TOP 5 HABER
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

ORDU’NUN KÖPRÜ HİKAYELERİ

ORDU’DA HER KÖPRÜNÜN AYRI BİR HİKÂYESİ VARDIR…

Köprüler, dere, ırmak ve vadi gibi geçilmesi güç bir engelin iki kıyısını birbirine bağlar. Herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine birleştiren köprüler, insanların, vasıta, hayvanların karşıdan karşıya  geçmesini sağlar. Çok uzun yıllar boyunca insan ve hayvanların derelerden boğulmadan karşıdan karşıya rahatça geçmesi için ahşap kirişli, kagir taş ayaklı basit geçitleri köprü niyetine kullanıldı. Köprü olmadığı yıllarda Melet, Turnasuyu, Bolaman gibi bol suyu olan ırmaklarda sallarla geçit verilirdi. Atalarımız, yöremizdeki köprüleri, ağaçlardan  basit bir geçit şekilde ya da taştan kemer kirişli olarak yaparlardı. Ama bu köprülerin ahşap olanların çoğu uzun süre dayanamaz, bahar aylarında gelen ilk selde yıkılıp, giderdi.

1932’de Türkiye Cumhuriyetinin tamamında 15 milyon nüfus vardı. Halk yorgun, hasta ve fakirdi.  Türkiye’de toplam mühendis sayısı ise  tahminen 300  civarındaydı. Devlet dairelerinde yabancı mühendisler çoğunluktaydı. Betonarme köprülerde Rum ve Ermenilerden boşalan boşluğu ise Bulgar ustalar dolduruyordu. Müteahhit firmalarsa tamamen yabancı kökenli idi. Ne bir karış yol, ne liman, ne bir baraj. Yalnız demiryolları yapılıyordu. Taşıma ve nakliye, kağnı, katır, deve ve at sırtında yapılıyordu. Zemine demir çubuk çakılarak, zemin yoklaması yapılıyordu.. Köprünün ağırlık testi için kağnılarla tonlarca taş taşınıyor ve köprü günlerce trafiğe kapalı kalıyordu.

1933 yılında ilk defa Türk müteahhitler ihaleye katılmış ve Sivas-Erzurum Malatya hattı ihalesini kazanmışlardı. Cumhuriyet döneminin ilk inşaat müteahhitlerinden biri olan, Sanayi-i Nefise mezunu Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu, Türklerin o dönemki zihniyetini kendi yaşamından bir kesitle anlatmaktaydı: ”Meğer halam, benim mimar olacağımı duyunca çok üzülmüş ve “Bütün silsilemiz okumuş, yazmış, âlim adamlar. Bu çocuk niçin böyle dülger (marangoz) olmayı istedi?” diye dövünüp ağlıyormuş.

1932 yılında Ordu ile Ünye arasında karayolu bağlantısı henüz yoktu. Ordu, Fatsa ve Ünye arasında Akçaova, Bolaman, Elekçi ,Cevizdere, Cüri ve Akçay gibi büyük dereler vardı. Bu derelerin üzerine çok geniş ve sağlam köprüler kurmak lazımdı. 1933 yılında Ordu-Samsun yolunda bu dereler üzerinde beş köprü ihale edilmişti. 1934 yılbaşında bu köprülerin temeli atıldı ve hızla inşaatına başlandı. 1935 yılı sene sonunda, bu köprüleri bitirince, Ordu’dan Fatsa’ya ilk defa otomobille gitme imkânı, elde edilebilmişti. 1936 senesinde sekiz muhteşem yeni köprüye sahip olacak olan Ordu Vilayeti, yalnız bir ada vaziyetinden kurtulacak ve senelerden beri hasretle beklediği ekonomik gelişmeye kalkınmaya sonunda kavuşacaktı.

Nafıa teşkilatı, artık yeni köprüleri modern betonarme sistemlerle yapmışlar ve eski ahşap köprü devrini kaldırmışlardı. Yurt çapında inşaat teknolojileri değiştikçe ve betonarme yapılar çoğaldıkça köprülerde daha dayanıklı ve sağlam bir şekilde yapılmaya başlanmıştı. Ama artık günümüzde bu köprüler bile nostalji oldu ve tek tek kayboldu...

BÜLBÜL DERESİNDEKİ TARİHİ KEMER KÖPRÜLER:

Ordu Altınordu’da Selimiye Mahallesinde en eski tarihi köprülerden birisi olarak Bülbül deresi üzerindeki Kemer Köprü gösterilebilir. Tarihi kemer köprü, Elmalık mahallesini Bucak mahallesine bağlamaktadır. İlimizin tarihi köprülerinden birisi olan bu köprünün inşaat tarihi 1890’lı yıllar olduğu tahmin edilmektedir. Kemer köprünün ön cephesinde bir zamanlar Rumca “Bu köprüden geçenler selamete kavuşsunlar” diye bir kitabe vardı. Bu kitabenin kimin tarafından ne zaman yok edildiği bilinmemektedir. Bülbül deresi üzerinde bulunan kemer köprü tek saçaklı düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Tek gözlü yuvarlak kemerli ve tabanı ise taş döşelidir. 1982 yılında ilk kez bir onarım görmüştür. Bu köprünün denize doğru 150 metre aşağısında 1840 yılında yaptırılan ikinci bir kemer köprü daha vardı. Ancak bu kemer köprü daha alçak ve küçüktü. Aşırı yağmurlarla oluşan bir sel anında ağaçlardan tıkanıp, çevresinde taşkına sebep olduğu için Bülbül deresi ıslahı esnasında duvarlar yapılırken 1955’lerde yıktırılmıştır.

Ordu- Mesudiye şosesi çok eskiden bu köprüden itibaren başlamaktaydı. Daha sonra karayolu bu köprüden daha aşağıya kaydırılarak yapılmıştı. Bu sefer yeni yol, yeni bir köprü ile şehre bağlanmıştı. 1886-1887 yılında yapılan bu iki ayaklı taş köprü, 1972 yılında Bülbül deresine gelen büyük bir selde hasar görmüş ve ortadan çökmüştü. Bugün üzerinden geçilen mevcut yeni köprü demir kazıklı ayaklar çakılarak yapılmış, betonarme bir köprüdür.

20 Temmuz 1906 tarihinde Mesudiye’de Melet deresi üzerinde Kaymakam İzzet Beyin öncülüğünde ahaliden 600 küsur lira yardım toplanarak yapımına başlanan 110 m. uzunluğunda, 4 m. genişliğinde 8 gözden ibaret olan köprünün açılısı yapılmıştı.  Yine 1906 tarihinde Çambası yaylası ile 30 kadar köy arasındaki bağlantıyı sağlamak amacıyla Melet ırmağında Çatalkaya mevkiine demirden 70 m. uzunluğunda, 4m. genişliğinde  5 metre yüksekliğinde bir köprü daha hizmete açılmıştı.

ORDU ULUBEY’DE SARP DERE KÖPRÜSÜ ve AKOLUK KÖPRÜSÜ

Eski tarihlerden beri Ordu Vilayeti topraklarının birçok yerine köprüler yapılmıştır. Ne var ki, yapılan çok sayıdaki bu köprülerin büyük kısmı, bilhassa malzemesi dayanıksız olanlar zamana ve gelen sellere direnememişler, bir şekilde yıkılıp gitmişlerdir. Bununla beraber Osmanlı döneminden kalan tarihi taş köprülerden bazıları günümüze kadar intikal edebilmiştir. İşte bu taş kemer köprülerden ikisi, Ulubey’de, diğer ikisi Gülyalı topraklarındadır. Sivil mimarinin nadide eserlerinden olan bu tip tarihi köprüler, aslında insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlar geçit vermeyen akarsular veya derin vadiler üzerinde çevreden topladıkları çeşitli malzemelerle köprüler kurmak suretiyle ulaşımdaki engelleri aşmayı bilmişlerdir.

Ordu’nun Ulubey ilçesinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1870’li yıllarda inşa edilen ve bir dönem Ordu Sivas arasındaki ulaşımın sağlandığı en önemli köprülerden biri olan taştan yapılan Sarpdere kemer köprüsüdür. Ordu-Ulubey karayolundan 23 km gidilerek Ulubey ilçesine gelinir. İlçeden Elmaçukuru-Akoluk-Sarpdere yolu takip edilerek tarihi köprüye varılır. Ulaşım son derece kolay olup yol asfalttır.

Ulubey Kaymakamlığı'nın girişimleriyle restore edilip, yeniden kullanıma açılan Sarpdere köprüsü, Ordu'nun tarihi ile yeniden kucaklaşmasına katkı sağlamıştır. Tarihi Osmanlı köprüsünde dönemin Ulubey Kaymakamı Halil Berk tarafından yenileme çalışmaları başlatılmıştır. Rölöve ile ilk önce köprünün o anki durumu projelendirilmiş. Daha sonra Karayolları Samsun 7.Bölge Müdürlüğü’nce restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlandıktan sonra, Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na onaylatılmıştır. İki yıllık bir çalışma sonrasında restore edilmiştir.

Ulubey’deki köprülerden diğeri ise Aşağı Kızılin köyü ile Akoluk köyü arazisini birbirine bağlayan kesme taş ve moloz karışımı olan Akoluk kemer köprüsüdür. Gölköy bölgesinde doğup, Ulubey’in Ohtamış, Aşağıkızılin, Oyumgürgen, Kardeşler köyü içerisinden geçerek Melet ırmağına karışan akarsuyun üzerindeki bu tarihi köprünün mermer kitabesinden anlaşıldığına göre köprü 19. Yüzyılda Çelenkzade Mustafa Ağa tarafından yapılmıştır.

