Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

PERŞEMBE YAYLASINDA SIRADAN BİR GÜN

Orhan Veli’nin “Bedava yaşıyoruz, bedava/ Hava bedava, bulut bedava/ Dere tepe bedava;

Yağmur çamur bedava/ Peynir ekmek değil ama/ Acı su bedava.”

Dizelerinin şahsıma verdiği cesareti kullanarak baba parasıyla aldığım arabamın kontağını besmeleyle çevirdim. İstikamet tabi ki; kendimi en hür, en doğal ve en ilkel hissettiğim yer; Aybastı Perşembe Yaylası.

 

Yüz metre gitmedi ki arabamda o acı ses. Yakıt bitti. Hemen bir yakıt istasyonuna çektim ve her zamanki gibi 50 liralık benzinimi doldurdum. Üst düzey savunma mekanizmam sayesinde, haftada bir zam gelen benzine karşı gösterdiğim psikolojik tedbir buydu. Aslında bir müddet sonra başarmıştım da. Artık benzin zamları umurumda değildi. Çünkü ben hep 50 liralık alıyordum. Sadece kafama bir soru takılıyordu. Eskiden beni Aybastı’dan Samsun’a 50 liraya götüren araba ne olmuştu da şimdi beni Fatsa’ya zor atıyordu. Alt fondan gelen kilci havası “Kel tepenin taşları” eşliğinde yaylaya varmıştım.

Her zamanki gibi Akçay’ın kahveye yöneldim. Benim söğüt altının ağacındaki masa boştu. Hatta yanındakiler de… E malum hava soğuk. Artık dışarıda oturmak akıl karı değil. Ben de Akçay’ın tavşankanı o eşsiz çayını içmek için içeri girdim. Akçay paraya kıymış. Sandalyeleri değiştirmiş. Gelişen Perşembe Yaylası turizmine çapınca katkıda bulunmuş anlayacağınız. Nezih bir ortam olmuş. Takdir ettim.

Ocağa doğru yöneldiğimde yoğun ve de kimliği tespit edilememiş bir koku burnumu esir aldı. İnek kokusu mu desem, koyun kokusu mu desem, hatta at, eşek köpek kokusu mu desem, bilemedim. Tüm kokular harmanlanmış ayrı bir koku meydana gelmiş resmen.

Beni tanımayanlar hemen bu yazdıklarımı bana çok görüp, insanları küçümsediklerimi düşünmesinler. Gittiğimde her zaman yarım saat takıldığım o kahvede bilakis bir saatten fazla takıldım bu sefer. O kokunun sahipleri kimler biliyor musunuz? Yaylanın gerçek sahipleri. Yaylanın emektarları, emekçileri. Yetmişlik, seksenlik delikanlıları. Kahvede harıl harıl yanan sobayla daha da bir yayılan koku da onların bizzat namı, şanı.

Oturdukları yerden ne ara pazarlığa girdikleri, ne ara alış veriş yaptıkları hiç belli olmaz. Bir bakmışsın iki cümle ile iki yüz koyun alınmış, verilmiş. Ne çek var ne senet. Söz bir kere çıktı mı ağızdan, o iş tamamdır evelallah.

Ben de bir fırsatını bulup kalabalık bir masada aniden boşalan bir sandalyeye oturuverdim. Muhabbetin tam da ortasında bulmuştum kendimi. Üzerimde kokan ucuz parfüm dikkat çekmese de tipim dikkat çekmiş olacak ki masadakiler birden bana yöneldi. Her zaman ki gibi rutin sorulara tabi tutuldum: Çetin’in oğlusun değil mi? Sen PTT’de mi çalışansın, öğretmen mi olan? Deden Almanya’dan kesin dönüş yaptı mı? Kaç koyununuz var vb. Tüm seri ve net sorulara teklemeden cevap verdikten sonra masaya kendimi kabul ettirmiş oldum.

Masanın konusu ağır. Tahmin ettiğiniz üzere devlet meseleleri. Eğitim fakültesini bitirmiş, yüksek lisansa başlamış ve de İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesini de açıktan okuyan biri olaraktan beni aşan konular üzerinde adamlar öyle liyakat sahibi ki anlatamam. Bu ne özgüven kardeşim? Kimisi ekonominin nasıl düzeleceğini anlatıyor, diğeri terörün nasıl biteceğini anlatıyor. Biri birden yerel seçimlerdeki adaylara geçiyor. Biri masaya yeni oturmuş oturur oturmaz ‘koskoca Enver’i nasıl yediler yahu?’ diyor. Birden konu dağılıyor. Enver Bey’in istifasına geliniyor. İstifası etraflıca masaya yatırılıyor. Farklı görüşler etrafında konu iyice analiz ediliyor. Son noktayı yaylada sürüsü en kalabalık koyun ağası koyuyor. Bırakın Enver’i de diyor.  Rahip Brunson davasının döviz kuru ile ilgisinden dem vurarak “ Ulan bir papazın yaptığını olanca imam bir araya gelse de düzeltse” diyor. Ve tüm masa kahkahaya boğuluyor.  Rabbim bizi bu kahkahalardan geri koymasın. Hepimiz kocaman bir masanın etrafında çevrilmiş farklı dünyalara sahip vatandaşlarız. Masa bizim. Gidecek bir masamız daha yok. Asıl olan bu masa. Masanın etrafındakiler de bizzat kardeşimiz. Masaya sahip çıkmak namus borcumuz. Ötekileştirmeden, bölmeden, yaftalamadan. Kucaklayarak, birleştirerek. Bir kar tanesi gibi olacağız. Birleştikçe büyüyecek, büyüdükçe çığ olacağız.

Not: Geçen haftaki yazım, bazı eğitim sitelerinde ve sosyal medya gruplarında çokça paylaşıldı. Beğeniyle karşılandı. Milli Eğitim Bakan Yardımcımız Sayın İbrahim Er’e kadar ulaştı. Kendisinden tebrik mesajı aldım. Umarım bakanımıza kadar da ulaşır. Tüm okurlarıma teşekkürler.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?