Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Geçenlerde Devletin yetkili makamlarınca “Kimyasal gübre” devrinin artık bittiği açıklandı. Kimyasal gübrenin teröristlerce bomba yapımında kullanıldığını, toprağı da çoraklaştırdığı, yavaş yavaş bu kimyasal gübre işinden çıkılacağını, biyolojik gübreye yöneleceğimiz ifade ediliyordu. Köylünün yıllardır tarlasında kullandığı kimyasal gübrelerin içerdiği, fosfat, nitrat, amonyumu patlayıcı madde yapımında kullanan alçak terör örgütleri bunu çiftçi gibi satın alıyorlar, bomba yapıp insanların üzerine sürüyorlardı. Fatura kısa yoldan yine tarımsal üretim yapan masum Türk çiftçisine kesilmişti.

Hâlbuki Türk çiftçisi, eski gübresiz yıllarda çok sıkıntılar çekmiş ve büyük mağduriyetler yaşamıştı. Kimyasal gübreye kavuşan Türk köylüsünün üretim artışı ile birlikte alım gücünde refah seviyesinde önemli artışlar olmuş, ekonomik açıdan oldukça rahata kavuşmuştu. Biraz geriye doğru gidip, eski gübresiz yıllardaki tarihi süreci şöyle bir hatırlayalım.

2.Dünya savaşı ile birlikte ülkemizde büyük bir kıtlık ve yokluk yaşandığı yıllardı. Milli Şef İsmet İnönü, başkanlığında ülke yönetimi savaşa katılmamak için olağanüstü siyasi manevralar yapmış, ülkenin ürettiği tüm tarımsal ürünlerini sınırlarda yığılan askeri doyurmaya tahsis etmişti.

Devlet memurları bir buğday ekmeği alabilmek için karneyle kuyrukta bekliyor, sade vatandaş ise arpa, çavdar, yulaf, mısır saplarından un olabilecek ne bulursa kurutup, değirmenlerde un yapıyordu. Tarımsal üretim için gübreleme ile sulama ise yok denecek kadar azdı. Açlık ve sefalet kol geziyordu, beslenme yetersizdi, öncelikle çocuklarını yaşlı ve hastalarını doyurmaya çalışıldığı zor yıllardan sonra, Verem gibi birçok hastalık da hortlamıştı.

2.Dünya savaşının sona erdiği 1940’lı yıllarda ülkemizde nüfusun çok büyük bir kesimi kırsal kesimlerde yaşıyordu. Çiftçi, ilkel şartlarda makinesiz ve gübresiz tarım yapmaya çalışıyor, babadan kalma usullere tarım yapıyordu. O yıllarda kimyasal gübre pek bulunmaz ve kullanılmazdı, üretilen tarımsal mahsullerde yeterli kalite ve tonajı bulamıyordu.

2. Dünya Savaşı yıllarında ihmal edilen ve oldukça fakirleşen bu kırsal kesime, Demokrat Partinin iktidar olmasıyla birlikte bir takım desteklerde başlamıştı.

Ayrıca ülke çapında tarımsal amaçlı bazı kurumlar ve fabrikalar açılmış, Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) adı altında bir Kamu İktisadi Teşebbüsü kurulmuştu. Bu kurumun amacı, tarımsal üretimi arttırmaya yönelikti. O zor yıllarda ülkemizde bulunmayan ziraat aletlerini gübreyi, ilaçları çiftçi ile tanıştıracak bir kuruluştu.

6 Kasım 1952 tarihinde Türk çiftçisinin yüksek verimli ve kaliteli ürünler elde etmesi fikrinden yola çıkılarak, dönemin DP. li Hükümeti tarafından Gübre Fabrikaları’nın kurulması kararı almış ve 1953 yılından itibaren  bir sürü yeni KİT’ler açılmaya başlamıştı.

Bu kuruluşlardan biriside, Azot Sanayii A.Ş. Genel Müdürlüğü, 25.12.1953 de Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuştu. Azot Gübresi, memleket ziraatının ilerlemesine, yurt müdafaasına, kimya sanayiinin gelişmesine, memleket ekonomisinin kalkınması gayesine hizmet edecekti.

Azot Sanayii A.Ş. Genel Müdürlüğü’nün yıllık üretimi ise, Amonyum Nitrat Gübresi 62.000 Ton, Amonyum Sülfat Gübresi 83.000 Ton, Kesif Nitrik Asit 3.000 Ton, Teknik Amonyum Nitrat 4.000 Ton ve Mayi Amonyak 150 Ton’u bulması hedeflenmişti.

Gübretaş, adlı diğer kurum da 1954 yılında İskenderun Sarıseki’de Türkiye’nin ilk kimyevi gübre fabrikasını kurulmuştu.. Üretim kapasitesi yılda 100.000 ton olan fabrikada NSP (Normal Süper Fosfat) gübresi üretilerek piyasaya sunuluyor, 1961 yılında İzmit Yarımca’da üretim kapasitesi yine yılda 100.000 ton olan ikinci fabrika kuruluyor,1964 yılında Yarımca fabrikaya iskele inşa edilerek yurtdışından tedarik edilen hammaddelerin tahliyesi ile ürün sevkiyatı hızlandırılıyordu. 1968 yılında İskenderun fabrikasında, TSP (Triple Süperfosfat) gübresinin üretimine de başlanıyordu.

1974 yatırımlar “Azotlu Gübre” açısından tarihi bir yıldı. Yarımca TSP fabrikasında iyileştirmeler yapılarak üretim kapasitesi yılda 185.000 tona çıkarılıyor, 1975 yılından itibaren, içerisinde birden fazla bitki besin maddesi bulanan kompoze gübre üretimini gerçekleştirmek için proje çalışmalarına start veriliyordu.

