Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Karadeniz'in yaklaşık iki buçuk milyon insan için fındık, yaşantılarını belirleyen bir efsanedir. Belgeler, fındık mitosunun Karadeniz'de en azından yirmi beş yüzyıllık bir yaşantısı olduğunu göstermektedir.

Doğa, Karadeniz'in toprağına yeryüzünün en iyi fındığını yetiştiren olağanüstü özellikler vermiştir. Bu özellikleri değerlendiren Karadeniz insanı 1960'lı ve 1970'li yıllarda Türkiye'nin ihracat gelirlerinin yüzde 15'ini fındıktan sağlayabilmiştir.

Ancak fındık 2000’li yıllarda sakıncalı bir ürün sayıldı ve ekonominin "kara deliği" ilan edilmişti. 2000 yılı başında Türkiye’de yaşanan ekonomik krizlerin müsebbiplerinden biri olarak Türk fındığı ilan etmişti. Akabinde Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Türkiye’nin artık fındık üretmemesi gerektiğini açıkça rapor etmişti. Aslında gizli amaç fındık politikalarının oluşturulduğu ve yönlendirildiği Avrupa'daki gıda tekellerinin yani çikolata sanayicilerinin isteklerinin yerine getirilmesi idi.

Dünya fındık üretiminin yüzde 80'nini karşılayan Türkiye, en önemli üretici ülke konumundadır. Türkiye'yi sırasıyla İtalya, ABD ve İspanya izlemektedir. Türkiye'de fındık yetiştiren aile işletmesi sayısı yaklaşık 500 bin olup, bu ailelerde ortalama 5-6 nüfus bulunmaktadır. Bu da, fındık yetiştiren aile işletmelerinde yaklaşık 2,5 milyon kişinin oturduğunu ve fındık yetiştiriciliğinin bu insanların geçimini doğrudan ilgilendirdiğini göstermektedir.

Küçük aile üreticiliğinin ezici bir çoğunluğa sahip olduğu fındık tarımında ortalama işletme büyüklüğü 15 dekar dolayındadır. Aile işletmelerin yüzde 86'sının toprakları 50 dekardan küçüktür.  Fındık üretim alanlarının yüzde 30'u Akçakoca, yüzde 41'i Ordu, yüzde 18'i Giresun, yüzde 10 u Trabzon bölgesinde bulunmaktadır. Üretim alanlarındaki son 25 yıllık artışı Türkiye genelinde yüzde 50 dolayındadır. Akçakoca en fazla alan artışının olduğu bölgedir. Gerek taban arazilerde, gerekse yüksek koldaki ormanlık alanlara yapılan dikimler sürmekte olup, artış miktarı yüzde 90'dır.

Fındık yetiştiren köylerdeki çiftçiler genellikle çok küçük arazilere sahip olup, köylerdeki bu arazilerinin tamamına yakınını ise fındık bahçeleri oluşturmaktadır. Bu köylerde fındık dışında pazara yönelik olarak yetiştirilen kivi vs. üretim faaliyetleri de sınırlıdır. Fındık üretilen Karadeniz köylerinde arazinin yetersiz ve ürün çeşitliliğinin sağlanamamış olması, yeterli geliri elde etmelerini olumsuz yönde etkilemekle birlikte yıllara göre elde ettikleri gelirlerde de olumlu ve olumsuz önemli dalgalanmalar yaratabilmektedir.

Fındıkta destekleme alımlarına 1964 yılında başlandı. Destekleme alımlarının amacı fındık kalitesinin artırılması, tek ürüne (fındık yetiştiriciliğine) bağımlı durumda olan klasik üretim bölgesindeki (Ordu, Giresun ve Trabzon illeri) fındık tarımının teşvik edilmesi, fındık üreticisi ailelerin refah düzeyinin artırılması ve eğimli arazi yapısına sahip bölgede fındık yetiştiriciliği ile erozyon tehlikesinin önlenmesi idi. 

1998'de destekleme alımlarının toplam üretime oranı yüzde 41 iken, 2001'de yüzde 20 ye düşürülmüştür. Aynı şekilde 1998 yılında destekleme alımları için fındık üreticisine 709 milyon dolar ödenmişken, 2001'de 152 milyon dolar ödenmiştir.

1998 yılından itibaren destekleme alım fiyatlarındaki artış sürekli olarak enflasyonun altında tutuldu. Böylece üreticiler sürekli olarak reel gelir kaybına uğratıldı. Üreticilerin uğradığı reel gelir kaybı destekleme alım fiyatları dolar bazında incelendiğinde daha somut olarak görülüyordu.

