Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

ORDU’NUN ESKİ USTALARINDAN DURSUN KAR’IN HAYAT HİKÂYESİ…

Dursun Kar Boztepe köyünün hayatta yaşayan değerli büyüklerinden… Dursun Kar, Boztepe 1925 doğumlu… Nüfus yaşı 92 ama asıl ana yaşının 95 yaşında olduğunu söyleniyor… Duapelit mahallesinde ikamet ediyor... “Garbetoğulları” sülalesinden olan Dursun amcanın büyükleri Tonya’dan gelmeymiş… Beş tane kardeşlerinin adları, Mevlide, Suriye, İzzet ve Yusuf imiş… Eşi Müzeyyen Hanım Perşembe Mersin köyündenmiş… Abisi rahmetli İzzet Bey ile bacanaklarmış… İzzet Beyin eşi Suzan Hanım da Mersin köyünde ailesinden öğrendiği ve el aldığı kırık çıkık işlerini Boztepe köyünde uzun yıllar uygulamış ve çok şifa dağıtmış, düğünlerde aşçılık dahi yapmış… Dursun Kar’ın eşi Müzeyyen Hanım ise yıllar önce vefat etmiş… Şimdi oğlu Ertan ve gelini ile birlikte yaşıyor…

Dursun Kar, daha 7 yaşındayken babası Yusuf Efendi vefat edince, yetim kalmış… Çok küçük yaşta baba vekili olmuş…  Annesi tarlada bağda bahçede çalışırken, inek, dana bakarken, evde çocukları büyük anası büyütmüş, yürütmüş, hayata kazandırmış…

Küçük Dursun, ilkokula Şahnalı’da başlamış… Şahnalı’daki ilkokulda üç sınıfı bir arada Süleyman Genç hoca okutuyormuş… Dursun amca, Şahnalı’daki ahşap daracık bir barakada eğitim gördüğü o zor şartları ve yılları hiç unutamıyor… Dursun Kar, okuduğu bu okula Boztepe haricinde Orhaniye, Yaraşlı, Neneli köylerinden talebelerin kar fırtına yağmur dinlemeden her gün yaya olarak okumaya Şahnalı’ya kadar geldiklerini anlatırken duygulanıp ” Gün bugünkü gün, yaşama zamanı şimdi, eskiden çok çileli günler yaşadık, gerisi yalan…”diyor. İlkokulu 3. Sınıftan sonra Ordu Zaferimilli Mahallesindeki Cumhuriyet ilkokulunda tamamlamış…

O yıllarda motorlu vasıta pek olmadığı için şehre genellikle yaya olarak gidilip, gelinirmiş… O yıllarda Duapelit mahallesinden Ordu’ya gitmek için kullandıkları yollar hep daracık patika yollardan ibaretmiş… Duapelit Camisinden ayakyolundan aşağı doğru yürürken pantolonun paçalarını sıvar, ayakkabıları çıkartır yalın ayak inerlermiş… Şehre yanaşınca derelerde çeşmelerde el ayak, yıkanır, ayakkabılar öyle giyilirmiş… Hatta 60’lı yıllarda geniş bir vasıta yolu yapmak için YSE Duapelit’e dozer getirmiş…  Yaya ve atla bile zor geçilen bu eski ayakyolunu asrın medeni seviyesine getirmek için gelen köye dozer gelmiş. Köylünün yol genişletmeye karşı çıkması ve direnmesi üzerine Dozer Nazım Hocanın evinin yanında günlerce boş beklemiş, yol açamamış… En sonda Muhtarla birlikte Dursun Kar ve Boztepe’nin akil insanları hep bir araya gelmişler. Köyün acil ihtiyacı olan bu yola karşı çıkanları sonunda ikna etmişler. Açılan yol tam istenilen derece de olmasa da araç geçecek hale getirmişler…

Boztepe köyünde Duapelit camiinin ilk kuruluş hikâyesini hatırladığı kadarıyla şöyle ifade ediyor          ” … Boztepe köyünde bir cami yapmak için köylü seferber olmuştu… Duapelit mezarlık mevkiinde çok eskiden kütüklerden geçme olarak köylüler tarafından yapılmış olan çivisiz küçücük bir mescit vardı… Köylüler Duapelit’e gidip dualar yapar, dertlerini arz ederlerdi… Duapelit  çivisiz mescidinin  mezarlığının doğu tarafında kimsesizlere ait çok tarihi bir bölüm vardı… Bu bölümde çok eskiden göç ederek gelen kimsesiz muhacirleri, yoksul ve hastaları buraya defin ederlerdi…  Sonraki yıllarda ise  Şahnalı mahallesinde Hacı Muharrem’in evinin alt tarafında büyükçe bir cami yapılmaya başlanmıştı… Boztepe köyünde söz sahibi sülalelerden birisi olan Melikoğulları bu cami yapma konusunda ikiye bölünmüştü… Melikoğullarından Behri’nin babası Osman Bey ile Talip Efendi yeni yapılan camiye karşı çıkmışlar, Duapelit mevkiine yeni bir cami yapılmasını talep etmişlerdi.  Duapelit mahallesi de bu fikre destek verip, kütükten çivisiz mescidi yıkmışlar ve yerine daha büyük bir cami inşaatına başlamışlardı… Aynı zamanda başlayan iki cami inşaatını maddi olarak kaldıramayan Boztepe köylüleri aşağıdaki camiyi daha fazla yürütememişlerdi… Aşağıda karkas cami duvar ve temelleri yarım halde kalmıştı… Köylü daha sonra karkas caminin taşlarını sökmüş, Kumbaşındaki başlayan okul inşaatına atlarla taşımışlardı…”

