Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Hani günümüz Türkiye'sinde,  tarım işçisine gerek duyulduğunda, bu işi Güneydoğulu vatandaşlarımız üstlenir ya, yaklaşık olarak, 65 -70’li yıllara kadar, Ordu sahil kesiminin zorlu, yorucu, meşakkatli bütün işlerini, Melet ırmağının suladığı, Mesudiye yöresinin cefakâr ve yiğit insanları yaparmış. 

Kıyı kesimlerde Samsun'dan başlayıp, Giresun' a kadar uzanan Canik dağlarından dolayı sahile yakın olan yerlerde yaşayanlara “Cenikli” Melet ırmağı boyunca yaşamlarını yüksek kesimlerde idame ettiren Mesudiyeliler içinse sahil insanı, “Meletli” demişlerdir. 
Çok fazla yorucu olduğunu duyduğumuz, kırık kazma, krizma, ağaç kökü sökme gibi her türlü ağır işi  Meletliler yapar, kazma kürekle balyozla yolu Meletli açar, ormanda ağaçları Meletli keser vs. vs. hülasa eziyetli işlerin tamamını, Meletliler yapıp, başarırmış. Yöresinin kıraç toprağı verimli olmadığı için, Meletliler, bu sıkıntılı işleri, yoksulluğun getirdiği mecburiyetten yıllarca yapmışlar. Ayaklarda kara lastik, kıçda yamalı pantolon, sırtta yamalı kazak ile fakirlik içinde yaşandığı yıllarda Meletli için sıcak bir palto giymek, çok lüks kabul edilirmiş. İnce hastalık denen Verem ile Sıtma hastalığının yoksul insanlarda salgın olduğu o yılları Allah bir daha bu millete göstermesin. Ne kadar acıdır ki durumlar gerçekten öyleymiş.

1965 bayanlar m¦-s¦-r dibi +ğapalarken

Devir ceplerde kuruşun olmadığı, açlığın, sefaletin kol gezdiği devirmiş. Bilmem hangi zorlu işi yapmak için, bilmem hangi Cenik köyünde çalışırlarken, nasırlı elleri, terli alınlarıyla Meletliler, çalıştıkları evlerin ahır gibi, serendi gibi kısımlarında yatıp kalmakta, değer verilmeyip, hor görülmekteymiş.
Sahilin ve yakınındaki yerlerin  verimli topraklarında o zamanlar fındık yeni yeni moda olmuş, müthiş rağbet görmüştü. Cenikli için fındık, büyük bir geçim kaynağı haline gelmişti. Cenikliler, Meletlilere dağdaki, bağdaki tüm koruluk ve ağaçlıkları  önce söktürmüş, sonra derin hendek kazısı yani krizma yaptırmış, daha sonra çıkan toprakları da güzelce bellettikten sonra  bu alanlara fındık  ve mısır diktirmişlerdi. Bu işi yaptırdıkları Meletlilere de çıkan fındıktan, fasulyeden, mısırdan az da olsa paylar vermişlerdi.

O eski yıllarda bir kaç günde, yaya bir şekilde yürüyerek ekmeğinin peşinde yollara düşen iş arayan Meletliler, hasbelkader bir Tanrı kulu, Tanrı selamına binaen eğer, insafa gelirde evinde misafir ederse ne ala, yoksa bir samanlıkta soğuğun, ayazın altında geceyi geçirmek zorunda kalırlarmış.  Daha uzak ellere gidenler ise, eğer cebinde parası varsa hanlarda, kervansaraylarda konaklar ve doğan yeni gün ile birlikte, gurbetin yollarını tutarlarmış.

Yollara düşen yöre halkının çektikleri inanılmaz sıkıntılar, hala tazeliğini korumaktadır. Bu günleri yaşayan ve hala hayatta olan büyüklerimizden o eziyet dolu günleri keşke dinleyebilseydik.  Kendilerinin anlattıklarından mutlaka çok fazla miktarda ders çıkaracağımız, yaşam öykülerini öğrenirdik. 

Gurbet ellerde karın tokluğuna, mısır, arpa, fasulye, fındık gibi mahsul karşılığında namusu ve onuru ile çalışan, Meletliler, bu işin böyle gitmeyeceğini fark edip, okumak isteyen zeki çocuklarını okutmak için çok çaba sarf etmişlerdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan büyük bir aydınlanma, kalkınma hareketi içerisinde, birer birer açılan köy enstitüleri, öğretmen okulları, astsubay, subay, ebe, hemşire, maliyeci vb. kısaca meslek kazandıran tüm okullara Meletliler, dört elle sarılmışlardır. Tıpkı azgın bir sele kapılmış sürüklenirken, eline geçen dal parçasına sarılan insanlar gibi okumaya okutmaya çok önem vermişlerdir. Bu yüzdendir ki sahildekilere göre, Mesudiye yöresi daha çok tahsilli insan ve memur yetiştirmiştir. 

