlu Deniz olması yetiyormuş Pınar Hanım’a. “Bu sene çok az kelime öğrensin, bir bilemedin iki kelime. Seneye Allah kerim” diyor. Hem onun konuşan, küçük çekik gözleri yeter de artarmış bile.

Pınar Hanım’a hamile olup da karnındaki bebeği Down Sendromlu olma şüphesi olan kadınlar çok geliyormuş. Pınar Hanım da bıkmadan, usanmadan onlara bildiği her şeyi anlatıyormuş. Down sendromlu olmanın bir hastalık olmadığını da bastıra bastıra belirtiyormuş. Ayni insanlar ertesi gün Pınar Hanım’a gelip derin bir oh çekerek “Şükürler olsun, çocuk Down Sendromlu değilmiş, sapasağlammış(!)” deyip Pınar Hanım’ı müjdeliyorlarmış. Mutluluktan da hoplaya zıplaya arkalarına bakmadan çekip gidiyorlarmış. Artık alışmış Pınar Hanım insanlara. Hatta bir çift de sözü var onlara: ”Sizler çocuğunuzun mühendis, doktor, hakim olmasını konuşurken misafirliklerde, ben de kendine yetsin başka bir şey istemem diyeceğim içimden. Sizler çocuğunuza sınavdan düşük aldığı için kızarken, ben de çocuğum okula gidebiliyor diye sevineceğim. Sizin çocuğunuz dünya turuna çıktığı için böbürlenirken siz, ben ise çocuğum tek başına bakkaldan ekmek almaya gitti diye gururlanacağım. Siz çocuklarınızın bildiği İngilizcelerle, Fransızcalarla gurur duyarken, ben de ‘anne’ dediği ilk gün mutluluktan ağlayacağım.”

Kaç kişi anlayabilir ki Pınar Hanım’ı? Daha da doğrusunu sorarsak: “Çocuğu Deniz Talha gibi olmayan kaç kişi anlar onu?

Pınar Hanım 4 yılda o kadar çok şey görmüş, o kadar şey yaşamış ki. Artık kendini gerçekleştirmenin kıvamında, oğlu Deniz Talha ile tatlı mücadeleye devam ediyor. Hatta Deniz Talha sayesinde kendisinin seçilmiş olduğunu, herkese böyle bir güzelliğin nasip olmayacağını düşünüyor. Tüm hayat kaynağını Deniz Talha’nın o çekik gözündeki ışıltıdan alıyor.

Gelelim Pınar Hanım’ın aklına musallat olmuş, tek derdim dediği sorusuna: Fedakâr bir annenin en bilindik duası nedir? “Allah’ım benim ömrümden al, çocuğumun ömrüne kat.” Ya Pınar Hanım gibilerinin ağzından düşmeyen dua: “Allah’ım çocuğumu benden sonraya koyma!”

Evet! Mesele tam olarak da bu. Pınar Hanım ve onun gibilerin yatarken de kalkarken de akıllarından çıkmayan, ruhlarına kadar musallat olmuş, tek derdimiz dedikleri soru: Biz ölürsek, ardımızda bıraktığımız yavrumuz ne olur?

Not: 21 Mart Down Sendromu farkındalık günü vesilesi ile yaklaşık bir ay sonra 4 yaşına girecek Deniz Talha yavrumuza, nice güzel ömürler diliyorum. Öğrencilerim Süleyman Arif Şahin’i, Mehmet Melih Turan’ı, Efe Aydın’ı, Emre Elmas’ı, Hayrulnisa ve Yılmazcan Köksal’ı tüm dünya Down Sendromlu çocukları için gözlerinden öpüyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.