Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

ORDU’DA MEYVACILIĞIN PİRİ “ MUSABAŞOĞLU ALİ AĞA”

ORDU ESKİPAZAR’A YENİ BİR ZİRAAT FİDANLIĞI AÇILIYORDU.

Ali Kemali Aksüt, 12 Şubat 1928 ile 21 Ağustos 1930 tarihleri arasında 29 ay boyunca Ordu’da başarılı ve sevilen bir Vali olarak görev yapan Ali Kemali Aksüt, savaştan yeni çıkmış ülkemizdeki tüm olumsuz ve zor şartlara rağmen görev yaptığı döneminde gayet faydalı ve olumlu çalışmalar, güzel hizmetler yapmıştı. Vali Ali Kemali Bey, Ordu Valiliği esnasında Ziraat işlerine de çok önem vermiştir. Özel İdareye bağlı örnek bir zirai numune bahçesi Eskipazar’a kurmuş, bahçedeki binalarda tamiratlar bahçeye şekil verdirmişti. Ordu’da Portakal ve Mandalinaya alaka uyandırmıştır. Eskipazar köyündeki bu numune bahçesinde 3000 tane Portakal, Mandalina ve limon fidanları getirtip, Ordu’ya ilk meyve fidanlığı kurdurmuştu.

Eskipazar’da o zamanki adıyla Numune Çiftliğine dikilen meyve fidanlarından umulan sonuçlar pek alınamamıştı.  1929 yılında Musabaşoğlu Ali Ağa da, Rize’den,  kendi imkânlarıyla portakal fidanları bulup tanesini 1-2 liraya satın almıştı. Bilal Köyden bu hadiselere bizzat şahit olduğu için, Güzelordu Gazetesinde “Ordu’da portakal üretiminin piri Musabaşoğlu Ali Ağadır” diye yazmıştır.

Musabaşoğlu Ali Ağa, Esenyurt köyünden dört saatlik yoldan Ordu’ya kadar atlarıyla odun taşıyarak, evine hep helalinden gaz, tuz parası kazanmış bir insandı. 3-4 evlilik yapan Ali ağanın, ilk evliliğinden 3 çocuğu vardı. Taşbaşı araziyi ilk evliliğinden olan çocuklarına vermişti. İlk evliliğinden hanımı ölünce evlendiği 2. Hanımı da serentide yanmış, ölmüş,sonra evlendiği diğer hanımını ile anlaşamayınca onu kovmuş. Sonraki evliliğinde de çocuğu olmamış. En son evliliğinden de üçü kız toplam 6 çocuğu olmuştu. Son evliliğinden olan erkek çocuklar ise Rüştü, İsmet ve Selahattin Baş idi.

Ali Ağa, bir süre koruculuk yapmış, güreş bile tutmuştu.  Musabaşoğlu Ali Efendi bu şekilde para kazanamayıp geçinemeyince; bir şekilde Batum’a gitmişti. Batum’da önce hızarcılık gibi çeşitli işlerde çalışan Musabaşoğlu Ali Efendi, sonunda kiraladığı büyük arazilerde tütün tarımıyla uğraşmıştı. Musabşaoğlu Ali Ağanın oğlu İsmet Baş babası ile ilgili anlattığı bir Batum anısını şöyle ifade ediyor.  ”… Babam, Ali Efendi, tütün işlerinde çalıştıracağı işçilere akşam yatakhanede önce bir yemek verir, tarlada çalışacak olan işçi adaylarının nasıl yemek yediklerini bizzat takip eder, gözetlermiş. Yemek yeme şeklinden o insanın tütün tarlasında nasıl çalışacağını anlarmış, Çalışacak olanları yemekte seçermiş…”