Bir zamanlar, hakir görülen o Meletliler, Mesudiyelilerin birçoğu, şu anda hak ettikleri güzel yerlere geldiler. Kendisini gurbette çalışmaya, tahsile veren Meletli amansız bir mücadeleye giriştiler, makûs talihlerini yıkıp, refaha kavuştular. Meletli, artık sahillilerle arasındaki o uçurumunu, çok çalışarak, tahsile, meslek edinmelere yönelerek kapatmış ve hatta konum olarak geçmiş durumdadır. Topraklarının genişliğinden ve veriminden güç alan kıyı şeridi insanları, Meletlilerden çok sonra eğitime, öğretime, meslek edinmelere yönelmişlerdir.

Bıkmadan, yılmadan, yüksünmeden zorluklara göğüs gererek, yoksulluğunu ortadan kaldıran Meletliler, şu anda bu sıkıntılarının karşılığını almakta, rahat bir şekilde, yaşamlarını idame ettirmektedir.  O sıkıntılı, belki aç günlerini çok çalışarak, gurbetlere düşen Meletliler istisnalar hariç, şu anda yaşamlarının sefasını sürmektedirler, şükürler olsun ki. 

Cumhuriyet Gazetesinin 1958-1959 yılında düzenlediği Yunus Nadi Röportaj Yarışmasında ödül alan Hayati Erdönmez’in yazdığı “MELET” adlı bir yazıyı bu vesileyle  sizlere paylaşıyorum.

“MELET”

“Aaaah... Gara Melet ah...” Cenik yollarında söylenir bu söz Meletli tarafından. Her ahla Meletlinin anlında yeni bir ıstırabın oyuk çizgisi belirir. Bu insanların yüzlerine bakıldığı zaman, yüzlerindeki çizgiler senelerin verdiği ıstırabı anlamaya kâfi gelir. Gözler ferini kaybetmiş elektrik lâmbasına benzer. Bu bakışlarda sönmemek, parıldamakta devam etmek isteyen bir hal vardır.

MELET YAZISI BA+ŞLI¦ŞI

Hayata gene ümitle bakar... Yarınını daha iyi görmek için son gücünü sarfeder...Güz geldi mi, göçmen kuşlar gibi göç eder Ceniğe Meletli. Başka yerlerde bir yaz boyu çalışmanın tadını çıkarmak üzere kış beklenir. Meletlinin yaz çalışması yaz içindir... Kışın açtır gene... Mecburdur çalışıp karnını doyurmaya. Çalışmasında netsin, aç mı kalsın?.. Kış uykusuna yatamaz ki... Melet... Gara Melet...

Neden zalimsin bu kadar?... Yazları yaza kışları kısa benzemeyen Melet... Sahilden yüz yirmi kilometre içerde, Karadeniz Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesinin birbirinden ayrıldığı, Melet Irmağı üzerinde kurulmuş bir Kasabadır, Melet. Çıplak tepeleri, sarp kayalıkları ve yer yer ormanları ile bir mücadele diyarıdır. Bu ormanlar da olmasa durulmasına imkân olamayan bir bozkır olurdu. (Ama gene de cellâdıdır Meletlinin baltası ormanların) Burada yaşayanlar çiftçilik ve hayvancılık yaparlar sözde.. En kabadayı hanenin 20-30 dönüm toprağı, bir çift öküzü, bir ineği, on beş yirmi davarı vardır. Bire bir verir, bire iki üç verir. Taş çatlasa bire beş vermez buranın toprağı. Meletin bu bir karış toprağı, her sene bir alta bir üste devrolur. Dinlenmek bilmez bir türlü. Dinlenmeyince, gübrelenmeyince de vermez fazla. İnsanlar gibi taşı toprağı da çilekeştir Meletin. Altı ay yaz altı ay kış olur Melette. Buranın baharı yok gibidir. Herkes bahar özlemi duyulur. Yaz ise vahşi bir güzelliğe sahiptir.

Güz geldi mi Cenik yolları göç kervanları ile dolar. İslî kazanı, şilte yatağı, varsa bir ineği yahut eşşeği ile Meletli düşer yola. İnek inekliğinden eşşek de eşşekliğinden çıkmıştır. Gövdesini tartamayan mecalsiz bacakları, sırtlarına vurulan yükü de götürmek zorundadır. Buranın hayvanları en az insanları kadar cefa çeker. Önde eşşekliğinden çıkmış eşşek, arkada sırtları yüklü çoluklu çocuklu, gençli ihtiyarlı insanlar.. Ha babam ha... Burası senin şurası benim... Yürü de yürü... Çarığının sırımları da kalmaz varacağı yere dek. Sakalları uzamış erkekler... Beli bükülmüş, dizlerinde dermanı kalmamış ihtiyarlar... Saz benizli, şiş karınlı çocuklar... Hem karnında hem de sırtında yük taşımaktan yorgun düşmüş kadınlar...