Akoluk Köprüsü,  çok eskiden yüzlerce yıl boyunca Ordu'dan Mesudiye ve Sivas'a yaya olarak gelen giden yolcular veya atlılar tarafından 1960 yılına kadar kullanılmıştı. Akoluk Köprüsü'ne, Karadeniz'den İç Anadolu'ya giden İpek Yolu üzerinde bulunduğu için “İpek Yolu” Köprüsü de denilmektedir. Mevcut karayolu ve köy yolu güzergâhı dışında kaldığı için kullanılmayan bu tarihi köprüde restore edildikten sonra yapılan ilave merdivenler sayesinde tekrar yaya trafiğine açılmıştır.

GÜLYALI İLÇESİ KESTANE MAHALLESİNDEKİ DAYINLI KEMER TAŞ KÖPRÜSÜ

Gülyalı Kestane Mahallesi’nde bulunan tarihi Dayınlı Köprüsü restorasyonu için çalışma başlatıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Gülyalı şehir merkeziyle Kestane mahalle arasındaki yaya ulaşımını sağlayan ve Kestane Deresi üzerine kurulu Dayınlı Köprüsü, kesme taştan yapılmış ve köprünün iki ucu kayalara oturtulmuştur. Tek gözlü kemer köprünün sonradan eklendiği tespit edilen moloz taş korkuluklarının bir kısmı yıkılmış durumda bulunuyor.

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından gelecek nesillere aktarmak amacıyla Kestane Mahallesi’nde, kaderine terk edilmiş, yıllarca bakımsız kalmış Dayınlı köprüsünün aslına uygun olarak yenilenmesi için İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Tarihi Mekanlar ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü tarafından restorasyon projesi hazırlıyor. Ordu Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışan ve kültür varlıklarının restorasyonu konusunda uzman bir ekibin titizlikle hazırladığı projeler, tamamlandıktan sonra Samsun Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun onayına sunulacak. Kurul onayından sonra yapım süreci başlatılarak Dayınlı köprüsü aslına uygun olarak restore edilecek.

MESUDİYE’DEKİ BAŞKOTANA (DERETAM) KÖPRÜSÜ

Başkotana  köprüsü, Mesudiye ve Kabadüz sınırı üzerinde bulunmaktadır.  Mesudiye'ye giderken Ordu şehir merkezine 60 km uzaklıktadır ve yapım aşamasındaki yeni dere yolundan kolayca ulaşılabilir. Ahşap köprü, Melet deresinin öbür tarafındaki yaylalara, inekleri, koyunları geçirip, yerleştirmek ve köye ulaşımı sağlamak amacıyla inşa edilmişti. Başkotana köprüsü tamamen ahşaptan el yapımı işçilikle inşa edilmiştir. Köprü anlayana tam bir sanat eseri gibidir.  Ahşap işçiliği oldukça etkileyicidir. Çünkü bu köprülerin dünyada ve hiçbir yer de örneği kalmamıştır.

Başkotana köprüsü sağlam bir kaya parçası ve dar bir geçit yeri bulunarak yapılmıştı. Köprü kaya ve kereste kütükleri üzerine oturmaktadır. Toplam köprü uzunluğu yaklaşık 28 metre ve 2 metre genişliğindedir. Kenar ayaklardan ağaç kütükleriyle çıkılan köprü, konsolların yetmediği yerlerde "tek askılı" kafes sistemiyle 28 metre gibi oldukça uzun  bir açıklığı ayaksız şekilde geçmiştir. Köprüde yüklemeye direnecek derin bir bölüm oluştururken istenilen uzunluğu elde etmek için önceki katın daha ötesine uzanan dirsekli konsol şeklindeki kerestelerden imal edilmiştir. Çentik ayrıntıları, kontrol edildiğinde incelemeye değerdir. Üst kat altta çentiklidir ve enine elemana yerleştirilir. Enlemesine kütükler enlemesine hareketleri önlemek için kıvrım kuşağının ötesine uzanır. Dört ana kütükten yapılmış makas, uçlara kadar dayanmaktadır. Birkaç emniyet demiri askıdaki deliklerden ve deliğe de uzanan kereste üzerinden tabliye altına kilitlenir. Yarılmayı önlemek için kereste kütükleri boyunca belli noktalarda ve ana direklerin alt ucunda demir halkalar takılmıştır.

Bu köprü yaşamı boyunca bir kaç kere onarılmış hatta yeniden yapılmış olabilir. Çevre halkı Melet deresinde yaşanan taşkınlar sırasında bu tarihi köprünün birçok kez çöktüğünü söylüyorlardı. Bu köprüyü en son 1982’de yeniden tamir ve inşa eden rahmetli bir usta vardı. Şimdi öyle bir usta da kalmadı.  Köprü son yıllardaki bir tamir aşamasında halat şeklinde bir kablo gerdirme sistemi ile takviye edilmişti. Kablo halatlar, köprüye her iki yaklaşımdan direklere bağlanıyordu. Bu germe işlemi, halat kabloyu bir çelik boru etrafına sarmalamak suretiyle elde edilip ve yapı gerildiğinde, halat toprağa sıkışmış kol tarafından kilitleniyordu.

Ancak bu tarihi ahşap Başkotana köprüsü son yıllarda oldukça yorgundu, çok yıpranmıştı, bakım ve tamirata ihtiyacı vardı. Tüm bu olumsuzluklara ve duyarsızlıklara daha fazla katlanamadı. Başkotana köprüsü sonunda 2015 yılında ortadan kırılıp, ikiye bölündü. Şimdi Başkotana köprüsü tarih sever yetkililerin restore etmesini, tekrar hayatiyet bulmayı hasretle bekliyor.

 CUMHURİYET DÖNEMİNDE YAPILAN İLK KÖPRÜLER

CİVİL IRMAĞINDAKİ DEDECAMİ KÖPRÜSÜ  

1924 yılında Ordu’ya Vali vekili olarak atanan Ahmet Rıfat Vona, 19 Eylül 1924 günü Atatürk’ün Ordu’yu ziyaretinden sonra asaleten Ordu Valiliği tasdik edilmiş ve Ordu’da 4 Haziran 1924 tarihine kadar Valilik yapmıştır. Ordu İl Merkezine 10 km mesafede Civil ırmağı üzerinde bulunan Dedeli (Dedecami) Köprüsü, Vali Ahmet Rıfat Vona’nın Valiliği sırasında yapılmıştır.                                                                                                            Kesme taşlı dört ayak üzerine oturan köprü üç kemer gözlü olup uzunluğu 50 m. genişliği ise 7 m. dir. 1924 yıllarındaki şartlara göre (Dedecami) Köprüsü oldukça büyük bir köprü idi. Dedeli (Dedecami) Köprüsünün ayak ve gövdeleri tamamen kesme taştan işçilik olduğu için işin yapımını üstlenen Müteahhit, yüksek miktarda işçiye ve malzemeye borçlanmıştı. Köprü yapımı sürerken, ödenek ve para olmadığı için hak ettiği istihkaklarını alamayınca, Müteahhit, köprü yapımından vazgeçip işi bırakmaya teşebbüs etmişti.

Ordu Valisi olarak o dönemin en büyük projesi olan Dedeli (Dedecami) Köprüsü inşaatını yerinde gidip, sıkı sıkıya takip eden, Vali Ahmet Rıfat Vona, işin durduğunu görünce, Müteahhit ile birebir görüşmüş ve çalışanları ikna ederek, köprünün yapımına tekrar başlatmıştı. Ancak köprü Müteahhidi beklediği istihkak parasını alamayınca defalarca işi durdurma teşebbüsünü, kuvvetli ikna gücüyle durduran Vali Ahmet Rıfat Vona, nihayet köprünün tamamlanmasını başka bir görev yeri olan Ergani’ye atanmadan 1924 yılında tamamlanmasını sağlamıştır.

ASIRLIK DEDELİ KÖPRÜSÜ GÜNÜMÜZDE "SOS" VERİYOR...

Tarihi Dedeli köprüsü Cumhuriyetin ilan edildiği yıllarda üç kemer gözlü olarak taştan yapılmıştı. Bu köprünün şu anda orta ayağın temeli ortaya çıkmış, köprünün bir gözü de geçtiğimiz yıllarda yapılan duble karayolu yapım çalışmaları esnasında tamamen toprakla doldurulmuş. Yetkililer yıkılma tehlikesi baş gösteren Civil deresi üzerindeki Dedeli köprüsünü korumaya almalı el ile örülen kargir taş kemerli asırlık bu esere sahip çıkmalıdır. Ordu Dedeli köprüsü Civil deresinin üzerinde taş işçilikle yapılan üç kemer gözlü,1924 yılında yapılmış oldukça estetik bir eserdir. Cumhuriyetin ilanı ile yapılan bu ilk kemer gözlü taş kargir köprü yanına yeni yol için köprüler yapıldıktan sonra araçlar üzerinden geçmez olmuş.

El ile tek tek kesme taşla yapılan bu nadide eserin bir benzeri ve tek gözlüsü Keçiköy'de Uzlu deresi üzerinde Ordu-Vona yolu için yapılmış. Dedeli köprüsünün üç tane kemer gözü var. Gelen seller göre dikkate alınarak hassasiyetle yapılan hesaplar neticesi üç gözlü bir köprü planlanmış ve 1924 yılı şartlarına göre hayli yüksek paralar ödenerek Vali Rıfat Vona'nın bizzat takibi ile yapılmış. 

