• dolar dolar 3.8149
  • euro euro 4.0656
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

30 YIL ÖNCE PATLAYAN ÇERNOBİL NÜKLEER SANTRALİNİN YÖREMİZDE OLAN ETKİLERİ…

26 Nisan 1986 günü Çernobil’de meydana gelen nükleer facia, ardında günümüze kadar uzanan bir yıkım bırakmıştı. Saat 01.24’te Çernobil Nükleer Santrali’nin 4 numaralı reaktöründe meydana gelen patlama büyük bir felakete dönüşmüştü. Patlama sonucu, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının 200 katı kadar radyoaktif madde atmosfere soluduğumuz havaya salınmıştı. Çernobil’den kaynaklanan radyoaktif serpintiler 160 bin kilometrekare toprağı yıllar boyunca etkisine alıp, kirletmişti. Facianın ardından binlerce insan ölürken, 30 yıl sonra bile insanlar yaşananların bedelini ödemeye halen devam ediyor. Öldürücü etkisi devam eden Çernobil, 30 yıl sonra insanlığı “nükleer tehlikelere” karşı uyarıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu(UAEK) ve Dünya Sağlık Örgütü, kaza sonucu 4 bin kişinin öldüğünü söylüyorlardı. Çevre örgütlerinin verdiği sayılar ise Çernobil felaketi sonrası sadece kanser nedeniyle ölenlerin sayısının en az 100bin civarında olduğunu gösteriyordu. Beyaz Rusya Ulusal Bilimler Akademisi’nin araştırmasına dayanan raporlarda, 2 milyar insanı etkileyen felaket yüzünden 270 bin kişinin kansere yakalanabileceğine dikkat çekiliyordu.

Türkiye, nükleer facianın ‘gizlenmiş’ etkilerini bugünlerde bile yaşamaya devam ediyor. Çernobil faciasından sonra sızan radyasyon binlerce mil ötelere yayılıp insanlığa ve Karadenizli ‘ye hayatı zindan etmişti. 1986 yılındaki Hükümette Sanayi Bakanı olan Cahit Aral’ın, televizyonda canlı yayında çay içerek sarf ettiği “Biraz radyasyon iyidir” sözleri hâlâ unutmadık. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, “Radyoaktif çay daha lezzetlidir” diyerek basına poz verirken, dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren ise “Radyasyon kemiklere yararlıdır” diyordu.

Ünye’nin doğusunda üretilen ve radyasyon seviyesi yüksek kabul edilen fındığın imha edileceği şeklindeki karar üzerine fındık borsasında fiyatlar artmış ve çikolata sektöründe şok yaşanmıştı. Türkiye’nin kendi ürettiği, AET’nin yüksek radyasyon içerdiğini belirttiği fındıkların imha edilmesi uluslararası etki yaratacaktı. İhraç edilen fındıklar, TAEK tarafından denetledi ve 101.000 ton fındıktan 140 tonu geri dönmüştü. Sonuç olarak o yıl yine de, 135.000 ton fındık ihraç edilebilmişti.

Ama Doğu Karadeniz başta olmak üzere Karadeniz’de kanser vakalarında yaşanan hızlı artış, bu sözlerin hiç de  gerçeği yansıtmadığını kanıtlıyordu. 1990-2000 yılları arasında kanser vakalarında yüzde 50 artış yaşanırken, 1990 yılında Trabzon’da 90 kanser hastası varken, bu sayı 2000’de 720 olmuştu. Ordu’da 1990’da 50 kanser hastasının sayısı 2000 yılında 2 bin 167’ye ulaşmıştı. Giresun’da 2000 yılında 2 bin 168 kanser vakası tespit edilmişti. Son yıllarda erkeklerde akciğer kanseri, kadınlarda da meme kanserinde artış olduğu ortaya çıkmıştı.

O yıllarda uzmanlar ” 25-30 yıl sonra Karadeniz kanserden kırılacak” diye yırtınmışlardı ama onları pek dinleyen olmamıştı. İşte o gün geldi, çattı. Kimse açıklamıyor ama koca bir bölge kanserin pençesinde kıvranıyor. Karadeniz’den yükselen feryatları kimse duymuyor. Çernobil nükleer santralinin patlaması sonucunda radyoaktif bulutlar kısa zamanda Trakya, ardından Karadeniz kıyılarına ulaşmıştı. Zamanın yetkilileri Çernobil olayından sonra sorumsuzca açıklamalarıyla adeta bölgeyi kanserin pençesine itmişlerdi.

1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer tesisinin patlamasıyla meydana gelen facianın ardından son dönemlerde kanser illetiyle boğuşan Karadeniz halkı, işin uzmanlarına göre şimdi de “kısırlıkla mücadele ettiğini” basından aldığımız haberlere göre; 1986 -87 yıllarında “ 12 ile 15 yaşları arasında olan çocuklarda kısırlık vakalarının sıkça görülmeye başladığı” açıklandı. İstanbul Süleymaniye Kadın hastalıkları ve Doğum Hastanesi Başhekimi Doç. Dr Süha Sönmez, “Karadeniz bölgesinde gelen hastalarda erkeklerde kısırlık oranı daha fazla görülüyor.  Çernobil Nükleer santralinin patladığı o dönemde buluğ çağına girmiş çocukların büyük bir çoğunluğu şimdi “tüp bebek” için ünitelerine başvuruyor” dedi. Karadeniz’de 3 milyon kişinin kanserin pençesinde kıvrandığı ülkemizin o dönemki sorumluları şimdi vicdanen rahat mı? İsveç ve Norveç gibi duyarlı Batı ülkeleri tarımsal ürünleri tek tek imha edilirken, bizim yöneticilerimiz burnumuzun dibinde meydana gelen patlamayı hiçe sayıp, tonlarca radyasyonlu çayı, sebzeyi, fındığı piyasaya sürmekte bir beis görmemişlerdi. Sonrası malum. Başta Karadeniz Bölgesinde olmak üzere ülkede hilkat garibesi, sakat bebek doğumları ile müthiş bir kanser patlaması başlamıştı.

Çernobil faciasının ardından, ABD başta olmak üzere “gelişmiş batı ülkeleri” nükleer santrallerden günümüzde kurtulmaya çalışırken, bazı geri kalmış ülkeler ise; bu ülkelerin nükleer atıklarına ve santrallerine göz kırpmaya ve kucak açmaya devam ediyorlar. Bilim insanları, enerji sorununun çözümünün yenilenebilir enerji kaynaklarından geçtiğini söyleyerek bin megavatlık rüzgâr enerjisinin bir milyar dolara mal olduğunu, bin megavatlık nükleer enerjinin ilk yatırımı için bile 3 milyar Avro’ya ihtiyaç olduğunu belirterek, nükleer santrallerde ısrarın anlamsız olduğuna dikkat çekiyorlar. Bilim insanları “gelişmiş batı ülkelerinin” kapattıkları nükleer santral ve nükleer atıklarını geri kalmış ülkelere satmak için bu tip ülkelerde nükleer santral kurulumunu teşvik ettiklerini vurguluyorlar. Kaza sonrasında nükleer santrallerin kurucuları olan ülkeler yeni santral yapmaktan vazgeçip çalışır durumda olanları da kapatmaya uğraşırken, hâlâ Çernobil’in insanlığımızın üzerine yaptığı olumsuz uyarılarına rağmen ülke halen “üç maymunu” oynuyoruz. Bilmiyoruz, görmüyoruz ve duymuyoruz…


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.