Yavuklusunu Melette bırakmış delikanlılar ve kızlar... Bu bitmeyen yolu seneler senesi gidip gelmekte devam ederler. Bu yolculukta, karnının kasları ne zaman kasılmaya başlarsa, o zaman yer kuru golit (1) azığını Meletli. Bir su başına geldi mi, kirli torbasında çıkarıp atar suya golitini. Orada ıslanır. Varsa bir baş soğanla boğazını yırta yırta mideye iner. Üzerine bir tas su ve arkasından çok şükür yarabbi!.. Ah bu doğunun şükrü... İşte onu bu hale getirmiştir. Çarşamba ovası.. Terme ovası... Kendini orada bekleyen sefaleti bilmeden giden zavallı... Yolculuğun bitmesiyle çile bitmez. Yeni bir çile başlar. Acı. Köy köy dolaşılır, kapılar  çalınır. “İşiniz var “mı? Bellenecek toprağınız, yeniden tarla açılıp ortakçılık  edecek yeriniz, koçanından  koparılacak mısırınız..» «Yoh gardaşım yoh..» Tekrar yeni bir kapı yeni bir köy. “İşiniz var mı, işiniz..”  “Var.” Deyinceye dek. Ondan sonra onun kölesi olup kahrını çekmek. Şu acunda bir dilim ekmek parasına özgürlüğünden olmak.. İşte asıl bu büker belini. Onu bu ihtiyarlatır, tezden... Ama gene de karnı doyduğu için şükreder... Pek azdır aynı sayı ile geri dönenler. Çocuklardan, ihtiyarlardan ve diğerlerinden orada bıraktıkları vardır.

Göç etmeyenler iyi mi geçinirler sanki? Nerde... Arpa ekmeği... Arpa çorbası.. Gırtlağına çıkan karı yararak ormana" gidip, sırtında purç (2) yükü... ıhlıya ıhlıya getir hayvan besle. Onun bir avuç yağını sat ihtiyaç gör... Bir göçen pişman bir göçmeyen. Meletlinin tek tesellisi yaylaya çıkmak. O da hayvanı olanlar için. Ama pek az sürer bu sefa da. Ekinler çıkar.. Bir karış boyunda ekinler... Avucunun içiyle toplayıp zar zor harmanını eder... Ve arkasından karakış.. Ceniğe göç eden Meletlinin erkeği durmaz kış geldi mi. Ya Zonguldak,

ya da İstanbul’da işçidir. Zonguldak  nice yiğitlerini yemiştir, Meletin. Maden işçisi olmak kolay mı? Bir kazada ya da iklimin ağırlığından, gıdasızlıktan hastalanıp gider öte acuna. Melet yayladır. “ Şu Meletin havası ile suyu olmasa tümcek ölürüz biz.” Böyle der, Meletli. İstanbul’a gidenlerin Zonguldak’takilerden kalır tarafı yoktur. Onların yattığı yeri görmüştüm İstanbul’da. Bir sefalet diyarı.  Penceresiz bir tavan arası. Üst üste serilmiş kirli yataklar. Kesif bir küf kokusu. İçeri girmeden kaçtım. Gıdasızlık ve aşırı çalışma buna eklenince eşit oluyor, ince hastalık. Çoluk çocuğunu götürenler de var. Onların yaşadıkları yerler ise İstanbul’un en yoksul yerleri. Yirmi otuz lira verilip oturulan  yerleri siz düşünün. Bunun burası İstanbul. Gurbet.. Sefalet.. Memleket bir işkence, diyarı... Dayan dayanabilirsen.. Bir kurtuluş yolu bulmak gerek. Yeni yetişen nesli kurtarmak... İşte bunun çaresini bulmaya çalışıyor, Meletli. Tek ümidi okulda... Çocuklarını okutmada... Yetmiş köyünün ellisinden fazlasında okul var. Okulu olmayan köyler de yakın köylere gidiyor.. Her yıl bir yarıştır başlar okul için. Tek öküzünün ölümü pahasına okul yapmaya gayret eder. Okul yapılır binbir sıkıntıyla. Yeni bir sıkıntı. Öğretmen. Bulunmaz bir türlü. Bulunan da kaçırılır. Öyle ya yüzelli liraya çekilecek dert mi? Bir vekil gönderilir. Öğretmen özlemi içindedir köylümüz... Bu dâva halledildiğinde, Meletin yeni yetişen nesli, dedesinden, babasından bir masal gibi dinleyecek Cenik, Zonguldak, İstanbul sefaletini.

(1) Burada Kurutulmuş ekmeğe golit derler.

(2) Hayvanlara yedirmek için ağaçların bir yıllık sürgünleri koparılır.Buna da purç denir. Bu ağaçların tamamen ölümüdür.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.