Ama bugün sadece köprünün ortadaki gözü fiilen açıktır. Son selde orta gözün temelleri iyice ortaya çıkmış olup, bu yüzden tarihi taş köprünün her an çökerek yıkılma tehlikesi vardır. Tarihi Dede cami köprüsünün özellikle Ulubey istikametindeki gözü çevreden gelen kaçak hafriyatlarla bilinçlice doldurulmuş ve kapatılmış durumda gözüküyor.

Bu tarihi köprünün korunmaya, bakıma şiddetle ihtiyacı var. Üç gözünün de eski haline getirilmesi için dere yatağının yeniden açılması gereklidir. Köprü çevresinin düzenlenerek bir mesire alanı yapılabilir. Ordu Valiliği ve Kültür Müdürlüğü, tarihi eser kapsamında bu tip eski yapılar ve köprülerin korunması için girişimleri muhakkak olmuştur. O yüzden bir asra yakın sayısız faydalı hizmetleri olan bu nostaljik köprümüzden ilgiyi ve desteği esirgemeyelim. Yoksa birgün bu tarihi köprünün orta göz ayağını tutan temel taşlarının sellere daha fazla direnemeyip, yıkıldığına şahit olacaksınız.

Vicdani olan tüm tarih severleri göreve davet ediyorum.   Tarihi tüm eserlerin kıymetini bilip, o mahzun ve boynu bükük eski eserlerimizi korumaya, kollamaya çağırıyorum. Yıkılanın kaybolup gidenin telafisi yok, bir daha aslı gibi geri gelmiyor, ona göre, haydin göreve...

ACISU DERESİNDEKİ TARİHİ UĞUZLUOĞLU KÖPRÜSÜ

Tarihi Uzlo köprüsü, Ordu'da Cumhuriyetin ilanından sonra üç kemer gözlü Civil Dedeli köprüsü ile birlikte 1926 yılında yapılmıştır.  Ordu Zaferimilli Mahallesi ile Kirazlimanı arasında kalan "Acısu" ya da Uzluoğlu adlı bir dere vardır. Bu derenin çok dik ve derin bir vadisi vardır. Eski yıllarda Acısu deresinin çok sık taştığını, çevre arazilerde heyelanlar yaptığını, deredeki tarihi su değirmenini böyle büyük bir selle yıkıldığını, değirmen enkazının altında bir aileden 4-5 kişi kalıp, öldüğünü belgeler anlatmaktadır. Eski Samsun yolunda Vona ile Ordu arasında Uzlo (Uğuzluoğlu) deresi kötü havalarda vasıtalara geçit vermede en büyük engeldi. Ordu Valisi Hüsnü Çakır zamanında özel idare bütçesiyle Uzlo deresine taştan bir küçük tek gözlü bir köprü yapıldığı kayıtlarda görülmektedir.

Yaklaşık üç metrelik bir kemer üzerine oturan bu köprünün ayakları tamamen taş işçiliği ile 1925-1926 yılları arasında yapılmıştır. Bu tarihi köprü yaklaşık 15 metre uzunluğunda 4 metre genişliğinde 15 metre yüksekliğindedir.  Yine Osmanlı döneminden beri Acısu dersinin memba kesiminde eski bir taş ocağı vardı. Bu taş ocağından manivela,çivi, barut ve balyoz yardımı ile sökülerek çıkartılan beyaz kireç taşları, şehrin ana caddelerinde yollarda, çeşmelerde, camilerin, köprülerin, evlerin duvarlarında kullanılırdı. Bu tarihi köprünün inşaatında kullanılan beyaz kireç taşları da işte bu Uzlo deresinin membaındaki taş ocağından temin edilmiştir.

 

Ordu Zaferimilli Mahallesi ile Kirazlimanı arasında  "Acısu" ya da Uzluoğlu adlı bu derenin çok dik ve derin bir vadi yapısı vardır. Eski yıllarda Acısu deresinin çok sık taştığını, çevre arazilerde heyelanlar yaptığını, deredeki tarihi su değirmeninin böyle büyük bir selde yıkıldığını, değirmen enkazının altında bir aileden 4-5 kişi kalıp, öldüğünü belgeler anlatmaktadır.

1900'lı yıllarda Rus savaş gemileri Ordu’ya sık sık gelip denizden doğru şehrimizi düşmanca bombalıyorlardı. Bu bombardımanlardan korkup, Boztepe’nin arkalarına kaçan halkın Uzlo deresindeki korunaklı derin vadilerde bir sığınak gibi uzun süre saklandıklarını tarih kitapları yazmaktadır.

Geçmiş yıllarda Acısu deresi üzerinde kendiliğinden kaynayan buz gibi temiz su gözeleri vardı. Bu soğuk suları teneke ve güğümlerle doldurulup, katırlarla Ordu'ya kadar taşınırdı. Acısu deresinin denize döküldüğü yerde (Belde Otel yanı) sular derin olduğu için fırtınalarda gemiler, balıkçılar bu iç limana sığınıp, fırtınanın dinmesini beklerlerdi. Ayrıca bu dere kenarında Ordu’nun ilk mescidi de inşa edilmiştir.

1928 yılı içinde Ordu’da 17 kilometre yol kazısı ve tesviyesi ile birlikte muhtelif derelerin üzerinde 10 küçük ahşap ağırlıklı köprü yapılmıştı.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE GELİŞEN MÜHENDİSLİĞİMİZ VE İLK MÜTEAHHİTLERİMİZ

Eylül 1932’de Türkiye Cumhuriyetinin tamamında 15 milyon nüfusumuz vardı. Halk yorgun, hasta ve fakirdi. O zamanlar ülkede para yoktu, teknoloji yoktu, beton ve demir hiç yoktu. Türkiye’de toplam mühendis sayısı ise tahminen 300 civarındaydı. Devlet dairelerinde yabancı mühendisler çoğunluktaydı. Betonarme köprülerde Rum ve Ermenilerden boşalan boşluğu ise gayrimüslim ustalar dolduruyordu.

Müteahhit firmalarsa çoğu yabancı kökenli idi. Ne bir karış yol, ne liman, ne bir baraj yapılamıyor, yalnız demiryolları yapılıyordu. Taşıma ve nakliye, kağnı, katır, deve ve at sırtında yapılıyordu. Zemine demir çubuk çakılarak, zemin yoklaması yapılıyordu. Yeni yapılan bir köprünün ağırlık testi için kağnılarla tonlarca taş taşınıyor ve köprü günlerce trafiğe kapalı kalıyordu. 1933 yılında ilk defa Türk müteahhitler ihalelere katılmış ve Sivas-Erzurum Malatya hattı ihalesini kazanmışlardı. Cumhuriyet döneminin ilk inşaat müteahhitlerinden biri olan, Sanayi-i Nefise mezunu Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu, Türklerin o dönemki zihniyetini kendi yaşamından bir kesitle anlatmaktaydı: ”Meğer halam, benim mimar olacağımı duyunca çok üzülmüş ve “Bütün silsilemiz okumuş, yazmış, âlim adamlar. Bu çocuk niçin böyle dülger (marangoz) olmayı istedi?” diye dövünüp ağlıyormuş.

1923 yılından itibaren memleketimizin her tarafında yol ile birlikte duyulan köprü ihtiyacını hep birden esaslı bir şekilde karşılamak için oldukça fazla paraya lazımdı.  Cumhuriyetin ilanıyla bir taraftan en mühim köprüler taş, betonarme veya demir olarak yapılırken, diğer taraftan ikinci derecede ehemmiyetli yollar üzerinde daha az masrafla ahşap köprüler yapılmaktaydı.

TÜRKİYE’DE CUMHURİYET KÖPRÜLERİNİN İLK ÖNCÜLERİ “SAFERHA

Adını şirketi kuran üç genç mühendisin baş hecelerinden alan, SA.FER.HA, 1923 yılında kurulmuştur. Cumhuriyet köprülerinin yapımında en etkin çalışan mühendisler olmuştur. Bir çok konuda öncü olmuştur ve aynı zamanda bir çok şeyi ilk kez yapmak durumunda kalmıştır: “Türkiye’de ilk defa Menck şahmerdan getirip betonarme kazık çakma işi” yapmıştır. Halit Köprücü, inşaat yapım islerinde mühendislik bilgi ve becerisini başarılıyla uygulamıştır. Paşur köprüsü kemer iskelesi,  Dipsiz keson yapımı gibi buluşları vardır. STFA' nın kurucuları Sezai Türkeş ve Feyzi Akkaya bu şirkette çalışmış ve bu şirketin köprüler konusunda halefi sıfatını başarıyla sürdürmüşlerdir. Feyzi Akkaya,  SA.FER.HA şirketini şöyle anlatıyor: 

“Merkezde patronlarla benden başka; bir muhasebeci, bir satın almacı, bir de ihtiyar emektar desinatör (teknik ressam) Artin bulunuyordu. Ne bir muhasebe sistemi vardı ne de evrak ve iş projelerinde bir tasnif ve dosyalama... Öyle günler olmuştur ki, resmi bir yazıyı bulabilmek için dolaplardan yerlere boşalttığımız karmakarışık evrak arasında, patronlar dahil bütün personel, tavuklar gibi saatlerce eşinmiştir.”

"1940 yılında, daha çok askeri nedenlerle inşa edilen Silivri, Ereğli, Şarköy, Gelibolu, Bandırma, Erdek, Karabiga ve Lapseki İskelelerinin ihalesini kazanan firmanın karşısına çıkan en önemli sorun demir ihtiyacı idi...."