Özellikle Amerikan kökenli “Marshall” yardımı sayesinde ilk yıllarda başta traktör olmak üzere, tarım aletlerinin yaygınlaştırılması gerçekleşmişti. 1948 yılında 1800 civarında olan traktör sayısı, 1957 yılına gelindiğinde 44.000’i aşmış, 1950 yılında yaklaşık 1000 olan biçerdöver sayısı, 1957 yılında 6000’e ulaşmıştı.

Ancak, yurt dışından temin edilen birçok tarımsal iş makinesi kısa sürede bozulmaya başlamış ve bunların yedek parçası ustası bulunamamış ve köylümüze bu süreçte her açıdan oldukça masraflı faturalar çıkmıştı.

Bu durum karşısında, Zirai Donatım Kurumu ’da, birçok tarım makinesini yerel imkânlarla üretmeye başlamıştı.1999 yılında 3004 adet traktör üreten TZDK'na ait Sakarya Traktör Sanayi İşletmesi’nin Adapazarı’ndaki Traktör İşletme Müdürlüğü ve Tarım Makinaları fabrikasının üretimi, 2002 yılında 220'ye kadar düşmüştü.

Zirai Donatım Kurumu’nun, Adapazarı’nda kurduğu bir fabrikada ürettiği traktörün yanında baklagiller için mibzer denen bir tarımsal makine yaparak çiftçiye olağan üstü katkılar yapmıştı. Zirai Donatım Kurumu bu çalışmalar kapsamında "Başak" adlı yerli traktör üretimi, çeşitli gübre ve tarım kimyasalları üretimi yapması gibi alanlara girmişti. Türk çiftçisinin dostu olarak, Zirai Donatım Kurumunu köylümüze ve tarımsal üretimin artmasına çok büyük katkılar yapmışlardır. Çoğu yerli malı parçalarla ekonomik ve ucuz tarım makinelerini seri olarak üretmeye başlayan, Zirai Donatım Kurumu, kısa zamanda dünya çapında tarımsal makine üreten yabancı dev şirketlerin dikkatini ve el altından tepkilerini çekmeye başlamıştı.

Akabinde, 2003 yılında ”Özelleştirme Yüksek Kurulu” tarafından özelleştirme kapsamına alınan TZDK, özelleştirilmiştir. Hızla makineleşen Anadolu köylüsü, azotlu gübre ve kimyasal ilaçlarla zararlı haşerelerle mücadele etmesi sonucu, ürettiği mahsuller ikiye üçe katlayarak, rekorlar kırmaya başlayınca çiftçinin gelir düzeyi de yükseltmişti.

Formun Altı

ön izleme şeysi

1960’lı yıllarda bu tarımsal kuruluşlar, kooperatifler ve gübre fabrikaları ülke çapında tarımsal üretimi ve kaliteyi artırması, neticesinde Anadolu çiftçisinin yüzüne renk gelmiş, sosyal ve siyasi hayatta daha fazla etkin olmaya başlamıştı.

1970’li yıllarda ülke çapında artarak süren siyasi kamplaşma ve iç çatışmanın sonucu olarak 1980 yılında askeriyenin yönetime el koymasından sonra, 24 Ocak 1980 Ekonomik Kararları kapsamında “piyasa ekonomisi” ne geçiş gündeme gelmiştir. Özelleştirme, esas olarak ekonomide devlet müdahalesinin asgariye indirilmesini amaçlayan bir politika olarak “serbest piyasa ekonomisine” geçişte önemli bir rol oynamıştır.

1980’lerden sonra “serbest piyasa ekonomisi” politikalarının ortaya çıkardığı firmalar, Türk köylüsünün gözünü açan ve destekleyen birçok milli devlet kuruluşumuz, uluslararası dev şirketlerin tepkilerini çekmeye başlamıştır. 11 Mart 1988 tarihli Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile özelleştirme kapsamına alınan Türkiye Zirai Donatım kurumuna ait fabrikalarda kapatılmıştır.

18 Ağustos 1998 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile TÜGSAŞ (Türkiye Gübre Sanayi) ve İGSAŞ (İstanbul Gübre Sanayi) özelleştirme kapsamına alınarak fabrikaları kapatılmış ve özel sektörünün eline geçen gübre üretim ve dağıtımı sebebiyle fiyat istikrarı bozulmuştur. Çiftçi maalesef ucuz kimyasal gübre kullanamaz duruma gelmiştir.

Netice olarak, devran dönmüş, hükümetler değişmiş, ama bu milli devlet kurumlarına yurt dışından bir yerlerin, husumeti ve hazımsızlığı bitmemiş, akabinde, bu kurumlar ve ilgili kooperatifler ilk fırsatta satıla satıla kapatılmıştı. Son olarak Devlet yetkilileri güvenlik gerekçesiyle artık kimyasal gübre işinden çıkılacağını açıklayınca çiftçi alçak terör yüzünden son darbeyi de yemiştir. Kimyasal gübrenin patlayıcı madde imalatında kullanmasıyla pahalıda olsa zor şartlarda satın alarak fındıkta, tarlada kullandığı gübresiyle de köylünün artık vedalaşma zamanı gelmiştir.

“Azotlu Kimyasal Gübre” ile tarımda başlayan tarihi yükselme trendi, son yıllarda uygulanan politikalar ile birlikte kimyasal gübrenin bomba kabul edilmesi sonucunda; Türk çiftçisi ekonomik yönden dibe vurmuş ve umut veren bu süreçte hüsranla neticelenmiştir.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.