Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

MÜDÜR BEYİN YEŞİL KÜRKÜ

 

Geçenlerde bir makale ve akabinde yazılan köşe yazıları ile gündeme bomba gibi düşen bir konu oldu. Yazılanlar ve söylenenler şu yöndeydi: “Okul müdürleri okumuyor, okusa da okuduğunu anlamıyor.”

Ortalık karıştı. Eğitim camiasında bir hareketlenme, yer yerinden oynadı. 12 yıllık öğretmenim. Bunun yarısından fazlası müdürlükle geçti; teşkilatın bu kadar kenetlenip topyekûn savunmaya geçtiğini ilk defa gördüm açıkçası.

Sayın müdürüm, ne diye celalleniyorsun? Bu sonuçlar sosyal medyada densiz bir trolün paylaşımı değil ki. MEB merkez teşkilatında görevli Ali BALTACI adlı akademisyene ait bilimsel araştırmalar doğrultusunda hazırlanan bir makale.

“Araştırma sonuçlarına göre, Okul müdürlerinin %53,39’u boş zamanlarını televizyon izleyerek geçirmektedir. Okuma alışkanlıkları ise %1,77’dir.Bununla birlikte, okul müdürlerinin %71,7’si hiç kitap okumamaktadır.”

Durun! Bitmedi.

Baltacı bunla da yetinmemiş okuduğunu anlama düzeyine kadar ölçmüş: “Okul müdürlerinin okuduğunu anlama düzeyleri, erkekler için %37,1 ve kadınlar için de %35,25 olarak belirlenmiştir.”

Bu verileri okuyan müdürler ordusu adeta çılgına dönmüş, sosyal medyada yazılanlara çizilenlere karşı almış eline klavyeyi adeta savaş açmış. Sayın müdürüm yapmayınız, etmeyiniz. Eğer bu makale sizden bahsetmiyorsa, ne mutlu size. Yok, bu makale tam da sizi anlatmışsa, alın yeşil kürkünüzü “Benden bu kadar” deyin, arkanıza bakmadan koşun kitaplara, kütüphanelere.

Yeşil kürk demişken. Ben size “Müdür Beyin Yeşil Kürkü”nü anlatmış mıydım?

Efendim, hemen yanı başımızda, Reşadiye’nin Bereketli Beldesinde geçer olay.  1940’lı yılların başında, Bereketli bir nahiyedir. Ramazan ayı gelir, davul-zurna çalacak bir mehter aranır. Nahiyenin yeşil kürklü müdürü, Büşürüm köyünden Çakır Usta’yı davul-zurna çalmak üzere Bereketli ’ye getirir.

Çakır Usta, bıçkın bir delikanlıdır. Bilhassa zurnasıyla kısa sürede yörede nam salmış, ahalinin teveccühünü kazanmıştır. Genciyle yaşlısıyla tüm Bereketli’nin dilindedir, sevda kokulu uzun havaları. Çakır Usta köy köy, mahalle mahalle gezerken hakkında bir söylenti çıkıverir. Neymiş efendim, gelinlik bir kızla sevdalık yaşarmış. Allah bilir, Çakır Usta’nın haberi bile yoktur. Köy yerlerinin bitmeyen dedikodusuna, o zamanlarda da yapılan çözüm de şimdilerden farklı değildir. Yeşil kürklü Nahiye Müdürü, Çakır Usta’ya köyü acil terk etmesini emreder. Bu duruma çok içerleyip, köyünün yolunu tutan Çakır Usta tozlu, topraklı patika yollarda o meşhur türküyü dile getirir.

“Müdür Beyin yeşil kürkü/ Yeni çıktı bu türkü

  Ne kızıyon kör müdür/ Söylenecek bu türkü                            

  Yanma da güzelim yanıyom ben/Mendil salla geliyom ben

  Bir güzelin uğruna/Verem de oldum, ölüyom ben

 

Çakır Usta’nın müdürlerle imtihanı bitmemiştir. 60’lı yıların başıdır. Zurnacı Çakır Usta namına nam katmış; zurnasıyla, sevdalılara yoldaş, sevdalara sırdaş olmuştur. O zamanlar Ziraat Bankası müdürleri belli aralıklarla köylere gider köylüye devlet talimatı ile para dağıtırlarmış. Bir gün böyle bir müdür de Reşadiye’nin en ücra köyü, bizim Çakır Ustanın memleketi, Büşürüm’e gelmiş. Köylü her zamanki gibi misafirperverliğini göstermiş, misafirine dillere destan bir sofra donatmış. Kuş tüyünden mis gibi yatağını da yanı başına hazır etmiş. Bir yandan yiyen, içen müdür diğer yandan da Zurnacı Çakır’ın uzun havaları ile kendinden geçiyormuş. Bu fasıl gece yarılarına kadar devam etmiş. Ertesi gün para dağıtma vaktiymiş. Sabah erkenden kalkan köylü kuyrukta, muhtar sabırsızdır. Saatlerdir para bekleyen gariban bekleyedursun, akşamdan kalan müdür öğlen olmuş hala horlamaktadır. Bekle bekle müdür uyanmaz. Bekle bekle müdürden ses yok. Zurnacı Çakır “Dur hele demiş”. Almış eline zurnayı. Tutturmuş yeni türküsünü:

 

“Çakır’ın da zurnası zuhurlukta (sabah erken) ötüyor.

  Şiş karınlı koca müdür öğlenece yatıyor.

  Müdür yerde yatasın, altına taş döşesin

  Kırk yıl ısıtma tutsun, yedi yıl kan işesin.”

 

Gel zaman git zaman Çakır Ustanın yolu Aybastı Perşembe Yaylasına düşer. Bu sefer hanımını da alır yanına. Yol boyu hanımına Perşembe Yaylasında çok sevildiğini, kendisine hürmet edeninin çok olduğunu, ballandıra ballandıra anlatır durur. Atları yaylanın meydanına gelmiştir. Akçayların kahvede oturan üç beş kocamandan biri bile kafasını kaldırıp, bizim Çakır’ın suratına bakmaz. Az ileride Musoğulları’nın ağılına gider. Bütün Musoğulları oradadır. Lakin burada da ne hürmet ne saygı. Kimse Çakır’ı tınlamamıştır. Hanıma mahcup olan Çakır, son çare, alır eline zurnayı. Boğazındaki tüm damarları dışarıya fışkırtırcasına ortalığı inletir. Tüm yayla ahalisi işi gücü bırakmış Çakır’ın başına toplanır. Hürmet, saygı gırla gider.

Hanımı, Çakırı’ın kulağına usulca sokulur: “Bey burada hürmet sana değil, zurnanadır. Bilesin!” der.

 

Bizimki de o hesap, Müdür Bey.

 

“Burada, saygı senin yeşil kürküne değil,

Okumuşluğunadır haaaaa!

Al artık şu kitabı eline,

Bitsin gayri bu çile.”

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.