“... İskele işinin ‘demir’ derdini Halit Bey halletti. Bulduğu sistem, kazıklı sisteme göre fevkalade az demirle yapılan ve yüklere karşı çok daha güvenli, betonarme petek keson sistemiydi. Petek kesonlar, yekpare iskele eninde ve boyunda yapılıyor ve ahşap kazıklar üzerinde, su üstünde, havada inşa ediliyordu. Yapım işleri bitince, kazıklar üzerindeki ahşap enlemeler ordudan alınan (TNT) ile bir anda dinamitleniyor, koca keson suya inip yerine oturuyordu. Daha sonra peteklere geçmiş olan kazıklar (peteklerin içine) beton dökülüp yekpare bir iskele elde ediliyordu. Halit Bey, sonradan bunun patentini de aldıydı.”   Ayrıca TNT bulamadıklarında ahşap kısımları yakarak kesonu zemine indirmeyi yine Halit Köprücü tasarlamıştır.

SADIK DİRİ: 1894 senesinde İzmir'de doğmuş 1912 senesinde İzmir Lisesini bitirdikten sonra aynı sene Mühendis Mektebi Alisi ( sonradan İstanbul Teknik Üniversitesi oldu) ne girmiştir. Balkan ve 1. Dünya savaşı dolayısıyla iki defa da 5 sene öğrenimine ara vermiş ve 1923 de mezun olmuştur. Karayolu ve demiryolu üzerinde betonarme köprülerle, betonarme iskele inşaatlarında müteahhit olarak çalışmıştır. 

                                                                                   FERRUH ATAV :  1897 yılında İstanbul'da doğmuş, 1914'de İzmir Lisesinden, 1923 de Yüksek Mühendis Mektebinden mezun olarak, 1925 senesine kadar Almanya'da Braunschweig Teknik Yüksek Okulu ve çeşitli Alman firmalarında staj yapmış ve 1925 de Türkiye'ye gelmiştir. 1925'den 1937'ye kadar üç arkadaşla kurmuş olduğu (SA.FER.HA) inşaat şirketinde çalışarak memleketin çeşitli yerlerinde köprü ve iskele inşaatlarına, 1937'den itibaren de kendi ismini taşıyan şirkette köprü ve fabrika inşaatları yapmış, son olarak hissedarı bulunduğu Çanakkale Seramik Fabrikalarını ve eklemelerini yapmaktadır.

 

HALİT KÖPRÜCÜ : 1923 senesinde mezun olduktan sonra 2 ay kadar o tarihlerde İngilizler tarafından işletilen İzmir-Aydın Demiryolu Şirketinde çalışmış, daha sonra orada çalışmasının etkin teknik meslek hayatıyla fazla ilgili olmadığını anlayarak, okul arkadaşı Sadık Diri ile serbest çalışma hayatına başlamıştır. Meslek hayatı boyunca özellikle büyük betonarme köprüler konusunda birinci derecede tercihen Nafia Vekaletinin yaptırdığı büyük köprü inşaatında bir çok başarılar sağlama olanağı bulmuş ve bir senelik askerlik görevi hariç bu yoldaki çalışmaları geçen seneye (1963) kadar devam etmiştir.

Kaynak: İnşaatçıların Tarihi, Tarih Vakfı, Türkiye Müteahhitler Birliği, 2005

 

1930’LU YILLARDA HAZİNE KEFALETİYLE ORDU’YA YAPILAN İLK KÖPRÜLER

Cumhuriyetin ilanından sonra yurdun her tarafında olduğu gibi, Ordu ilinde de bütçe imkânlarının el verdiği ölçüde, köprü ve yol yapımı faaliyetlerine başlanmıştı. Ordu şehrini sahil kasabalarına bağlayan muntazam yollar olmadığı gibi, akarsular üzerinde köprüler de henüz mevcut değildi. Ordu şehrinde, en yakın yer olan Perşembe’ye, den İzden motor veya kayıkla gitmekten başka çare yoktu. Zira Akçaova deresi üzerinde bir köprü bulunmaması, 14 kilometrelik bu karayolunu geçilmez duruma getiriyor, yük nakli için motorlarla deniz yolu tercih ediliyordu. Yine Ordu şehrinin bir sayfiyesi olan Çambaşı yaylasına çıkmak için Melet ırmağının coşkun sularını “Kelek” denilen sallarla geçmek icap ediyordu. On binlerce koyunun, sığırın keleklerle Melet ırmağından karşıya geçirilmesindeki güçlük ve sık sık vuku bulan suya kapılma, mal ve can kaybı hadiseleri yaylacıları bıktırmış, Melet’in Kocalı denilen bu geçidine bir köprü yapılması zaruretini ortaya çıkarmıştı. Gerçi, Kocalı mevkiinde ahşap bir köprü kurulmuştu. Fakat bu köprü Melet’in sel sularına dayanamayıp, göçüp gitmişti.

Köyleri, birbirinden ayıran ufak akarsular, dereler, çaylar üzerinde yine atadan kalma daldan ağaç köprüler vardı. Karşıdan karşıya atılan iri bir ağaç gövdesinden ibaret olan bu köprüler, kurak havalarda ihtiyacı karşılıyordu. Fakat akarsuyun biraz kabarması halinde suya sürüklenip gidiyordu. Bu durumda civar köylerin halkı tekrar yeni bir ağaç gövdesi getirerek geçidi sağlamaya çalışıyorlardı.  Halen, bu şekilde ağaç gövdesinden mürekkep olan böyle ilkel köprüler bugün dahi bulunmaktadır. Şüphesiz birçok derede bu tip ihtiyaçların çoğu tam olarak giderilebilmiş değildir. 1933 yılında Ordu’yu Mesudiye üzerinden Sivas’a bağlayacak olan Dereyolu üzerinde çalışmalar yapılırken, İl Genel Meclisi, Ordu ilindeki köprüler hakkında hazırladığı bir raporu Ankara’ya Nafia ve Maliye Vekaletine sunmuştur. Bu raporda, Ordu-Giresun; Ordu- Fatsa sahil yolları üzerinde Nafia Vekaletinin programına dahil bulunan Melet ve Bolaman köprülerinin inşasına derhal başlanması istenmiş, ayrıca Ordu-Mesudiye(Dereyolu),Ordu-Fatsa; Fatsa-Terme arasında bulunan ve inşa bedelleri 200-220 bin lira kadar tahmin edilen 6 adet köprünün inşası için Hazine Kefaleti talep edilmişti. Ordu İl Genel Meclisinin Çatalkaya, Kocalı, Ağcaova, Elekçi, Cevizdere, Curi dereleri üzerine köprü yapılması için istediği hazine kefaleti hususunda;  20.5.1933 tarihinde  TBMM’de 2196 sayılı bir kanun çıkartılmıştır.

 

ORDU İLİNDE KÖPRÜLERİN YAPILMASI İÇİN TBMM’ DE 1933’DE KANUN ÇIKMIŞTI.

Dereyolunun en mühim kısmını teşkil eden köprüler meselesi, o günlerde vilayetin başlıca işi olmuştur. Köylülerin şahsi gayretlerine karşın, İl Genel Meclisi de uhdesine düşeni yapmağa gayret göstermekteydi. 1933 Mart ayı toplantısında Genel Meclis, köprüler hakkında temenni mazbatası tanzim eylemiş ve bunu Dâhiliye, Nafıa ve Maliye Bakanlıklarına sunmuştur. Ordu İl Genel Meclisin temenni mazbatasında; Ordu-Giresun, Ordu-Fatsa yolları üzerinde, Nafıa Bakanlığının programına dahil bulunan Melet ve Bolaman köprülerinin bu sene inşasına başlanması istenmekle beraber, Ordu-Mesudiye Dereyolu, Ordu-Fatsa, Fatsa-Ünye  ve Terme-Ünye yolları üzerinde bulunan inşa bedelleri toplam 200-220 bin lira (1933 yılı fiatları) tahmin edilen 6 köprünün inşası için hazine kefaleti talep edilmektedir. Ordu İl genel Meclisinin 6 köprü için hazine kefaleti  talebi şöyledir:

“… Maliye vasıtasıyla tahsil olunan ve senelik tutarı 120 bin liradan fazla bulunan vilayet gelirinden (Varidat) her sene 40 bin lirasının bu işe tahsisi muvafık görülerek, 6 seneye şamil taahhüdata girişilmey ve her sene hazinece varidatımızdan 40 bin lirasının kesilerek inşa işini alacak şirkete verilmesine, 1933 senesi fevkalade bütçe nizamnamesinin 5nci maddesi ile muvafakat verilmiştir.

Meselenin özel bir kanun ile tespiti icap eylediğinden, bu hususta tanzim olunan kanun layiha (taslağı) projesi de alakalı bakanlıklara gönderilmiştir.

Hazırlanan layiha (taslak) ufak bir tadil ile aşağıdaki şekilde kanunlaşmıştır.

Madde-1 Ordu Vilayeti Hususi idaresi tarafından vilayet yolları üzerinde yaptırılacak büyük köprüler inşaatı için, mezkur vilayet hesabına maliye vesaitiyle tahsil olunan vergilerden 1938 senesi gayesine kadar her sene 40 bin lira tevfikine ve köprüler inşaatını deruhte ve vilayetle mukavele akdeden şirkete karşı; Ordu Vilayeti idaresi hususiyesine kefaletle Maliye Vekaleti mesundur.

Madde-2 Bu kanun 1 Haziran 1933 tarihinden itibaren muteberdir.

