Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Metin Savaş Güleç

Metin Savaş Güleç

VAY GOMİNİST VAY

Dört arkadaş, sabahın ilk ışıkları ile o gece kaldığımız Tunceli’yi arkamızda bırakıp başı dumanlı dağları derince yarmış Munzur Çayını takip ederek bir meçhule doğru ilerliyorduk. İlk defa geldiğimiz bu yollarda gece boyu kayalardan kopup yollara düşen taşları ıskalaya ıskalaya ilerlemeye çalışıyorduk. Yaklaşık bir buçuk saat sonra “Nüfus 3000” yazan Ovacık tabelasını gördük. Bizi bu mavi standart tabelayla birlikte büyük bir koyun sürüsü karşıladı. Bunlar komünist koyunlar olmalıydı. Ne kadar sevimli olsalar da hiç yüz vermedik. Bu yaşa kadar komünizme karşı aldığımız terbiye de bunu gerektiriyordu zaten.

Buraya geliş amacımız olan Ocavık 1.Ulusal Fotomaratona kaydımızı yaptırıp her zamanki gibi hiç zaman kaybetmeden araziye daldık.

Fakat bu sefer farklıydı. Başka fotomaratonlarda her yere vizörden bakardık. Sadece fotoğraf çeker hiç oyalanmadan fotoğrafımızı teslim eder gelirdik. Bu sefer doğanın ve insanın güzelliği fotoğrafın önüne geçti. Anlayacağınız, anı kaydetmek yerine anı yaşamayı tercih ettik. Ayak basmadığımız köy, selam vermediğimiz insan kalmadı. Bazen bir eve misafir olduk.  Ocaktan çıkan sımsıcak tandır ekmeğini yedik, katıksız. Bazen bir damda buz gibi ayran içip serinledik. Bazen bir çobanın uzun havasına, bir ninenin ağıdına ortak olduk. Bazen bir köy kahvesinde çay içtik. Karadenizli biri olarak evde hazır su içerken Munzur nehrine kafamızı eğip doyasıya su içmenin zevkini tattık. “İyi ki de anı yaşamışız.” dedik. Daha böyle doğal, böyle içten bir ortam nasıl bulabilirdik ki?

Fakat her muhabbetin sonu o meşhur komünist başkana dayanıyordu. Fatih Mehmet Maçoğlu’na. Türkiye’nin ilk ve tek TKP’li belediye başkanına.

Göreve başlayınca ilk iş olarak makam aracını satıp belediyeye güzel bir kütüphane yaptırmış. Bu kütüphaneye çocukları alıştırmak için bir saat kitap okuyan çocuğa bir saat bisiklet turu hediye etmiş.  (“Bolu Belediye Başkanının makam arabası AUDİ, Bursa’nınki AUDİ, Hakkari’ninki bile AUDİ; benimki neden AUDİ olmasın?” diye serzenişte bulunup tüm Türkiye’ye duygu dolu anlar yaşatan Düzce Belediye Başkanı aklıma geldi.)

Hazineye ait 650 dönümlük araziye imece usulü nohut, kuru fasulye ve patates ekmiş. Buradan gelen gelirleri üniversite öğrencilerine burs, köylüye tohum ve mazot olarak ayırıyormuş.

Halk modern balcılığı bizden öğrenmiş. Fakat doğal yapmayı tercih ediyorlar.

Aracıyı aradan çıkarmış. Üreticiyi direkt tüketiciyle buluşturmuş. Yüzde 60 olan işsizliği  yüzde 20’ye kadar düşürmüş. “Tarlada izi olamayanın, sofrada yüzü olmazmış.” sloganı ile tüm halkı tarlalara dökmüş.

Ulaşım bedava. Yanlış duymadınız. Belediye otobüsü gün boyu bedava sefer yapıyor. Belki hatırlarsınız Melih Gökçek ile komünist başkanın meşhur bir tweet diyaloğu vardı. Aynen aktarıyorum.

“@06melihgokcek: ANKARA DA BAYRAM SÜRESİNCE OTOBÜSLER ÜCRETSİZ…

@komunistBaskann: Ovacıkta ulaşım 365 gün 6 saat ücretsiz. Neyin havasına giriyorsun böyle büyük harflerle felan…”

 

Ülkemizde suyun bedava olması kanunen yasak olduğu için suyun tonunu 50 kuruştan yaparak vatandaşına Türkiye’nin en ucuz suyunu içiren tuhaf bir adammış.

Her yılın sonunda gelir gider hareketlerini yedi metrelik brandayla belediyenin duvarından sallandırırmış. Çünkü seçilmeden önce 3 vaatte bulunmuş: 1-Halka yalan söylememek 2-Şeffaffık 3- Bu iki vaadi tutamazsa görevinden istifa etmek.

Halk Meclisini kurmuş. Toplantılara tüm halk katılırmış. Kimsenin vekili yokmuş. Halk direkt yönetime ortak olmuş,  belediyeyi sahiplenmiş. 

Başkana, bir gün Uludere’deki bir muhtardan mektup gelmiş. Muhtar yıkılan camileri için başkandan yardım istiyormuş. Başkan bir yerlerden bir şekilde bulmuş buluşturmuş, bir tır dolusu çimento göndermiş muhtara. Halk meclisinden tepki gösterenlere de: “Komünizm zor durumda olan halkımıza onların yanında olduğumuzu göstermektir. Bundan daha zor durum ne olabilir ki? Adamların ibadethaneleri yıkılmış” demiş.  Kim demiş? Komünist, sosyalist, Zaza ve Alevi başkan.

İlçede bol bol sanatsal ekinlikler tertip edermiş. Protokol düzenini kaldırmış. Herkes için tek tip sandalye var. Etkinliklerde bazen ortalarda bazen arkalarda bir sandalye bulurmuş kendine.

Bu kadar methiyeden sonra daha fazla tutamadık kendimizi. Bastık gittik belediyeye. Randevu talep ettik, güldüler. Adamın makam kapısı yok. Girenin çıkanın da haddi hesabı yok tabi. Sade, geniş bir makamı var. Makam masasının üstünde M. K. Atatürk’ün dev bir posteri var. Yan duvarda ise Che Guevara’nınki. Bizi oturma grubunda ağırladı. Kendisi de aramıza sandalye çekti. Fatsa’dan getirdiğimiz üç beş kilo fındığı kendisine takdim ettik. Bir tane bile almadan görevliye verip “Dışardaki işçilere dağıtın dedi.”  O ara bir genç geldi. “Başkanım arabanızı kullanabilir miyim?” diye sordu. O da “Anahtar üstünde” dedi. Arkasından da: “Zaten benden çok siz kullanıyorsunuz.” diye gülümsedi. Şahsına ait hışır bir Berlingosu varmış. İhtiyacı olan alıp alıp gidermiş.

Umarım başkana üç beş kilo fındık götürdük diye: “Vay gominist vay” demezsiniz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?