Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Şavaş Güleç

Metin Şavaş Güleç

TAKSİCİ ŞAKİR VE DEVRİM ARABALARI

Eve giderken Şakir yolumu kesti, şu bizim mahallenin sokaklarını işgal eden taksi durağının sevilen siması, Taksici Şakir. Sayılı, nadir ama vefalı okurlarımdan biridir kendisi. Bu nedenle daha da hassasiyetle yaklaştım dediklerine. Otobüs şoförleri ile ilgili yazımı kıskanmış belli. Biz taksicileri ne zaman yazacaksın, diye tutturdu. “Gel bakalım Şakir, bir çay ısmarla da dostluğumuz pekişsin.” dedim. Sohbet başladı. Ne kadar derdi varmış 10 yıllık taksi şoförü Şakir kardeşimin benim. Direkt  mevzuya girdi: “Yaz hocam trafik sigortası 1600, kasko 7000, Bağ-Kur 648.70, bandrol 1294, kar lastikleri 1500, yaz lastikleri 1300, yılda en az beş bakım 500’den 2500, Büyük şehrin pulu, vergisi küçük şehrin kirası, ruhsatı…

Yolcuyu alırız; ruhsatta 4 kişi, içeride 9 kişi

Palı pancarı, tülü tüpü, fındığı fıstığı kabul; ne koyunlar keçiler taşıdı bu bagaj.

Sarhoşu aldık. Bin de binmez, in de inmez.

Malum memlekette hastane yok, ne doğumlar ne ölümler oldu arabamızın arka koltuklarında

Kusma poşeti ikramımız oldu dere yolun ömür törpüsü virajlarında ya da işler iyi giderse belki Çatak’ta ekşi maya bir somunu paylaştık müşteri ile.

Fiyatta anlaştık yaşlı amcayla; götürdük Ordu’ya hastaneye, amcadan para beklerken baktık gözümüzün içine bakıyor: “Tamam amca sonra veririsin dedik. E hala gitmiyor çıkardık cebimizden de doktor parasını borç verdik.

Hiç unutmam hocam; sene 2003, hasta bir vatandaşı Fatsa Devlet Hastanesine zor yetiştirdim. Bir şeyin yok dediler 1 saat sonra geri getirdim. Ertesi gün daha da fenalaşmış, bu sefer yakınları 112’yi aramış. Benim Fatsa’ya sağ götürdüğüm sağ getirdiğim adamı 112 Aybastı Devlet Hastanesine götürürken öldürmüş. (Burada kendimi tutamadım. Bizim Şakir 112 ile canhıraş bir rekabete girmiş anlaşılan. Muhtemelen hastalığı sebebiyle son anlarını yaşayan hastanın ölümünü cinayet olarak görüp zanlıyı da 112 bellemiş.)

Sıkıldığımı anlayan Şakir konuyu bıçak gibi kesip heveslerine, hayallerinegeçti. Her yerin asfalt olmasını heves ediyormuş, trafik polislerinin taksici esnafına biraz daha ayrıcalıklı davranmasını da ekliyor biraz mahcup bir şekilde.

Hayalleri de varmış. Sabah işe gidiyorum uyuyor, akşam işten geliyorum uyuyor, bir türlü denk getiremeden çocuk 4 yaşına geldi dediği biricik kızı Hira Nur’un mühendis olup Türk otomobilleri üretmesini hayal edip dururmuş.

İşte tam oracıkta bam telimden yakalıyor beni alçak (!)herif. Resmen vurup indiriyor. Ucu bucağı görünmez, bilinmez bir kuyuya atıp sonra dapişkin pişkin: “Hocam müşteri geldi gitmem lazım.”diye fırlıyor yerinden. İçtiğimiz olanca çayın bana kitlenen hesabına mı yanayım, üzerime yüklenen ağır bir yüke mi yanayım… Şakir arkasına bakmadan çekip gidiyor. Oracıkta Can Yücel’in şu mısraları çınlıyor kulağımda:

Kursak diye bir yer var.

Heveslerim, hayallerim,   sevdiklerim,

Hepsi orada…

Akşam eve gidiyor ve yazmak zorumda olduğum köşe yazımın konusunu bulmanın mutluluğu lakin konunun şahsımı aşan ağırlığı ile oturuyorum masaya.

DEVRİM ARABALARI

16 Haziran 1961’de Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Paşa’nın talimatı ile yerli otomobil yapımına karar verilir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramına kadar da süre tanınır. Sadece 129 gün, yani 4,5 ay vardır. 23 Mühendis Eskişehir’de bu işi başlar, iki saatlik uykuları vardır o da sırayla yattıkları tahtadan kirli bir yatakta.