Madde-3 Bu kanun hükümlerini icraya Dâhiliye, Maliye ve Nafıa Vekilleri memurdur.

Hazine kefaletini sağlayan kanunuyla yaptırılması istenen köprüler ile keşifleri şöyleydi: Çatalkaya (Dereyolu) köprüsü 68.136 lira, Kacalı (Melet ırmağı) 18.955 Lira, Ağcaova Köprüsü 34.531 Lira, Elekçi Köprüsü 27.619 Lira, Cevizdere köprüsü 32.426 Lira, Cüri köprüsü 34.553 Lira…

Bu köprülerin proje ve keşifleri tamamlanarak, vilayet daimi encümeni tarafından kapalı zarf usulü ile münakaşaları (ihale) ilan edilmiştir. İhale 13.7. 1933 tarihinde Ordu Tekamül, Ankara Hakimiyet, İstanbul’da Cumhuriyet gazetelerinde ilan edilmiş ve ihale tarihi 3 Ağustos 1933 olarak bildirilmiştir. Bu köprüler, projeleri ve keşifleri tamamlanarak mahalli, İstanbul, Ankara gazetelerinde kapalı zarf usulü ile ihaleye çıkartıldı. Melet ırmağı üzerindeki Kocalı köprüsü dışında diğer köprülerin ihalesi yapıldı.

Köprülerin ihaleye çıktığı haberi, dereyolunda çalışan gönüllü birlikleri coşturmuş, Temmuz 1933 ayında ikinci parti olarak dereyolunda çalışan ameleye, şehirden giden bir heyet tarafından sigara, erzak ve kinin dağıtılmıştır.  1930’lu yıllarda Ulubey Esenbey gölünde çöreklenen sivrisineklerin yarattığı sıtma, bölgeyi kasıp kavurduğu için kinin ilacı ceplerden eksik olmayan en kıymetli maddeler arasındaydı. Dereyolunda çalışılırken mükellef ameleler karşılaştıkları sazlık ve bataklıkları kurutarak sıtma ile de mücadele etmekteydiler. Temmuz ayındaki faaliyet neticesinde, Çavuşoğlu boğazından Şuayip köyü arazisi dahiline kadar blokaj ve taş kırma işlemleri yapılmıştı. Yine yörede yol faaliyetlerine ara vermeden devam edilmekteydi.

1930 yılında Ordu-Mesudiye yolunda Kayacık ve Çukurtepe köprüleri, Ordu-Perşembe yolunda ayakları kargir taştan, üzeri ahşaptan Akçaova köprüsü (80metre tul), Perşembe ve Kacalı köprülerinin ayakların kargir kısımları bitmişti.  Ordu-Giresun yolunda Civil deresi üzerindeki köprünün kargir taş ayakları ve sellere karşı iki set inşa edilmişti. Fatsa-Bolaman arasındaki Bolaman köprüsünün kargir ayakları, Ünye-Terme arasındaki Cüri deresinin kargir taştan ayakları yapılmıştı.

 

VALİ NAZİF BEY DÖNMİNDE BAŞLAYAN KÖPRÜ FAALİYETLERİ

Ordu Valisi Nafiz Ergin Bey  (18.10.1931 - 26.06.1933) İktisadi Uyanış Dergisinde çıkan hatıralarında bu yapılan köprü ve yol çalışmalarını şu şekilde ifade etmişti.

 “…Ordu’yu Fatsa ve Ünye üzerinden ve sahilden Samsun’a ve kışın kapanan Mesudiye yoluna muvazi (paralel) olarak dereden bir yolla da dâhile bağlamak istedik. Ve bu mevzuda çalıştık. Ordu-Fatsa yolunu açtık. Tulu (uzunluğu) 45-50 kilometre olan bu yol kâmilen (tamamen) köy kanununa tevfikan köylüler tarafından açılmıştır. Hususi idareden barut ve silindir gibi masraflar karşılığı az bir para sarf edilmiştir. 1933 senesinde ilk defa otomobille Ordu’dan Fatsa’ya gitme imkânı elde edilmiştir. Bu yoldan Ordu ve Fatsa arasındaki köyler yollardan geniş mikyasta (ölçüde) faydalanmışlar ve halen de faydalanmaktadırlar. Mesudiye dere yolu da Melet vadisini takip eder 40 kilometre kadar bir kısım zamanında yine aynı usulle ve köylü eliyle açılmıştır.

Üçüncü büyük iş, köprüler meselesidir. Bilirsiniz ki, yolların temelini bilhassa sahillerde köprüler teşkil eder. Ordu-Fatsa, Fatsa –Ünye arasında Akçaova, Bolaman, Elekçi gibi büyük dereler vardır. Çok geniş olan bu derelere sağlam köprüler kurmak lazımdı. Buna vilayetin mali durumu müsait değildi. Hususi bir kanun ile hazinenin kefaleti temin olunarak hatırımda kaldığına göre vilayeti 2 milyon lira borçlandırdık. Bu para ile Ordu-Samsun yolunda Akçaova, Bolaman, Elekçi, Cüri ve ismini şimdi hatırlayamadığım 5 büyük köprü ihale ettim. O zaman vilayet büyük borç altına sokuldu diye söylentiler oldu. Aradan zaman geçti köprüler yaptırıldı, borçlar ödendi, şimdi bu büyük yolun temel kazıkları atılmış oldu. Antalya’ya nakil işim araya girmemiş olsaydı, daha iki sene kalarak Ordu’nun bütün yollarını yaptırmak isterdim. Ve bunu yapamadığım için Ordu’dan büyük üzüntü duyarak ayrıldım.” denilmektedir. Perşembe Fatsa civarında yaşayan ve Yol Parasını ödeyemeyenleri Ordu - Fatsa arasında yapılan “Koç Boynuzu” yoluna götürürlerdi. 12 lira karşılığında 8 metre eninde yola taş çakıl döşettirirlerdi. 8 gün çalışmak mecburi idi. Çevreden topladıkları taşları kendilerine ait çekiçlerle kırarlar ve bu taşları yolu beğenmece döşerlerdi. Yol vergisi mükellefi fakir köylüler, kazma kürek Koçboynuzu yolunda çalışarak borçlarını kapatırlardı.

3 AĞUSTOS 1933’DE BETONARME KÖPRÜLERİN İHALESİ YAPILMIŞTI..

1933 yılının Ağustos ayıydı. Ordu Valiliğine hususi bir kanun ile hazinenin kefaleti temin olunan 2 milyon lira ödenek çıkartılmıştı. İhaleye çıkartılacak altı köprünün projeleri ve keşifleri Ordu’ya gönderilmişti. Köprüler kapalı zarf usulüyle 3 Ağustos 1933 tarihinde ihaleye çıkartılmıştı. Bu köprülerin ikisi Dereyolu üzerindeki Çatalkaya ve Kızılçukur, birisi Ordu Fatsa yolunda Akçova, ikisi Fatsa Ünye arasında Elekçi ve Cevizdere  birisi de Ünye Terme arasındaki Cüri olmak üzere altı köprüden ibaret olup, hepsi de betonarme olacaktı. Altı köprünün toplam keşif bedeli 216.254 liraydı.

Bu köprüleri mahalli vasıtalarla yapmak, geçmiş yıllardaki sakat tecrübeleri tekrarlamaktan başka bir şey olmayacağı için Genel Meclisi ile de anlaşıldığından Maliye bakanlığı eliyle tahsis edilmekte olan , senelik 120.000 liralık özel idare gelirinden senede 40,000 lira vermek ve Maliye Bakanlığının kefaleti ile de temin edilmek şartıyla işin toptan uzman bir şirkete ihalesi kararlaştırılmıştı. Köprüler işi bu şartlarda uygun şekilde halledildiği gün, Ordu Vilayeti bir adaya benzemekten kurtulacaktı. Şehirli, köylü bütün Ordu Vilayeti halkı bu ihale kararının neticesini sabırsızlıkla beklemekteydi.

1933 yılında Ordu- Mesudiye, Ordu- Fatsa, Fatsa-Ünye yolları üzerinde bulunan altı köprü ihale edilmişti. Nafıa Vekaleti tarafından yapılacak olan Bolaman köprüsünün ihalesini de aynı şirket almıştı. Ordu-Giresun yolu üzerindeki büyük Melet köprüsü de ayrıyeten 1934 yılında Nafıa Bakanlığı tarafından ihale edilecekti. 1933- 1934 seneleri içinde Ordu Vilayeti bir ada vaziyetinden kurtulacak ve senelerden beri özlemle beklediği ekonomik gelişmeye kavuşacaktı.

Alman sanayi grubu tarafından verilmiş olan malzeme bedelinin geri kalan taksiti üzerinde Nafıa Vekâlet ile gurup arasında yeni bir sözleşme imzalanmıştı. Bu sözleşmeye göre bu sene Nafia vekâletçe tedîye edilecek olan 382 bin doların 180 bin doları Alman Sanayi grubun nakden verilecek ve kalan kısımlar da ileri senelerde ödenmek üzere bonoya bağlanacaktı.

