TOP 5 HABER
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

İKİ GÜZEL ADAM

Bu köşe yazımda bir müddet ironiden uzak durmak istedim. Direkt yazmak istedim. Net söylemek ya da…

Başlığı da öyle döndürüp dolaştırmadım. Kestirmeden balıklama dalmak istedim. Halet-i ruhiyyemi dinledim ve aklıma gelen iki güzel adamı yazmak istedim. En kısa zamanda da bu iki güzel adamı birbirleriyle tanıştırmak da isterim tabii. Ama önce siz değerli okurlarımla tanıştırmayı yeğledim.

Murat Kömür

Canik dağlarının eteğinde, Aybastı ile kader birlikteliği yaşayan güzel, şirin bir ilçede, Kabataş’ta, doğdu. Çocukluğu tavuk güderken kitap okuyarak, inek otlatırken ağaçlara tırmanarak geçti. Şifasuyu mahallesinin beş sınıf bir arada eğitim veren, çocukların ellerinde taşıdıkları birer odun parçası ile bacası tüten, yılların tebeşir izleri ile bitap düşmüş kara tahtalı bir göz odadan oluşan köy okulunda okumayı-yazmayı öğrenen yüzlerce köy çocuğundan biriydi. Kulağı hiç hocasından ayrılmayan, gözü hep sınıfın kırık penceresinden süzülüp Canik dağlarının arkasını merak eden yapısı onun merakını hiç dindiremedi. Hep Canik dağlarının ötesini, onun da ötesini ve onun da ötesini merak etti. Beş yıl sonra doğduğu ilçeye sığmadı ufku. Kendini Fatsa Anadolu Lisesinde buldu. İlk defa deniz gören gözleri daha ilk günlerden itibaren denizin de ötesini merak etti. Kendini kitaplara verdi. Merak ettiği her şeyi kitaplarda aradı. Bazen okulu astı kitap okuma bahanesiyle bazen yarım kalan bir kitabı bitirme isteği onu matematik sınavından etti. Okuduğu kitapları adeta yaşıyordu. Eğitimin kısır döngüsüne pek ayak uydurmadı. Yeryüzündeki tüm kitapları okuma isteği ile sadece okudu, okudu, okudu

 Yıllar geçti aradan. Evlilik çocuk derken zaman hızla ilerledi. Bir yandan Türkçe öğretmenliği yaparken diğer yandan fantastik macera kitapları yazmaya başladı.  Türk çocuklarının tertemiz zihinlerinin “Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter” gibi ne idüğü belirsiz pınarlardan beslenmesine gönlü razı olmadı. Türk çocuklarının öz kültürleriyle beslenirken dünya çapında ün yapan fantastik romanlardaki kaliteyi onlara tattıracağına hep inandı. Fantastik romanlarında hep Ordu’nun ilçelerini mekân olarak kullandı. Vampir Tuzağı Perşembe Yaylasında geçmektedir mesela. Kurtadam Tuzağı Karadeniz’in Türkleşmesini ve Ordu’nun Türk yurdu oluşunu anlatır. Kocaeli Kitap Fuarında kitaplarını imzalarken 12 yaşlarında bir çocuğun kitaplarını inceledikten sonra “Aa, Türkler de böyle kitaplar yazabiliyor muymuş? deyişini hiç unutmadı. Bu inançla yazdığı on üç romanı Kültür Bakanlığı bandrol verilerine göre iki yılda elli binden fazla satıldı ve pek çok baskıya ulaştı. Ulusal ve uluslararası pek çok fuara imza günlerine davet edildi. Ordu’nun ve Türkiye’nin pek çok yerinde okullarda imza ve söyleşi günleri düzenledi. Yazdığı her kitapta okumayı sevdirmeyi, okuma alışkanlığı kazandırmayı ve gençleri maceraya doyurmayı hedefledi.

Doğup büyüdüğü yerleri hiç unutmadı, yadsımadı. Yazları gelip fındık toplamaya ve çuval çekmeye devam etti. Şimdi Altınordu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü AR-GE Biriminde eğitimin kalitesini artırmak için çabalıyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan eşsiz projelerle Ordumuza hizmet etmeye ve birbirinden maceralı kitaplar yazmaya devam ediyor.

Kemal DÜZ

Her eserin bir yazılış hikâyesi vardır, daha doğrusu bir doğuş sebebi. Mesela Antony Burgess’in Otomatik Portakal romanı. 1959 yılında ameliyat edilmez bir beyin tümörü tanısı ile Burgess’e bir yıldan az ömür biçilir. Çok sevdiği karısı Lynne’in kendisi öldükten sonra geçimini sağlayamayacağı endişesiyle masaya oturur ve 12 ay içinde tam beş buçuk kitap yazar. Yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılır. Fakat bu arada Burgess tanınan bir yazar olmuştur. Nasıl Burgess’a kitap yazdıran karısına duyduğu sevgi ise Kemal Abi’ye kitap yazdıran da Aybastı’ya duyduğu sevda idi.

Sadece ömrünün ilk beş yılını yaşadığı memleketi Aybastı, aklından hiçbir zaman çıkmamıştı. 1956’da Aybastı’da başlayan hayatı Bafra, Ladik, Çankırı, Samsun derken Astsubay olarak hayata atılmıştı. Görevi gereği Türkiye’de gitmediği yaşamadığı yeri kalmamıştı. Nereye giderse gitsin gönlünden Aybastı hele hele de Perşembe Yaylası hiç eksik olmuyordu. Aybastı gönlünün hep en derinlerinde hiç sarsılmadan, hiç tozlanmadan kalmayı başarıyordu. Emekliliğe Antakya’da başladı. Bu şehir de onun gönlünde büyük yer etmişti. Lakin Aybastı’nın yanında kıyaslanamazdı bile. Okumayı hayatının rutin bir işi haline getiren DÜZ’ün okudukları gönlünden taşmaya başlamıştı. Daha fazla dayanamadı ve o da yazmaya başladı. Yıllarının birikimini, özlemini, sevdasını bir çırpıda yazı verdi. Ve ortaya Aybastı’nın yıllardır hasret kaldığı o kitap ortaya çıktı:

Yedi Dağın Ardı Aybastı Perşembe Yaylası…

Şu zamanlarda tatlı bir meşakkatin içinde. Aybastılının olduğu her yerde imza güzünü planlamakta. Eseri tüm kitap marketlerde satışa sunuldu. İçinde tarih, coğrafya ve edebiyat olan bir kitap. Sadece Aybastılıya hitap etmeyen, kaderi Aybastı gibi olan tüm memleketlere hitap eden özenle hazırlanmış, yalın, akıcı ve dolu dolu bir kitap.

Sonsöz:

Popüler kültürün acımasız hengâmesinde, yaptıklarınız ne kadar değer görür bilemem ama bence büyük işler yapıyorsunuz beyler!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.