sultanbeyli escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort ümraniye escort pendik escort
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

MEŞE YAPRAĞININ HİKÂYESİ

Aybastı’nın yiğit evladı; Şehit Jandarma Er Salih Altuntaş’a ithafen;

Yelve yaylasından gelen serin rüzgâr Uzundere’nin yaşlı meşe ağaçlarını titretiyordu. Her bir titremede düşmemek için mücadele eden koca meşe yapraklarından bir iki tanesi daha rüzgâra yenik düşüp kendini mavi gökyüzünün derin boşluğu bıraktı. Bu vuslat ne meşe için ne de meşe yaprağı için kolay değildi. Boşlukta süzülen yeşil yaprağın biri ileride geniş bir düzlüğe iniş yaptı. Biraz da yerde sürüklendikten sonra daha yeni kazılmış bir toprak yığınında takılıp kaldı. Toprak mis gibi kokuyordu. Yaprak anlamıştı bu toprağın ötekilerden farkını. Orada kalmaya karar kıldı. Az önce rüzgârda dalından kopmamak için nasıl mücadele veriyorsa şimdi de bu toprak yığınında tutunmak için mücadele veriyordu. Toprağın üstünde kaldıkça, toprak onu cezbediyor, toprağa olan bağlılığı daha da bir artıyordu. Yaprak kararlıydı, bu toprak yığınından bir yere gitmemeye. Çünkü bu sadece bir toprak değildi.

Bir müddet sonra rüzgâr biraz dindi. Yerini kızgın güneşe bıraktı. Yaprak rahatladı. Kızgın güneş en fazla onu sarartırdı. Sararsa da çürüse de bu toprak yığınının üstünden ayrılmamayı kafasına koymuştu.

Bir ara yaprak uzaklardan güç bela anlaşılan sesler duydu. Bir müddet sonra sesler daha da bir yakından duyulmaya başlandı. Daha sonra ağaçların arasından bir grup insan çıktı. Toprak yığınına yaklaştılar. Ellerini açıp dua ettiler. İçlerinden biri gruptan ayrılıp dua eden gurubu cebinden çıkardığı telefonla fotoğrafladı. Sonra gruptan bir diğeri ile yer değiştirip kendisinin de fotoğraflanmasını istedi. Dua bittikten sonra muhabbete kaldıkları yerden devam edip oradan uzaklaştılar.

Yaprak toprakla baş başa kaldı. Yaprak, güneşin kızgınlığını yer yer üzerine düşen gölge ile bertaraf ediyordu. Bu gölge ay yıldızlı bayraktan başkası değildi. Toprağın kokusu, ay yıldızlı bayrağın gölgesi derken yaprak meşe ağacında geçirdiği günlere veryansın ederek daha önce neden bu toprak yığınına düşmediği için hayıflanıyordu. Yine bir takım sesler duydu. Bayrağın dalgasına karışan sesler bir müddet sonra daha da netleşmeye başladı. Ağaçların arasından dört adam belirdi. Ellerini kaldırıp dua ettiler. Birinin duası diğerlerinden kısa sürdü. Cebinden telefonunu çıkardı. Dua eden arkadaşlarını fotoğrafladı. Arkadaşlarının duası da bitince telefonun kamerasını kendine çevirdi. Dua ettikleri toprak yığının başında arkadaşları ile birlikte selfi çekindi. Yüzüne buruk bir ifade yapmaya çalıştı fakat pek de beceremedi. Arka planda kalan gurubun diğer üyelerinde öyle bir endişe bile yoktu. Bu grup da ayrıldı. Ardından peyderpey gruplar geldi. Hepsi istisnasız el açıp dua ettiler. Çoğu da fotoğraf çekinmeyi ihmal etmedi.

Hava karardı. Uzun bir gece oldu. Yer yer rüzgâr yaprağı yerinden etmeye teşebbüs etse de feriştahı gelse yaprağın yerinden ayrılası yoktu. Uzun ve zorlu geceden sonra kısık sesli bir ağıtla uyandı yaprak. Sabahın ilk ışıklarıyla yaprağın başına kuru, çelimsiz bir kadın gelmişti.  Kadının kısık sesli ağıtı dudaklarından titrek bir şekilde boşluğa yayılıyordu. Yaprak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Kuru, çelimsiz kadın yorgun gözleri ile toprağa baygın baygın baktı. Nasırlı elleri ile toprağı sıvazladı. Sanki toprağı değil de yavrusunu sıvazlar gibi sıvazlıyordu. Bir ara ağıtına son verdi. Derin bir sessizlik aldı ortamı. Bayrağın dalgalanmasıyla oluşan kumaş sesi, onlarca kuşun cıvıltısı ve gün boyu durmadan öten çekirge sesleri birden durmuştu. O an sanki bütün evren sessizliğe büründü. Güneşin önüne bulut geldi. Hafiften bir karanlık çöküverdi gökyüzüne. Sessizliği kadının titrek ve ağlamaklı sesi yeniden bozdu. Avucuna aldığı toprakları parmaklarının arasından akıtırken: “Salih’im bu toprakları kendi ellerinde işledin. Çocukluğunu yaşayamadın. Kaderin garibanlık ile yazıldı. Bağlardan bahçelerden çıkamadın. Onun bunun emrinde yapmadığın toprak işi kalmadı. Dağlarda tepelerde alnının teri ile mücadele ettin. Baktın yine de yetinemedin. Askere gittin daha da gelmek istemedin. Garibanlığımız kaderimizdi bizim, sen kaderimizle mücadele ettin. Sayende elimiz para gördü. Sen kayaları döşek gökyüzünü yorgan yaparken biz senin sayende rahat etmeye başladık. Senin gibi aslan parçaları sayesinde ümmeti Muhammet huzur buluyor. Fakat kuzum, sonu böyle mi olacaktı? Sen mertebelerin en yükseğine çıkarken bizi dipten kim kurtaracak?

Daha fazla konuşamadı. Toprağa attı kendini. Arkasından kadının eşi geldi. Çocukları geldi. Hepsi beraber sarıldılar toprağa. Kimisi oğlum dedi, kimisi kardeşim, kimisi abim. Başka kimsecikler yoktu. Sadece gözleri kan çanağına dönmüş, sesleri kısık, üç beş kişiden başka... Kadının gözünden düşen bir damla da yaprağa düştü. Düşer düşmez yaprak kor oldu. Yaprak kalmadı oracıkta. Gaibe doğru yol oldu.

Sahi, erenlerin dediği oldu. Ateş düştüğü yeri yaktı.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.