25 Eylül 1933 tarihinde ihalesi yapılan diğer büyük köprü projesi ise Bolaman köprüsüydü. Nafıa Vekâletinin kendi bütçesinden yaptırdığı Bolaman köprüsü ihalesini Sadık Bey diye bir mühendis almıştı. Vali Nafiz Ergin Ordu’dan 26.06.1933 tarihinde Antalya’ya tayini çıkmıştı.  Vali Nafiz Ergin iki sene daha Ordu’da kalabilseydi, Ordu’nun bütün yollarının tamamen yaptırmak istiyordu. Ve bu yol ve köprülerin tamamını yaptıramadığı için Vali Nafiz Ergin Ordu’dan büyük üzüntü duyarak ayrılmıştı.  Ordu Fatsa ile Ünye arasında sağlıklı bir karayolu bağlantısı henüz yoktu. Ordu, Fatsa ve Ünye arasında Akçaova, Bolaman, Elekçi ,Cevizdere, Cüri ve Akçay gibi büyük derelerin üzerine köprüler kurmak  amacıyla ihale yapılmıştı.

1933 YILLARINDA ORDU’ DAKİ KÖPRÜ FAALİYETLERİ

Ordu Vilayetinde köprüler en başta halk ihtiyacı olarak göze çarpıyordu. Köprüsüz yol, geçit vermeyen yoldur, köprüsüz yol, için dövünen ve nihayet hiç olan bir muzdarip gibidir. Köprüsüz yollar, vatandaşların iktisadi hayati mesailerini daima kemiren bir afet gibidir. Köprüsüzlük yüzünden çok çile çekmiş olan vilayetimiz köprülere ayırdığı bol tahsisatla 6 büyük köprüyü birden yaptırmaya karar vermiş derhal faaliyete geçirmiştir. 257.000 liraya Müteahhit Sadık Bey´e ihale edilen köprülerimizin yarın temeli atılacaktır. Bu güzel tesadüfü vilayetimizin ilerisi için uğurlu sayıyoruz. Her varlığa Cumhuriyette ulaşan vilayetimiz, 10. Yılını kutlularken en büyük ümran [gelişme] eserlerine de kavuşmuş oluyor. Bu vesile ile hemşerilerimize Nafia Vekaletinin de gelecek sene Melet köprüsünü yaptıracağını müjdeleriz. Bugün (29 Ekim 1933 ) merasimi müteakip vilayet hükümet konağının, öğleden sonra Ağcaova köprüsünün temel atma, Yemişli, Kayacık köprülerinin de açılma şenlikleri yapılacaktır. Bayramın 2. Günü (30 Ekim 1933)  Bolaman köprüsünün temel atması Fatsa kaymakamı tarafından yapılacaktır. Vilayetimiz gün geçtikçe yeni yeni eserlerle süsleniyor. Bu mesut inkişafı [gelişmeyi] tabii kabiliyetimizin bir neticesi olarak kabul ediyoruz. Hükümet konağı ve köprüler işinde gösterdiği muvaffakiyetten dolayı Vali Beyefendi´ye şükranlarımızı sunarız…”

1933 senesinde en mühim işlerden Curi, Cevizdere, Elekçi, Ağcaova, Çatalkaya ve yukarı Melet (Kocalı)  köprülerin ihalesini Müteahhit Sadık Bey almıştı. Ayrıca Nafıa Vekâleti Bolaman köprüsünü kemer betonarme olarak inşasını 47 bin liraya Sadık Beyin şirketine ihale etmişti. Bu vaziyette Ordu- Samsun yolunun en esaslı geçitleri tamamen yapılmış olacaktır. 1932 yılından eksik kalan ve Ağcaova köprüsü dolayısıyla tadilata uğrayan Ordu- Fatsa yolunun köprüye kadar olan bir kısmının silindirajı ikmal edilmiştir. 1932’de Ünye’de ise şehir kenarındaki tabakhane dere üzerinde ahşap tabliyesi olan kargir ayaklı yeni bir köprü yapılmaktadır.

1934 yılında Ordu Valisi olan Adil Güven ve il protokolü tarafından şenlikle ve coşkuyla kurbanlar kesilerek ihalesi yapılan köprülerin temelleri halkın katılımıyla atıldı.  1934 yılının Ekim ayında bu köprülerde durum şu şekildeydi. Ünye’de Cüri ve Cevizdere köprülerinin temel ayakları, kalıp ve iskeleleri tamamen hazır olup, betonarme demirleri ile çimentosu da şantiyeye kadar gelmişti. Azami bir buçuk ay sonra köprüler tamamen ikmal edileceği belirtilmekteydi. Fatsa’daki Elekçi köprüsünün de Ünye’deki köprülerden daha önce bitirileceği söyleniyordu.  Ama 1934 yılında Ordu ili özel idare bütçesindeki darlık ve yüksek maliyeti gibi birçok bahane ile Çatalkaya köprüsünün de yapımından yine son anda vaz geçildi. Bu köprülerden vaz geçilmesi ile Melet deresinde çileli yıllar uzunca sürmüş,  Kocaali’da tam 21 sene sonra yani 1955 yılına kadar, Çatalkaya’da ise 25 sene sonra yani 1959 yılına kadar modern betonarme köprülerin yapılması beklenmişti.  

1935 yılında Ağustos Akçova köprüsünün beş ayağı hazırdı ve  altıncı kenar ayağının kazıkları da çakılmıştı. Bir taraftan da köprünün iskelesi ve betonarme demirleri hazırlanmaktaydı. Bu köprülerin haricinde Nafıa Vekâletinin kendi bütçesinden yaptırdığı Bolaman köprüsü ise sondaj işlerinin çoğu tamamlanmıştı. Bolaman köprüsü Nafia Vekâletince yaptırıldığı için sık sık Nafıa Vekâleti Köprüler şefi Kemal Bey, köprü işlerine nezaret eden Mühendis Seyfi Beyle bu köprülerin yapım işini üstlenen Müteahhit Halit Beyle birlikte gelip, yerinde çalışmaları kontrol ediyorlardı. Sondaj raporlarına göre zeminde problemler görülünce Bolaman köprüsünün yerinin değiştirilip, iki yuvarlak kemerli ve asma betonarme şeklinde yapılmasının uygun olacağına karar verilmişti.

1935 yılı sonuna doğru Ordu’daki köprüler hakkında Nafia Vekâletinden ulusal basına verilen bilgiler özetle şöyleydi: Curidere köprüsü: Ordu – Samsun sahil yolunda, beheri 28 metre uzunluğunda 5 gözlü, betonarme, 42,000 liraya bitmektedir. Akçaova köprüsü , Curidere köprüsü ile ayni yol üzerinde, ayni büyüklük ve ayni fiyatta tamamlanmaktadır.. Cevizdere köprüsü: Ordu - Samsun sahil yolunda, beheri 64 metre uzunluğunda üç gözlü, betonarme 39,000  liraya yapılmıştır. Elekçi köprüsü: Cevizdere köprüsü ile ayni yol üstünde, ayni büyüklükte, 34,000 liraya yapılmıştır. Bolaman köprüsü: Ordu – Samsun yolunda, 65 metre açıklığında, betonarme, 47,000 liraya mal olacaktır.  1935 yılı sene sonunda bu köprüler bitirilmiş, Ordu’dan Fatsa’ya ilk defa otomobille gitme imkânı, elde edilebilmişti. Yepyeni muhteşem köprülere sahip olacak olan Ordu Vilayeti, senelerden beri hasretle beklediği ekonomik gelişmeye ve kalkınmaya sonunda kavuşacaktı.

1955’DE MELET IRMAĞI KOCAALİ MEVKİNE YENİ BİR KÖPRÜ BAŞLANMIŞTI…

1955 yılının Şubat ayı idi. Çambaşı yolu üzerindeki ahşap Kocalı köprüsünün 10 metre kadar aşağısında yapılmakta olan yeni betonarme köprünün inşaatı hızla ilerlemekteydi. Yeni köprünün 68 metre uzunluğunda ve 5 ayak üzerine kurulması planlanmış ve ona göre yapılıyordu. Beton ayakların temelleri atılan Kocalı köprüsü 1955 yılındaki fiyatlara göre 153bin liraya ihale edilmişti. Melet ırmağının dar bir boğaz olarak aktığı Kocali mevkii Çambaşı yolunun en mühim geçit yeri olduğundan yeni kurulan köprünün tamamlanması ile gerek Kabadüz mıntıkasında açılmış ve yeni açılacak olan Kurşun ve Mangenez ocaklarından üretilen madenler daha emniyetle sahile indirilmiş olacaktı.

ÇATALKAYA KÖPRÜSÜ TAM BİR YILAN HİKÂYESİNE DÖNMÜŞTÜ…

Çatalkaya, Melet ırmağı yatağındaki dik ve yüksek iki kayanın adıydı. Bu kayaların uçları sivri ve yan yanaydı. Dereyoluna ve Çambaşı yaylasına geçilen en önemli geçitlerden birisiydi. Yıllarca burası kamuoyunda gündeme gelen geçmiş yılların en önemli sorunuydu. Burada gelip geçenler sallarla ,ahşap köprülerle idare etmişler, nice canlar Melet ırmağının azgın sularında boğulmuşlardı. Çatalkaya’da köprü yapmak, Ordu halkı için hep önemini koruyan bir dava konusu olmuştu.

3 Ağustos 1933 tarihinde Vali Nazif Ergin döneminde altı köprü ihalesi yapılmıştı. İhalesi yapılan diğer beş köprü ile birlikte melet ırmağı üzerindeki Çatalkaya mevkiinde bir betonarme köprü ihalesi de yapılmıştı. Çatalkaya köprüsü yapımına başlanmadan ayak sondajlarına devam edilmekteydi. Yaptırılacak olan Çatalkaya köprüsü Nafıa Vekaletinin planına göre,15 Metre yüksekliğinde,4.40 metre eninde,110 metre uzunluğunda, 53’er metrelik iki kemerliydi.