Musabaşoğlu  Ali Ağa, Ordu’ya döndükten sonra, Taşbaşı mahallesinde eski Rum kilisesinden yukarı doğru geniş 7-8 dönüm bir bahçe almıştı. Bu bahçenin içinde birkaç tane Ermeni evinin temelleri de varmış. Satın aldığı bu  araziye başka çeşitli meyvelerde dikmeye başlayan Ali Baş, Ordu’da  ilk  fenni meyve bahçeleri Batum’da gördüğü şekilde Taşbaşı mahallesindeki bahçesinde ihdas etmiştir. Bahçe zamanla portakal ve mandalinanın yanında limon, erik, elma, armut, kiraz, üzüm, zeytin de üreten tam bir meyve bahçesi haline gelmişti. Ordu’da portakal ve mandalinanın üretilmesine hizmet eden ilk kişi olan Musabaşoğlu Ali Ağanın bu meyve yetiştirme merakı daha sonra Ordu’da ve çevrede oturan herkesi de sirayet etmişti. Bugün bu yerlerde oldukça yaşlı portakal, mandalina ve meyve  ağaçlarına rast geliniyorsa, bunda Musabaşoğlu  Ali Ağanın katkısı çoktu.

Ermeni kâtibin de bahçenin alt tarafında durduğu küçük evi vardı. Ermeni kâtip ölünce o küçük evin bahçesindeki kuyuya portakalları depolardı. Yalnız Rize portakalı biraz mayhoştu ama çok sulu ve dayanıklıydı. Taşbaşı mahallesinde bahçesinden topladığı portakalı bahçesinde Ermenilerden kalma eski bir yer altı mahzenine depolardı. Bu depoda hava almayacak şekilde de portakalı saklayan Musabaşoğlu Ali Efendi, birkaç sene sonra  emeklerinin karşılığı  olan portakal meyvesini de almayı başarmış ve sonunda  dükkânda satışa çıkartmıştı. Musabaşoğlu Ali Ağa, oğlu İsmet’e çivi sandığında 5 tanesini 5 kuruşa çok portakal sattırmıştı.

1940’larda İsmet İnönü’nün Başbakanlığı zamanında ona mütemadiyen kasa işi portakal ve mandalina yolluyor, kendisine mektup yazarak, portakal ve mandalinanın çoğalması için delaletini istiyordu. Sonunda fikrinin kabul olduğuna dair Başbakan İsmet İnönü’den aldığı olumlu cevabı sevinerek herkese gösteriyordu.

Tahıl pazarında kiraladığı binanın sahibi İstanbul’dan binayı satılığa çıkardığı binayı Akın ailesi alınca, Musabaşoğlu  Ali Efendi, Eczacı Şükrü Beyin binasına taşınmıştı. O yıllarda fındık alım satımı yanında, Musabaşoğlu Ali Efendinin dükkânında kereste vardı.  Eskipazar ve Hatipli köylüleri, Yokuş dibinde ormanlardan,  iki metre uzunluğunda çam, ladin, köknar tahtası yaparlar,  atlarla tahta ve keresteyi şehre getirirler ve Ali Ağaya satarlardı. Ayrıca dükkânında arpa yulaf gibi at yiyecekleri satıyordu. O yıllarda yurtdışından ithal gelen çivi ve gaz yağında sıkıntı vardı. Sadece devletin tevzi teşkilatı adam başına bir kilo çivi veriyordu. Ali Ağa da piyasada zor bulunan bazı inşaat malzemesini de satardı.

Dükkânın bir bölümünde manifaturacılık da yapan Ali Ağanın elinde bir triko tezgâhı vardı.  Bu tezgâhta ürettiği yün kazak, fanila ve çorap gibi ürünlerde satıyordu.  1929 yılından itibaren Güzelordu Gazetesine ürettiği yünlü çoraplar ile ilgili klişeli ve düzenli olarak  ilk ilan veren kişi Musabaşoğlu Ali Efendi olmuştu. Tam kırk sene boyunca Ordu piyasasında namusuyla dürüstçe ticaret yapan Musabaşoğlu Ali Ağa hiçbir zaman kötü bir not almamış ve kendi yağıyla kavrularak, yuvarlanıp gitmişti.

MUSABAŞOĞLU ALİ AĞA, ÇAMBAŞI YOLLARINDA ÇOK ÇALIŞMIŞTI…

Ali Baş, hayır işlemeyi yardım etmeyi de çok severdi. Ama yalandan ve yalan konuşandan nefret ederdi. Yanın gelen profesyonel dilenciyi yalanından anlar ve kızardı. Lakin dilenmeyi zillet sayan onurlu yoksulları Ali ağa kendisi bilir onların yarasına merhem olmaktan da çok memnuniyet duyardı.