Fındık yetiştiren Karadenizli çiftçi aileleri, yoğun nüfus baskısı altında olup, işsiz nüfusun oranı da yüksekti. Fındık yetiştiren ailelerin arazi varlığı ve fındık bahçesi büyüklüğü, fındık verim düzeyi, işletmelerdeki nüfusun yalnız fındık yetiştiriciliği ya da tarımdan geçinebilmelerine olanak tanımamaktaydı. Tarımdan elde edilen gelirin işletmelerdeki nüfusun geçinmesine olanak tanımaması, fazla nüfusun bir kısmını yakın ya da diğer bölgelerdeki sektörlere kaymaya zorlamaktaydı.

Fındık üreticisinin borçlanma oranı yüksek.

Genellikle sermaye olanakları yetersiz olan fındık üreticileri gübre ve ilaç gibi girdilerin temini ve hasattaki yabanı işgücü ücretleri için finansmana gereksinin duymakta ve gereksinimlerini Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri gibi örgütlü kuruluşlardan sağlayamadığından genellikle ürün karşılığında, yüksek maliyet ve şartlarla tüccarlara borçlanmaktadırlar. Bu şekilde aracılara borçlanan fındık üreticileri, ürün satış aşamasında pazarlık güçlerini de yitirmektedirler.

Üretim taban arazilere de yapıldı.

Fındıkta bölge ve kalite ayrımı yapılmaması, yüksek verim alan büyük bahçe sahiplerinin desteklerden daha çok yararlanmaları gibi etkenler fındık dikim alanlarının asıl üretim bölgesi dışında taban arazilerin bulunduğu diğer bölgelere yapılmasını sağlamıştır.

Dikim alanları sınırlandırılıyor

1980'li yılların başında üretimin iç tüketim ve ihracat hacmini önemli oranda aşarak büyük miktarlarda stoklar yaratması, dikim alanlarının sınırlandırılmasını gündeme getirmişti. 1989 yılında çıkarılan yasaya göre; rakımı 750 metreyi geçmeyen eğimi en az yüzde 12 olan araziler ile Ordu, Giresun, Trabzon illeri, Akçakoca (Bolu), Ereğli ve Alaplı (Zonguldak) ilçelerinde rakım ve eğim koşulu aranmaksızın fındık yetiştiriciliğine izin verilmişti. Bu yöreler dışında bahçe kurulması ve yenilenmesi yasaklanmasına karşın, yeni dikimler yoğun biçimde sürmüştür. Günümüzde fındık dikim alanlarının ancak yüzde 60 ı asıl üretim bölgesi olan Doğu Karadeniz'de bulunmaktadır.

Fındık üretiminde pazarlama kanalları

Fındık üreticilerinin, genellikle borçlu olmaları, paraya ihtiyaçlarının bulunması, ürünü bekletecek mali güçlerinin bulunmaması, başka yerde ikamet etmeleri gibi nedenlerle fındığını harman işlemlerinin hemen ardından piyasaya sürmektedirler. Üreticiler fındığını fiyat düzeyi, peşin ödeme durumu ve aracılara borçlu olup olunmamasına göre ya tüccar, manav, fabrikalardan birine özel sektöre satmaktadırlar.

Borçlu üretici pazarlık gücünü kaybediyor

Hasat döneminde tüccar, manav ve  fabrikalara borçlanan ve borcuna karşılık ürün teslim taahhüdüne giren üreticiler, ürünün satışı aşamasında pazarlık güçlerini de kaybetmektedirler. Öte yandan tüccar ve manavlar, üreticilerde fındığı satın alırlarken randımanı laboratuar koşulları dışında sübjektif yöntemlere göre belirlemektedirler.

"Alfatoksin" sorunu yadsınamaz bir gerçek

Hasat sonrasında harmanlama ve kurutma döneminde havaların yağmurlu geçmesi, hem harman zamanını uzatarak koruma önlemlerini zorlaştırmakta, hem de gösterilen tüm çabalara karşın fındığın harman ve depolanmasında naylon çuval ve örtü malzemelerinin kullanılmasından dolayı kabuk kararması ve iç çürük gibi kalite bozulmaları ile alfatoksin ve başka mikroorganizma zararlarının oluşmasına neden olmaktadır. Kaliteyi olumsuz olarak etkileyen bu etmenler, ihracatta önemli sorunlar yaratabilmektedir.