İhaleye çıkartılan en masraflı köprü Çatalkaya köprüsüydü. Hazine kefaletini sağlayan kanunuyla yaptırılması istenen köprüler arasındaki Çatalkaya köprüsü 1933 fiyatlarıyla 68.136 liraya inşa edilmesi keşfedilmişti. 1934 yılında mali sıkıntı fazla olmasından dolayı, köprü inşaatlarının geri kalması tehlikesiyle de karşılaşılıyordu. Nafia vekâletinin vilayet şose ve köprülerine sarf edilmesi bildirilen 25 bin liranın Çatalkaya köprüsüne ayrılması hususunda vekâletle muhabereye girişilmişti.

Müspet cevap gelirse Çatalkaya köprüsüne başlanacaktı.  Bu arada Çatalkaya köprüsünü ihalesini alan Müteahhitle ihtilaflar zuhur ediyordu.   26 Nisan 1934 tarihinde Nafia Vekâleti temsilcisi Mühendis Kemal Bey ile Müteahhit Halit Bey, Ankara’dan Ordu’ya köprü yerinde birlikte inceleme yapmışlardı.  

Çatalkaya Köprüsü sondajlarını ve inşa yerini gelen heyet uzunca bir şekilde teknik açıdan tetkik etmişlerdi. Müteahhit Halit Bey yapılan incelemelerden sonra Nafıa heyetine güzergâhı ormanlarla örtülü ve sert akışlı bir ırmak olan Melet ırmağı üzerinde ayaklı bir köprü yapmanın mahzurlu olacağını, mesuliyet kabul etmeyeceğini söylemişti. Malumdur ki, Çatalkaya köprüsünün Nafıa Vekâletince tanzim ve kabul edilen projenin iki kemeri ve iki de ayağı vardı.

Çatalkaya için yapılması düşünülen iki ayaklı köprünün yerine Halit Bey, asma olarak tek gözlü ve ayaksız bir köprü yapılması gerektiğini söyleyip, mevcut projeye itiraz etmişti. Nafıa Vekâleti temsilcileri ise eski projenin katiyen değiştirilmesine taraftar değillerdi. Köprüler mukavelesinde plan ve projedeki fenni hatalardan kaynaklanan sorumluluğun müteahhide yıkılması işe başlanmasını akim bırakmıştı. Müteahhit mukavelenin bu maddesi hükümlerinden aklanmadıkça işe başlamak niyetinde değildi.

En son, Müteahhit Halit Beyin, Çatalkaya için Ordu Vilayet Encümenine yeni bir proje vermesi kararlaştırmıştı. Vilayet encümeni, köprünün iki kemerli projeleri değiştirilip, Çatalkaya köprüsünün tek kemerli ve ayaksız yapılmasına karar verilmişti. Müteahhit bu kararı tasdik ettirmek üzere Ankara’ya hareket etmişti. Yoksa mevcut Çatalkaya mevkiinde mevcut köprü projesinin inşasına başlanamayacaktı.

Vatandaşlar ise, memleket menfaatine hangi şekilde uygun bir köprü yapılacaksa bir an önce tespit edilerek işe başlanmasını istiyorlardı. Sonunda Ankara’da olan oldu, Çatalkaya’da köprü işi iptal oldu.  Bu ihale bünyesinde yapılması düşünülen Nafıa Vekaletinin köprüsü de Müteahhit Halit Beyin önerdiği köprüde birçok gerekçeden dolayı uzunca bir zaman yapılamayacaktı.

Ancak Melet ırmağı üzerinde ciddi bir köprüye ihtiyaç vardı. Melet’in köprüsüzlüğünden herkes şikâyet ediyordu. Köprüye yardım sözü verenler iş yardıma dayanınca hava değişiyor, verilen sözler pek tutulmuyordu. İki yıldır gece gündüz çalışan zavallı Kabadüz Nahiye Müdürü Kamil Beyin Kocalı köprüsü ile Kabadüz yolunu onarmak için başvurmadığı çare kalmamıştı. Kocalı köprüsünün keşfini yeni yaptırmıştı. Kocalı köprüsünün betonarme kazık üzerine hazırlanan keşfinde ayakların bedeli 2722 lira 60 kuruş olduğu ortaya çıkmıştı. Köprünün üçayağın birisini yardımsever erbaptan Ömer Uzunlar’ın yaptıracağı gibi diğer ayakları da Kabadüz nahiyesine bağlı beş köy halkı toplanacak yardım suretiyle inşa ettireceklerdi.

Ordu Vali vekili Mithat Vural, beraberinde Uzunisa Nahiye Müdürü Nizamettin Bey, Kabadüz Nahiye Müdür Kamil Bey ve Ulubey Nahiye Müdürü Fevzi olduğu halde Kocalı köprüsünü yapılabilirliğini yerinde beraberce tetkik etmişlerdi. Netice de yukarı Melet (Kocaali) köprüsünden tamamen vazgeçilerek ve Çatalkaya köprüsünün de bilahare mahalli imkanlarla yapılması uygun bulunmuş, köprü macerası ileri bir tarihe ertelenmişti. 1934 yılından itibaren Çatalkaya’daki köprü davası uzun süre kapanmış ve yıllarca ilkel ahşap geçici köprülerle idare edilmişti.

1935-1936 yılları arasında Valilik yapan Hayri Sırtıkızıl “ Çatalkaya köprüsünü, yurt için en çok veren ve yorulan Ordu köylüsünün ekonomik durumunu yükseltmek, geliştirmek ve sağlıklarını sağlamak amacıyla yapacağız. Dereyolundan ve Çatalkaya köprüsünden dönmenin imkân ve ihtimali yoktur. Ordu halkı yol davalarında haklıdır. Bizim ödevimiz, ancak dileklerini yerine getirme için çalışmaktır. “ diye halka moral vermek için basına demeçler vermişti. 1935 yılında Nafıa Vekaleti Çatalkaya köprüsü ve dereyolunun geri kalmasını münasip görmesi, Ordu kamuoyunda tepki ile karşılanmıştı. Gazeteci Bilal Köyden konu hakkında köşesindeki sütununda konu ile ilgili tepkilerini özetle şöyle ifade etmişti. “…Çatalkaya köprüsü sonradan doğma bir ihtiyaç değildir. 

Çatalkaya köprüsü, Ordu köylüsünün ve Melet ırmağının yaşları ile aynı yaşıttır. Onu gereksiz görenler, gerçeği görmeyenlerdir. Melet ırmağının azgın sularının zamanında aldığı insan kurbanlarını azımsayanlardır. Çatalkaya geçeğinden her yıl onbinlerce hayvan gelip, geçer. O hayvanlar ki, Devlete avuçlar dolusu vergi getiren gelir kaynaklarıdır. Cumhuriye Halk Partisinin köy ocak kongrelerini yapanlara sorun; köylülerin baş dilekleri Çatalkaya köprüsü değilmi imiş? Sağlını korumak için yaylaya can atan herkesin gönüllerinde Çatalkayanın cankurtaran hayali yaşar. Hey hat… Ne söylesek faydasızdır. Gücümüze giden şudur ki; koca bir memleket halkının göklere yükselen “Çatalkaya’ya bir köprü yapın” talebi, üç beş kişinin kısık sesleri arasında boğulup gidiyor… Ne yazık!...” Çatalkaya mevkiinde bir köprü olmayışı tepkilere sebep oluyordu. Yayla yolcularını günlerce kıyılarında üzüntü içinde bekleten ve yılda birkaç cana kanlı köpükler kusturmadıkça öfkesi yatışmayan “Melet” ırmağının yol uğrağına Çatalkaya ve Kocalıya iki köprü kurmak maksadıyla köylüler arasında zaman zaman toplantılar, konuşmalar, anlaşmalar yapılıyordu. Maalesef söz birliği edilip karara bağlanan Çatalkaya ve Kacalı’ya bir köprü yapımı gibi hayırlı girişimler bir türlü kuvveden fiiliyata çıkarılamıyordu.

MELET IRMAĞINDA “KELEKÇİLİK” YAPILAN YILLAR VARDI…

1936 yılı bahar ayları gelip, çatmıştı. Melet ırmağının  Çatalkaya ve Bayadı  köyleri mevkiinde  yatak eğimi hızlandığı  için dere yoğun yağışlar sonucu sel gibi akardı.. Kabadüz nahiyesine, Mesudiye ilçesine, Çambaşı yaylalarına ve köylerine gidip gelmek zorunda olan Ordu’lular için en zor ve aşılmaz engel Melet ırmağından karşıya köprü olmadan gelip, geçmek idi. Bu yörelerde ciddi betonarme köprüler henüz yoktu. Köylülerin yardımıyla ilkel ağaç köprüler kurulurdu. Ama bu ağaç köprüler sellerde yıkılıp suya karışırdı. Bunun için yapılan ahşap köprüler güven vermiyordu. Koyunların, ineklerin yaylaya gideceği bahar aylarında eriyen kar suları yüzünden Melet ırmağı günlerce coşkuyla akar, hiç kimseye geçit vermezdi.

İnsanlar derenin iki tarafına yığılıp günlerce suyun azalmasını beklerlerdi. Karaağaç ile Eymür köyleri karşılıklı, köy muhtarlarının organize ve destekleri ile ağaç kütüklerinden elde yapma sallar ile karşılıklı yük ve araç, hayvan taşıma işi başlatmışlardı. Bu salla derelerde taşımacılık işine kelekçilik denilirdi. Karaağaç, Kuylu ,Esenyurt, Kabadüz  gibi karşı köylere sallaarla geçilirdi. Melet’in bir kıyısından makaraya bağlanmış kelekle öbür karşı kıyıya insanlar, koyunlar ve atlar hep bu şekilde geçerlerdi.