Musabaşoğlu Ali Efendi, motorlu vasıtaların gidip gelmesi için yapılan yol çalışmalarına destek vermesi ile tanınmıştı. Kabadüz-Çambaşı yolu içinde çok çalışmış, o yolun keçi yolu gibi dar ve virajlı olduğu zamanlarda kendi kesesinden çok para harcayarak, bu yolun ıslah edilip, bir vasıta geçebilmesi için çarelerine başvurmuştu.

Musabaşoğlu Ali Ağa, Melet ırmağında yapılan bir çok ahşap köprülere da katkıda bulunur, köprünün kendi arazisinden ağaçlarını seve seve meccanen bağışlardı. Oğlu İsmet Baş’ın anlattığına göre,  Bayadı-Esenyurt köyleri arasında köprülerden önce Melet ırmağı üzerinde bir süre Musabaşoğlu Ali Ağa da hayvan ve insan taşınan sallarda kelekçilik işi bile yapmıştı. Irmaklarda çok su olduğu zaman  ceviz ağaçlarına bağlanan kalın halat tellerle ahşap kayıklar çekilir, hayvanlar, insanlar karşıdan karşıya bu şekilde geçerlerdi.

Bayadı köyünde Melet ırmağı üzerine ilk ahşap  köprü yapıldığında, Musabaşoğlu Ali Ağa, Kabaktepe dere içindeki arazisinde 200 tane kestane ve karaağacı hayrına bağışlamıştı. Halkta bu uzun ağaçları köprüye kadar sırtta çekerek yardım etmişlerdi. İlk köprü imece usulü yapılmıştı, ama bu köprü fazla yaşamamıştı, büyük bir selde köprü eğilmişti. Jandarma bu eğil köprüden araç geçirmiyordu, ama ali ağanın gözü pek oğlu İsmet Baş, Ford kamyonu ile bu eğik köprüden gizlice binbir tehlikeyle geçerdi. İsmet Baş, bu eğik  köprüden kamyonunu geçebilmesi için aynasını ve kollarını sökmüştü.

 Bir gün gelen başka bir sel bu eğik  köprüyü de yıkmıştı. İkinci köprü yine aynı yerde yapılmaya halk başlatmıştı. Ali Ağa ve oğlu İsmet Baş  bu ikinci yapılan köprüye de çok yardım etmişler, kamyonları ile köprüye çok malzeme taşımışlardı. İkinci köprüde iki sene sonra ayağın altı oyulunca bir süre sonra gelen selde  o da yıkılmıştı. Üçüncü betonarme köprü yapılana kadar o  yıkılan köprüde demir ayaklarla tamir edilmiş ve araç geçişleri bu şekilde idareten sürmüştü.

Ulubey’in Felekoğlu ağaları da Kabadüz-Esenyurt tarafının bozuk ve batak olduğunu ileri sürüp, Çambaşı yolunu eskiden beri Hacılar köyünden yukarı gitmesi için uğraşıyorlarmış. Bu duruma karşı çıkan, Musabaşoğlu Ali Efendi, zamanın Ordu Valisi ile Çambaşı yolunun Kabadüz arasının iyileştirmesi için gidip, görüşmüş.  Kabadüz Esenyurt, Bayadı arasında kalan kesim karda, yağmurda çok çamur ve bataklık olurmuş. İnsanların ayaklarındaki çarıklar, çamurda yapışıp, ayağından çıkarmış. Bu yüzden yolda yapılması gereken çalışmlar için Musabaşoğlu Ali Ağa ile arkadaşları kolları sıvamışlardı. Kabadüz Esenyurt arasındaki  dik rampaların ve virajların kaldırılması için Musabaşoğlu Ali Ağa, kendi cebinden, kazma, kürek, balyoz gibi malzemeler  satın  almış, ameleler tutmuş.