Atölyelerinin kapılarına astıkları kalan günü gösterir levha da 1 yazar. Yani günlerden 28 Ekim’dir. 2 yerli otomobilin o tiner kokulu atölyeden çıkma vakti gelmiştir.Biri siyah, biri bej renkte iki Türk Otomobili...Resmen 129 günde tarihe meydan okuyan 23 dava adamının yüreğinden kopan Devrim-1 ve Devrim -2 kaba boyası atılmış, trene yüklenmiş, pasta cilası da Ankara’ya gerçekleşecek nakliyat esnasında yapılmak üzere, büyük bir gururla yola çıkmış. Sabahın ilk ışığı ile kara tren Ankara’ya ulaşır. Hava cıvıl cıvıldır. Tam bir bayram havası. Ama ne bayram olacaktır. Yedi düvele karşı savaşan Türk Milleti, onca fakirlikten, onca imkânsızlıktan bugünlere gelmiş. Kendi evlatlarının ürettiği yüzde yüz yerli ve milli otomobili görecektir. Devrim Arabaları Meclisin önüne kadar eskort eşliğinde getirilir. Meclisin önünde eserlerini karşılayan mühendislerden birisi yakıt depolarının doldurduğunu teyit etmek için görevliye sorar. Beklemendik bir cevap alınca kafasından kaynar sular dökülür. Hemen bir benzin bulunur. Eyvah, huni yoktur! Önce bir gazete huni şekline getirilerek kullanılır fakat başarısızdır. Sonra bir dergi ile denemeye kalkmışken büyük bir alkış. Paşa otomobillere doğru halkı selamlaya selamlaya gelir ve siyah otomobile biniverir. Benzinden sırılsıklam olan ellerini o gün için aldığı takım elbisesine silip direksiyonun başına geçen Mühendis Rıfat Serdaroğlu bütün insanların umut dolu bekleyişi ile kontağı çevirir. Arabadan gelen o muhteşem motor sesi yerini büyük bir coşkuya bırakır. 200 metre ancak gidebilen Devrim-1 birden duruverir.  O an sanki dünya duruverir. Meydanları dolduran yüzlerce insan ayni anda ölüm sessizliğine bürünür. Resmen çıt yoktur. Paşa ne olduğunu sorar. Direksiyon başındaki mühendis titrek bir sesle utana sıkıla: “Benzini bitti paşam” der.

Ve Gürsel Paşa şu tarihe geçen sözünü söyler: “Batı kafası ile otomobil yapıyorsunuz ama Doğu kafası ile benzin koymayı unutuyorsunuz!"

Bu zaman zarfında, diğer iki mühendis benzin ikmali yapmayı başardıkları bej renkli Devrim'e Paşa’yı davet ederler. Direksiyonunda Mühendis Şecaattin Sevgen'in oturduğu bej renkli Devrim-2 Ankara caddelerini, alkış ve gözyaşları arasında geçip, ilk önce Anıtkabir'e oradan da Hipodroma gider ve geçit törenini coşkuyla gerçekleştirir.

Ve 30 Ekim sabahı. “Yazıyor, yazıyor!” diye bağıra bağıra meydanları yırtan kirli yüzlü, kısa pantolonlu çocuk ilanına şöyle devam ediyordu: “Devrim yolda kaldı, Devrim yürümedi, Devrim ancak 200metre yürüdü.” Belli ki basınımız ağız birliği etmiş. Devrim-2’yi es geçip Devrim-1’i gündem yapmıştır.

Ve sonunda Devrim arabalarının defteri dürülmüş, kalemi kırılmıştır. Devrimlerle bir türlü yıldızı barışmayan köşe başını tutmuş köy büyükleri, bir toplu iğneyi bile ithal eden bir ülkenin dünyaya meydan okuyan 23 Donkişot’una karşı acımasız bir zafer kazanmışlardır. “Bu ülkede hiçbir başarı, cezasız kalmamıştır” sözü bir daha tekerrür etmiştir.

Oysa günümüzde otomotiv lideri Japonya 1961’de emeklerken, Güney Kore ise bundan altı yıl sonra sektöre adım atmıştır.

Sevgili arkadaşım Şakir. Yolumu kesip mevzuyu açacağına, kötü günler için koltuğunun altında sakladığın beysbol sopasıyla kafama vursaydın daha iyiydi.  Perişan etti beni.

Umarım Hira Nur ilerde hedeflerini gerçekleştirir de benim büyüyünce yazar olmak isteyen kızım Azra Nilay da bunu güzel bir şekilde kitaplarına konu eder.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.