Köy muhtarları salla yani kelekle taşıma işinde fiyat kargaşasını önlemek için bir fiyat tarifesi hazırlanmış, hatta köy adına çalışacak kelekçiler arasında ihale bile yaparlardı. İhale yerel Ordu gazetelerinde ilan bile ediliyordu. Melet ırmağı üzerindeki kelekçilik için her yıl Artıklı ve Karakiraz köyleri Muhtarlıklarınca açık artırmaya çıkarılıyor, kelek işletmesini üzerine alan şahıs da, dilediği fiyatla, karşıdan karşıya insan ve hayvan taşınıyordu. Bu durumdan, tabiatıyla bütün köylüler şikâyetçi idiler. Bilhassa sürü sahiplerinin sabırları taşmıştı. Bayadı köyünden Musaoğlu Mustafa ile Asım Çebioğlu Recep’in öncülüğüyle 3 köy halkı tarafından Kocalı mevkiinde ahşap bir köprü inşasına başlandı ve köprü açıldı. Ancak, kelekçi, ekmeğinin elinden gittiğini anladığından, köprünün sakat olduğunu Vilayete şikâyet etmişti. Hatta Kelekçiler gizlice köprüyü yıkmaya çalışmıştı. Kelekçiler, bir gece köprünün ayaklarını kestiler, arkasından gelen ufak bir selde, halkın bin bir güçlükle ve kesesinden para harcayarak el emeği ile yaptığı ahşap köprüyü Melet ırmağının suları kaptı, götürdü. Köprü yıkılınca Melet ırmağında yine açık artırmalı keleklerle, hayvan on para, insan yüz para fiyatla karşıdan karşıya taşınmağa başlanmıştı. O devirde etin kilosu 10,yağın 25, şekerin 21, ekmeğin 6 kuruşa satıldığı hatırlanırsa, kelekçiliğin bir hayli karlı bir meslek olduğu anlaşılıyordu.

Ayrıca bu keleklerin güvenli bir biçimde de kullanılması gerekiyordu. Ama Melet ırmağındaki bu kayıkçı ve kelekçiler para kazanabilmek için tehlikeli bir biçimde istiap haddinden çok fazla insanı dolduruyorlardı. Fazla dolu olan kelekler ve kayıklar bir gün alabora olmaktayken zorla kurtulmuştu. Az kalsın beş on canı Melet ırmağının azgınlaşmış sularına kaptırırken şansı yaver giden kelekçi son anda yaptığı bir manevrayla durumu kurtarmıştı. Bu tehlikeli gidişattan çok rahatsız olan birkaç vatandaş, Kabadüz Nahiye Müdürüne kadar gidip, hem köprü hem de jandarma istemiş, köy muhtarlarının ilgisizliğinden yakınmışlardı. Yaz gelince sıcaklar bastırınca Melet deresinin suyu iyice azalırdı. Yayalar karşı kıyıya dere içinden yürüyerek rahatça geçerlerdi. Ama bahar mevsiminde Melet deresinde sular çok yükselir, hatta zaman zaman bütün çevreyi seller basar, fındık bahçelerine ve tarlalara kadar sular dayanırdı.

Yine 1936 yılının Mayıs ayında Melet ırmağının eriyen kar sularıyla iyice coştuğu bir günde çok hastalanan bir kadın bindiği atı ile Çatalkaya mevkiinde sulara kapılmış boğulma derecesine gelmişti. O sırada Perşembe ağalarından Şükrü Kaptan ile yanında adamlarıyla Çambaşı yaylasına çocuklarını göndermek için Melet ırmağının kenarında bekliyorlardı. Kadının atıyla birlikte suya kapılıp sürüklendiğini gören Şükrü Kaptan yanındaki denizci ve dalgıç olan adamlarını suya atlatarak zavallı kadını kurtartmıştı. Irmak üzerinde bir köprü olmadığı için her sene onlarca canı alan Melet o günde hasta kadını kurban verecekti.

1936 yılı Temmuz ayının 28 Salı günüydü. Yayla yolcuları Çatalkaya mevkiinde ırmaktan geçmekte iken ani bir sel gelmişti. Bu selden kaçan yirmi kişi  önlerindeki koyun sürüsüyle ırmağın ortasındaki küçük bir adaya iltica etmişlerdi. Sel gittikçe artmış, akşam olmuştu. Karanlık çökerken çağırış, bağırış, heyecan da devam ediyor, elden bir şey de gelmiyordu. Irmağın kenar yakasında bekleyenler, felaketzedeleri teselli için sabaha kadar ateşler yakıp “Korkmayın!” diye nara atıyorlardı. Sabah olunca dalgıçlar gelip bu zavallıları kurtarıp, karşı yakaya atmışlardı.

Hiçbir yıl geçmez ki; Melet ırmağının azgın tufan selleri Çatalkaya mevkiinde oluşan azgın tufan selleri burada birkaç vatandaşı, taştan taşa çarparak işkenceyle öldürüp hıncını almasın.  Devlet parasıyla ciddi bir köprü yapılıncaya kadar bu Çatalkaya geçidi üzerinde idarelik bir ahşap köprü yapmak farz olmuştu. Bu köprü ihtiyacını idrak eden bazı insanlar zaman zaman köprü meselesini kurcalayıp dursalar da teşebbüsleri hep akametle sona eriyordu.

1936 Haziran ayının sonlarına doğru Ulubey’de bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantı da Çatalkaya’ya alelade ahşap bir köprü yapılması görüşülmüştü. Konu hakkında mutabık kalınmıştı. Bu karar mucibince, herkes üstüne düşen vazifeyi yapacak ve bu köprü yapımına başlanacaktı. Ama halkın ileri gelenleri burada bir köprü yapmanın çok zor olduğuna dair kanaat besliyorlardı. İlkbaharda suların taşkın olduğu zamanlarda şu veya bu yolcunun “köprü yapılırsa yardım” vaadine güvenilerek, bir köprü inşasına atılmak mümkün değildi. En iyisi, Çatalkaya köprüsünün inşasına teşebbüs edenler, Vali ile görüşmeli ve alacakları direktif dairesinde hareket etmeliydiler. 

1950 yılı gelmiş ve  artık siyasi iktidar değişmişti. Ama halen Dereyolu ve Çambaşı yolunun en sorunlu geçidi Melet ırmağı üzerindeki Çatalkaya’da ciddi bir köprü yoktu. Ordu-Çambaşı-Dereyolu üzerinde Melet ırmağında yapılacak Çatalkaya köprüsünün beton bir şekilde yapılabilmesi için evvelki yıllarda dernekler ayni ve nakdi yardımlar toplamış. Çatalkaya köprüsü için kamuoyu ve yörenin ileri gelenleri  1950 yılında tekrar ciddi teşebbüse geçmişler, siyasi iktidar üzerinde yoğun bir baskı oluşturmuşlardı. Bu yoğunlaşan talepler karşısında Ordu Valiliği İl Genel Meclisi de bu köprüye işçiliği köylü üstlenmesi karşılığında demir ve çimento karşılığı olarak 5000 lira yardım vermişti. Çünkü geçmiş yıllarda Çatalkaya mevkiine vatandaşların kendi imkânlarıyla yaptığı tüm ağaç köprüler sellerde yıkılmıştı.

1950 yılının Nisan ayında Çatalkaya mevkiinde halkın yardımı ile kurulacak bir köprü için yapılan çalışmalar hayli ilerlemişti. Ordu Valisi Salih Kılıç da özel bir önem verdiği bu köprünün inşaatına yakında başlanacaktı. Valilik 5000 liralık yapacağı yardımı bir o kadar daha ilave edilmek suretiyle 10000 liraya çıkartmıştı.  18 Haziran 1955 Cumartesi günü 54 köyün Muhtarı, birer sureti Bayındırlık Bakanlığına, Karayolları 7. Bölge Müdürlüğüne gönderilmek üzere bir dilekçe ile Valilik makamına müracaat etmişlerdi. Dilekçede Çatalkaya köprüsünün betonarme inşasını, olmadığı takdirde yeni Kocalı köprüsü ikmal edilmek üzere bulunduğundan eski ahşap köprünün Çatalkaya’ya naklini isteyerek bu köprünün yeniden ahşap olarak yapılmasını temenni etmişlerdi. Halk ve basın, Valilikten, mühim bir geçit olan Çatalkaya köprüsünün mutlaka ölümsüz ve fenni şekilde yapılması için gerekli tahsisatın gönderilmesini istiyorlardı.

1955’DE “ÇATALKAYA KÖPRÜ YAPTIRMA CEMİYETİ” TEKRAR DEVREDE…

1955 yılının Mart ayında “Çatalkaya Köprü Yaptırma Cemiyeti” tekrar devreye giriyordu. Yörenin ileri gelenlerinden ve hayırseverliği ile tanınan rahmetli Nazım Felek’in yıllardan beri devam eden sosyal çalışmaları sayesinde çevresinde çok sevilen sayılan hatırlı ve kadirşinas bir zattı. 1949’da kurulmuş bulunup yedi senedir muattal (Boş işlemez hale gelen) kalan “Çatalkaya Köprü Yaptırma Cemiyeti” ni Nazım Ağa, 1955’de tekrar faaliyete sokmuş, canlandırmıştı.

Bu derneğin teşkilinde bütün c

MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.