 

DURSUN KAR, İLKOKULDAN SONRA İNŞAATLARDA ÇALIŞMAYA BAŞLIYOR…

İlkokulu bitiren Dursun usta bir daha okula gidememiş.. Çünkü çalışması ekmek kazanması için hayata atılmaya karar vermiş… Köyde evden yatağını sırtına vurup çalışmak ve iş bulmak için küçük yaşta Ordu’ya gitmiş… İnşaatlarda çalışmaya başlamış... İlk çalışmaya Boztepe’de Hacı Muharrem Efendinin evinde başlamış… Ordu çevresinin o yıllardaki en namlı kalfası Kelicoğlu Ali Osman usta imiş… Onun yanında usta olarak çalışan Sıtkı usta da tanınmış bir ustaymış…  1935-40’lı yıllarda Ordu’da birçok bağdadi ve taştan evin ustalığını temelden çatıya yapıp teslim ederlermiş… Genelde bu ustaların yaptıkları evler iki katlı oluyor, alt kat nemli topraktan etkilenmesi diye taştan kagir duvarlarla yapılıyordu. İkinci üst katlar ise  isteğe göre bağdadi sıvalı duvar, yığma tuğla duvar veya ahşap kirişli taş dolgulu duvar olarak yapılabiliyordu… Çatılar ise genelde beşik ya da oturtma çatı olarak inşa edilirdi… Taşları, ocaklardan, derelerden veya eski binalardan elle sökülerek, temin ederlerdi…

Ordu’da eskiden evler ahşap ağırlıklı taş temele oturan türdeydi.  Özellikle kırsal kesimlerde evler dolma taş ve ahşap karışımıyla yapılırdı. Ahşap malzeme, çevre ormanlardan kolay bulunan ve kolay işlenebilen bir yapı malzemesi olduğu için öncelikle tercih ediliyordu. Bağdadi tekniğinde kalınlığı 1 cm, genişliği 2-3 cm civarında olan ince çıtalar ahşap karkas sistemin her iki yüzüne tek tek çakılırdı. İnce işçilik bu yüzden oldukça çoktu… Dülger, el hızarcısı, marangoz gibi mesleklere ve çıraklara oldukça ihtiyaç bulunuyordu…

Bir gün Dursun Kar, Hacı Muharrem Efendinin inşaatında balta ile ağaç yonucu ve hızarla çalışan Boztepe’den Köseloğluna iş aradığını söylemişti… Evin duvarları için bağdadi çıtalar çakılacaktı… Ustalar, Dursun’dan bu ahşap çıtaları bir parmak arayla ve düzgünce çakmasını istediler… Dursun küçük yaşta ve acemi olmasına rağmen, bağdadi duvar çıtalarını bir parmak arayla çok da güzel bir biçimde çakmaya başarmıştı.  Dursun’un yeteneğini fark eden ustalar onu hemen 150 kuruş yevmiye ile işe başlatmışlardı…

Dursun Kar, 15-16 yaşlarından itibaren askere gidene kadar Ordu’da inşaatlarda çalışarak, epeyi bir tecrübe edinmiş, bina yapmanın inceliklerini tamamen öğrenmiş, çıraklık dönemini kapatmıştı… İkinci Dünya Savaşı esnasında İstanbul Selimiye Kışlasında 3,5 sene kimyasal gaz bölüğünde askerlik yapan, Dursun Kar, daha sonra İstanbul’da kalmaya karar vermişti… İstanbul Ortaköy civarında ustalığını konuşturan Dursun Usta, birçok ünlü firmanın inşaatında uzun yıllar emek sarf etmiş, Beylerbeyi stadyumunda kalfa olarak da çalışmıştı. Ve sonunda gurbetten Ordu’ya dönen Dursun Kar,  Rahmetli Lütfü Beyin babası müteahhit Aslan Akın ile çalışmaya başlamış… Dursun usta, Akınların ilkokul vb. resmi inşaatlarında kalfa olarak hizmet etmişti. Aslan Akın’ın Gölköy’de aldığı taahhüt işlerinde başarıyla uzun süre çalışan Dursun Usta, Lütfü Akın’ın benzinliğini de A’dan Z’ye yapıp bitirmişti. Yazın Gölköy’de, kışın Ordu’da hiç durmadan inşaatlarda kalfalık yapan Dursun Kar, Düz Mahallede bulunan arsasına da üç katlı binasını elektrik hariç tamamen kendisi yapmıştı. Dursun Kar usta, artık emeklilik günlerini torunları ve evlatlarıyla mutlu bir biçimde geçiriyor. Dursun Ustaya Allah’tan sağlık ve afiyet diliyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?