Musabaşaoğlu Ali Ağa, önce Melet ırmağına inerken Koçoğullarına ait oldukça tehlikeli ve dik olan rampayı kaldırtmak istemiş. Ama Koçoğulları rampayı azaltacak  olan yeni yol güzergâh kendi arazilerinden geçeceğini anlayınca Musabaşoğlu Ali Ağaya  karşı çıkmışlar. Koçoğullarının karşı çıkmalarına rağmen Musabaşoğlu Ali Ağa, kimseyi dinlememiş,  kazma kürekli  işçilerle beraber,  yolun güzergâhını değiştirmişti. İnsanlar daha sonra bu yapılan yeni yoldan rahat biçimde uzun seneler geçmeye başlayınca Musabaşoğlu Ali Ağaya dua etmişlerdi. Ali Ağanın açtığı bu yeni yola bir müddet sonra devlet makineleri de gelmiş, dökün suyu denilen bir çeşmenin yanından doğru çapraz bir yol vurup yolu daha da iyileştirmişlerdi.

Çambaşı yolunun açılmasına yine engel olan Bıyıklıoğlu diye bir kişi vardı.  Kabadüz ile Melet ırmağı arasında 60-70 metre evinin önündeki tarlasından Bıyıklıoğlu yol açılmasına uzun süre müsaade etmemişti. Bıyıklıoğlu kendi arazisinden vasıtalara yol vermediği için yaylaya giden vasıtalar, Köroğlu tepesinin sırtlarından gidiyor, rampalar, virajlarda vasıtalar çok sıkıntı çekiyorlardı. Bir gün Bıyıkoğlu çok hastalanmıştı. Bıyıklıoğlunun yakınları, Musabaşoğlu İsmet’te gelmişler ve Bıyıkoğlu’nun evine kadar vasıtasını yanaştırıp, onu hastaneye götürmesini rica etmişlerdi.  Yol olmadığı için çok zorluklar çeken  Musabaşoğlu İsmet  bu fırsatı kaçırmamış,“ Götürmem, ben o Bıyıklıoğlu’nu hastaneye götürmem. Bize yol vermedi. Onun yüzünden herkes  çok sıkıntı çekiyor.” Diye taşı gediğine oturtmuştu.  Bu laf üzerine yakınları çaresiz kalmış, yürüyemeyecek derecede ağır hasta olan  Bıyıklıoğlu’nu ahşap bir sala koyup, yayan olarak Melet ırmağına kadar binbir zorlukla indirmişlerdi. Bıyıklıoğlu bu hadiseden sonra yolun ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu anlamış ve  iyileştikten sonra yumuşayıp, yolun kendi arazisinden  açılmasına müsaade etmişti.

74 yaşında vefat eden Musabaşoğlu Ali Efendi, nev’i şahsına münhasır bir insandı. Yetimlikle büyüyen Musabaşoğlu  Ali Ağa, gençlik  zamanında üç defa evlilik yapmıştı. En son da bugün hayatta bulunan İsmet ve Rüştü Baş’ların anneleri ile evlilik yapmış, aradığı mutluluğu sonunda bulmuştu.

 Musabaşoğlu Ali Efendi, okuryazar değildi. Ali Ağanın muhasebecisi olan bir Ermeni kâtibi vardı. Sert ve otoriter bir görüntüsü vardı. Çocuklarını çok severdi, ama oldukça da disiplinliydi. Çocukları terbiye etmek ve iyi yetişmeleri için çabalardı. Fakat görgüsü, tecrübesi, engin bilgisi ona ayrı bir özellik veriyordu. Çocuklarına sıkça nasihat ederdi. Ali Ağa” Oğlum, sakın sigara içmeyin, içki için ama sigara içmeyin, derdi. Çünkü içki içmeye bir düzen ve mekân lazım ama sigaraya mekân yok, her yerde içersin, sigara çok zararlı “ derdi.

Ali Ağanın dükkanında asılı duran uzun bir kalyon sigara ağızlığı vardı. Ali Ağaya dostları gelip gidip  hep soruyorlardı, niye bu kalyon ile bir sigara içmiyorsun? Diyenlere “Rusya ne zaman yıkılırsa, o zaman buradan iskele başına kadar keyifle içe içe gideceğim.” Diye cevaplıyordu. Rusların Harşit’e kadar işgal etmesini ve netice olarak Ordu’ya kadar dramatik göçlere sebep olmasını yaşayan ve o acı dolu günleri içini sindiremeyen Musabaşoğlu Ali Ağa, Rusya’ya çok öfke duyardı.

