• dolar dolar 3.8149
  • euro euro 4.0656
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

MAVNA HAMALLIĞI DA ARTIK TARİH OLDU

Naim Güney’in kaleminden eskiler…

Bir zamanlar mavnalar için özel hamallar vardı.Bu yiğit ve cefakar insanlar ahşap iskelesinden sırtlarına aldıkları fındık dolu ağır çuvalları türküler eşliğinde tek tek mavnalara yüklerlerdi. Hamallar taşıma ücretini çuval başına alırlardı.Mavnalara doldurulan fındıklar açıkta bekleyen gemilere götürülürdü. Vinçlerin kalın halatlarıyla balya şeklinde bağlanan çuvallar geminin karanlık ve devasa ambarlarına indirilirdi. 1950’li yıllardan sonra Menderes iktidarı ile deniz kenarlarında yapılan rıhtımlar, limanlarla birlikte doğal olarak mavnacılık da son buldu. Akabinde 2005 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile mavnacılık lağvedilerek tarih sahnesinden çekildi.

BİR ZAMANLAR "AZİZ ATEŞ" USTA VARDI


Aziz Ateş'i tanıyan eski kuşaklar onu hep levha ve tabelacılık yapan bir usta olarak hatırlar ve bilirlerdi. Oysa Aziz Ateş usta gençlik yıllarından beri Halkevinde pek çok kültürel faaliyetlere katılırdı. 


Uzunca bir süre halkevlerinin piyeslerinde başarıyla rol almış, sevenleri tarafından çok takdir edilmişti. Maket yapmaya karşı çok meraklıydı, gemi ve uçak maketlerini çok detaylı bir şekilde aslı gibi yapması ile Ordu’da nam salmıştı. Yaptığı maketleri iş yerinde sergiliyor, gelen geçen tarafından incelenen maketler çok beğeni topluyordu. Aziz Ateş, kendi el yapımı olan tek kişilik yelkenli teknesini Ordu'da denizde başarıyla yüzdürünce büyük bir hayranlık ve takdir toplamıştı.


Hele bir uçak maketi şeklinde bir uçurtma yapmıştı ki hartamalardan ve gemi halatlarından yaptığı uçak şeklindeki maket uçurtmayı önce sergiledi ve peşinden sahildeki kumlukta uçurmaya götürdü. Binlerce meraklı Ordu’lunun gözleri önünde uçak şeklindeki maketi başarıyla havada uçurunca çok büyük alkış ve takdir almıştı.

ESKİ BERBERLER NEREDE KALDI?


Bundan kırk beş, elli sene önce bizde, hemen her çocuk gibi tıraş olmayı pek sevmezdik. Berberlerin dükkânına girince limonlu kolonya kokusu alır, sanki tuhaf bir duyguyla sünnet olacakmış gibi karışık çocukluk heyecanları yaşardık. Çünkü eski yıllarda, çarşı-pazarları, cami avlularını ve zaman zaman mahalle aralarını dört dönen berberler ayrıca bir doktor edasıyla diş çekerler, sünnetçilik ve hacamatçılık yaparlardı.
Berberlerin o meşhur makaslarının sesi, şık şık şık diye kanarya gibi şakırdar, hiç susmazdı. Berber koltuktaki müşteri ile o arada futbol maçlarından, sportotodan ya da günlük siyasetten konuşurdu. O yıllarda elbette televizyon yoktu, arada bir duvarda terekteki lambalı radyo açılır, yurttan sesler ve ajans dinlenirdi. O yıllarda da çocuklar yine tıraş olmayı pek sevmez, nazlanır, ağlar veya kaçmak isterdi. O yıllarda çocuklar için bir tek saç modeli vardı. O da “Alaburus” idi.İlkokul ve ortaokul döneminin vazgeçilmez saç modeli olan, “Alaburus” üç numara tıraştan daha uzunca, önde bırakılan kakülün makasla düz kesimiydi.
Çocuklar berber koltuğuna oturmadan önce boyu uzasın, aynayı daha iyi görebilsin diye çırak koltuğun üzerine bir tahta parçası koyardı. Çocuklar biraz ürkekçe tahtanın üstüne kurulurdu. Daha sonra, Berber beyaz örtüyü, enseden fiyonk ederek boynumuza bağlardı, şimdinin çıtçıtlı, cırtlı önlükleri o yıllarda yoktu. Bayram arifelerinde berberlerin müşterisi çok olur, o zamanda sabırla sıramızı beklerdik. Berberlerin o yıllarda sehpalarında, gazeteleri ve dergileri eksik olmazdı. Sıra beklerken günlük alınan o gazetelerin arkasındaki karikatürleri, çizgi romanları zevkle okurduk.
Koltuğun üzerine tahta konulması, ilkokuldan orta bire boylar iyice uzayana kadar devam ederdi. 
Bugün ise her şey gibi berberler de dönüşümü yaşadı, adları “Kuaför” oldu, çalışma şartları ve saç modelleri hepsi değişti, değişiyor da, ancak bize de düşen, berberlerimizin kaybolan o eski tarz çalışma hayatından küçücük bir kesiti sizlerle paylaşarak, kayıt altına almak görevi kalmıştı. Sağlıcakla kalın.

ESKİDEN "YAYLA" YAPARDIK


Çambaşı yaylasında büyüklerimiz eskiden her yıl beş on gün kalıp yayla yaparlardı.Yaylanın serin ve temiz havasında birkaç gün kalmak, eskiden bir anlamda sağlık ve huzur tatili demekti. Çambaşında kalanlar genelde ne yaparlardı? Yaylada her fırsatta eskiden beri şenlikler, güreşler yarışlar, oyunlar yapılır, haftanın bir günü de pazar kurulur, alış verişler olurdu. Orada kuzu melemeleri ve kuş sesleri ile yorucu ve stresli geçen gündelik yaşam biçimi değişir, hayata ilişkin koşuşturma ve kaygılar ortadan kalkar, onun yerini küçük çağlayanlar, ırmaklar, çam ormanları ve dağ yollarında yürümek, doğayla iç içe saatler geçirmek alırdı. 
Çambaşı yaylasında yenilen içilen tüm yiyecekler de doğal olarak değişirdi. Şehirde yenilen beyaz ekmeğin yerine esmer ekmekler alırdı. Golit, pestil,helvalı keteler, çeşitli kurabiyeler yenirdi.Taze tereyağ, dut pekmezi, acı bal, tulum peyniri, manda yoğurdu,kaymak,süt tüketilirdi. Akşam sabah, kuzu etinden pirzola, dana etinden köfte yapıp yenilirdi. Doğal kaynak suları şifa niyetine içilir, karpuz, kavun soğuk sularda buz gibi afiyetle yenilirdi. Çambaşı yaylası ve obaları yaklaşık 1800 rakımında olduğu için Temmuz ayında dahi akşamları hava oldukça sisli ve soğuk olurdu. Kuzinenin başında eski dostlar bir arada ısınırken ıhlamur çayı,kahve eşliğinde sohbet ederlerdi. Cenikte fındık başlayınca insanların bir kesimi köylerine fındık toplamaya giderlerdi.Hey gidi günler hey..


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.