 

İhracatta da tek ülkeye bağımlılık var

Fındık ihracatının çok önemli bir kısmının AB ülkelerine ve özellikle de Almanya'ya yapılması, ihracatta tek bir ülke grubuna ve bunun içinde de tek bir ülkeye aşırı bağımlılığı ifade etmektedir. AB'nin mevcut ithalat sınırlandırmaları, fındık ihracatını olumsuz olarak etkilediği gibi getirilebilecek ek önlemler de, ihracatta önemli tıkanıklıklara neden olabilmektedir.

Dünya Bankası emretti: Fındık bahçelerinin beşte biri sökülecek

Daha önce uluslararası kuruluşlara verilen taahhütlerde fındıkta destekleme alımlarının kaldırılmıştı. Dünya Bankası ile imzalanan Tarımsal Reform Uygulama Projesi (ARIP)'nin finansmanına ilişkin Dünya Bankası ile yapılan ikraz Anlaşması kapsamında bulunulan taahhüde göre ise fındık üretim alanları yıllar içinde 100 bin hektar azaltılacaktı. Türkiye'de fındık tarımını çökertmek isteyenler kendi ülkelerinde nasıl bir politika izliyorlar? Bir de ona göz atalım:

AB yapısal destekler ve pazarlama yardımlarıyla üretimini artırıyor

AB'nin üye ülkelerdeki sert kabuklu meyve üreticilerine sunacakları projeler kapsamında üretici birlikleri aracılığıyla yapısal destekler ve pazarlama yardımları sağlaması, uzun dönemde özellikle İtalya, İspanya, Yunanistan, Fransa ve Portekiz gibi ülkelerin üretimini daha da artırılması hedeflenmiştir.

AB'nin yanı sıra ABD'de verim ve kaliteyi artırmaya yönelik bilimsel/teknolojik araştırmalar desteklenmekte, fındık üretici ve sanayicilerinin sorunlarını çözmek için çaba harcanmaktadır. Bu etkinlikler fındık üreticisi, tüccarı ve sanayicisinden yapılan kesintilerle desteklenmektedir. Tüm bu destekler ABD'nin fındık üretimini de önemli ölçüde artırmıştır.

Öte yandan Almanya gibi önemli fındık ihracatçısı ülkeler Türkiye'nin dışında Azerbaycan, Gürcistan, Şili , Peru gibi alternatif tedarikçi ülkeler oluşturmaktadırlar. Tüm bu gelişmeler, uzun dönemde Türkiye'nin üretim ve pazar payını olumsuz olarak etkilemeye başlamıştır.

Öyleyse çıkan sonuç nedir?

Üreticinin kendi ağırlığını ortaya koyup ürününe ve sorunlarına sahip çıkmasından öte çözüm var mı?  Fındık yetiştirilen yaklaşık 500 bin ailenin tek çözüm alternatifi Devletin fındık piyasasına girip piyasayı düzenleyici müdahale alımları yapmasıdır. Ya da Fiskobirlik Kurumu tekrar hayata geçirilerek piyasada dengeleyici bir aktör olmasına imkân verilmelidir.

2000 yılı öncesinde Karadeniz’de fındık köylüsünün yüzde 55'i Fiskobirlik'e ortak durumdaydı. Fiskobirlik üreticinin fındığını alan ve ona yardımcı olan bir kuruluş olmaktan çıkmış tümüyle üreticiye yabancılaşmıştı.  Fiskobirlik, son yıllarında hatalı yatırımlar ile zarar ettirilmiş, borç batağına sürüklenmiş, ortağı olan üreticilere gereksinim duyulan girdileri yeterince sağlayamamış, üretim tekniği konusunda hizmet götürmemiş, finansman yetersizliği nedeniyle ürün bedellerini ödeyememiş ve sonunda topu atmış ve iflas etmişti.

Fiskobirlik uygulanan yanlış politikalar sonucunda bir avuç ihracatçı ve tüccarın hakkını korur duruma gelmişti. Ama sonunda gelinen nokta serbest piyasa adı altında Fındık üreticileri bir kez daha tüccarların insafına terk edilmiştir. Fındık üreticisi artık uyanmalı ve ekmeği ile oynayanlara karşı birlik içinde hukuksal ve siyasi platformlarda mücadele yapmalıdır. Başka çare yok. Öyle değil mi?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.