Ali Ağanın Esenyurt köyünde arazisinde baktırdığı 300 koyunu vardı. Ali Ağanın koyunlarını “Aziz “ adlı bu çoban yayardı. Ali Ağa, yayla zamanı gelince Erdaş obasındaki arazisine koyunları yollar, kışa kadar koyunlar çobanla birlikte orada kalırdı. Çoban Aziz, koyunları her bahar yaylaya götürürken, Ali Ağanın çocuklarını yaylada bakması için çobanın anası Çakır teyzede atlarla yaylaya giderdi. Ali ağanın çocukları yaz mevsimini Çakır Teyze ve Çoban Aziz ile Ertaş obasın da geçirirlerdi. 

Eski gençlik yıllarında atla yaylaya çok gidip gelen Musabaşoğlu Ali Ağa, Ordu şehir merkezinde ticaret yaptığı için uzun yıllar boyunca Çambaşı yaylasına bir daha gitmemişti. Ne zamanki onun yaşlılık yıllarında yaylaya muntazam bir şekilde arabalar gidip gelmeye başladıysa; Çambaşı’na  o zaman gitmek nasip olmuştu.

MUSABAŞOĞLU ALİ AĞA’DAN KÜÇÜK BİR HATIRA…

Merhum Ali Baş, İkinci Dünya Harbinin had safhaya girip, Alman ordularının bir günde iki devleti yeryüzünden kaldırdığı sıralarda, Türkiye’de her ihtimale karşı pasif korunma tedbirleri alınıyordu. Nazi ordularının Balkanlara sarktığı günlerdi. Birkaç kişi Musabaşoğlu Ali Efendinin dükkânında toplanmış gelişmeleri büyük bir endişe ile konuşuyorlardı… Mesele şu idi: “Almanlar, bizim hududa dayanırsa, topraklarımızdan yol verilecek mi? Yoksa yol verilmeyecek mi? Tartışmayı sükûnetle dinleyen Musabaşoğlu Ali Efendi verdiği şu misalle Türk kamuoyuna tercüman oldu ve dedi ki:

“…Ben babamdan miras kalan evin eşiğinde balta ile hergün odun yara yara eşiği de doğrayıp bitirdim. Nihayet baba evim de çöküp gitti. Baba evimin kadrini kıymetini hiç bilemedim. Ama kendi alın terim le çabalayarak satın aldığım evimin duvarına tebeşir sürülmesine dahi razı gelemem…” Dinleyenlerin bu sözlerden bir şey anlayamadıklarını görünce Musabaşoğlu Ali Efendi, sözlerine şu ilaveyi de yapıverdi:”…Bu toprakları Türk Milleti canı ve kanı pahasına on binlerce şehit vererek kazanmıştır. Daha bu milletin teri soğumadı ve yorgunluğu bile çıkmadı. O yüzden bu vatan toprağına bir daha düşman ayağı bastırır mı?”

Musabaşoğlu Ali Ağanın bu sözleri, Ordu Milletvekillerinden Hamdi Yalman tarafından, Ankara’da TBMM’de  Parti Gurubunda aynen anlatılınca, gurup bu sözlere büyük alkış ve tezahürle karşılamıştı. Ali Ağanın bu sözlerine Ankara’da siyasi iktidarda katılmış ve bunun Türk Milleti’nin düşüncelerini aynen ifade eylediği beyan edilmiştir.

Musabaşoğlu Ali Efendi,  hiç kimseden çekinmeden ve perva etmeden, düşündüklerini açıkça söyleyen, saf yürekli, mert ve delikanlı bir insandı. Ali Ağa, Eczacı Şükrü Beyin binasında işinin başında iken 74 yaşında ölmüştü. Musabaşoğlu Ali Efendiye Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

KAYNAKLAR:

Bilal Köyden, “Musabaşoğlu Ali Ağaya dair “ adlı makalesi, Güzelordu Gazetesi – Ordu

Sıtkı Çebi, Hatırladıkça “ 1500 Fidanlık Mandalina Bahçesi” Yeni Haber Gazetesi- Ordu

Sıtkı Çebi, Hatırladıkça “ İlk Portakal Bahçesi Yetiştirilmesi” Yeni Haber Gazetesi- Ordu

İsmet Baş ile yapılan “Musabaşoğlu Ali Ağanın hayatı” hakkında şifahi görüşme, 06 Nisan 2018-Ordu


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?