Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

ORDU’NUN SPORLA DOLU ESKİ GÜNLERİ

CUMHURİYETİN İLANIYLA BİRLİKTE ORDU’DA SPOR FAALİYETLERİ BAŞLAMIŞTIR.

 

Yıl 1918... Osmanlı Devleti 1. Cihan Savaşı'ndan yeni çıkmıştır. Sevr Antlaşması Yurdumuzu bölmüş, Doğu Karadeniz'de de Rumlar bir Pontus Devleti kurmak gayretindedirler. Silâhlı hazırlık yanında, fikir çalışmaları da vardır. Ordu'da Oturan Rumlar kiliselerindeki-Eski Elektrik Fabrikası-temsiller sahneye koymakta, hayallerinde yaşattıkları "Bizans"ı tiyatroda canlandırmaktadırlar. Genç Türkler Rumların bu faaliyetlerini dikkatle izlerken, Kurtuluş Savaşı'nın heyecanı içinde halkın moralman güçlü olmasını sağlamak yollarını aramaktadırlar.

 İsmail Hakkı Bey, 1914 yılında Ordu İdadisi ’ne Türkçe öğretmeni olarak tayin olmuştu. Aynı zamanda Ordu’da görev yapan ilk tedrisat müfettişidir. 15 Kasım 1919 tarihinde yayın hayatına başlayan Güneş Gazetesi , 4 sayfadan oluşmaktaydı ve kendisini başlığının hemen altında “her şeyden bahseder, haftalık gazetedir” şeklinde tanıtmaktaydı. Nüshası 5 kuruş, abonelere ise yıllığı (40 nüsha) 120 kuruştu. Güneş, o yıllarda Ordu’da matbaa olmadığı için yaklaşık iki ay boyunca Giresun’da basılmıştı. İsmail Hakkı Bey, Güneş’i çıkarabilmek için bazen kayıkla, bazen at sırtında Giresun’a gidiyor, aynı şekilde de geri dönüyordu. Bu yolculuklar esnasında aleyhlerinde çekinmeden yayınlar yaptığı Pontus çetelerinin kendisine kurduğu pusulardan çoğu kez son anda kurtulabilmişti. Onu böylesine zorlu bir mücadelenin içerisine çeken neden ise güçlü olan milli duygularıydı.

Güneş gazetesi yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra büyük bir ilgiyle karşılanmış ve burada yayınlanan yazılardan etkilenen gençler ve halk gazete etrafında toplanmaya başlanmıştı. Güneş etrafında toplanan gençler, güç birliği yapmak ve faaliyetlerinin bir çatı altında yürütmek amacıyla 1920 yılı başlarında yine İsmail Hakkı (Garipoğlu) Bey’in öncülüğünde Milli İnkılab-ı İctimai Kulübü’nü kurmuşlardı. Kulüp üyeleri Ordu'da gazetecilik ve tiyatro çalışmalarının gelişmesine öncülük etmişlerdir. Bu gençlerin başında bulunan Ali (A. Rıza Gürsoy), Hamdi (Uzman) ve Fevzi (Güvemli)'nin girişimleriyle tiyatro çalışmaları başladı. Ordu'da "inkılâbı içtimai" kulübünü kuran Türkler, her yönden halkın heyecanını kanalize eden, millî duyguları galeyana getiren tiyatro eserlerini de sahneden halka aktarmayı kararlaştırmışlardı.  Şimdi Düz Mahallede Kurulu olan Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosunun fuayesi olan Rum Kilisesini Ordu İdadisinin talebelerinden Ali Rıza Gürsoy, Papazdan alarak, Türk halkına heyecan veren, milli şuuru yansıtan piyeslerini oynamasını sağlamıştı…

Kulübün çatısı altında bir araya gelen Ordulu gençlerin ilk faaliyetleri milli bilinci diri tutan, "İntibaı Millî"  "Fatih", "Yavuz Sultan Selim" oyunları olmuştu. Bu piyesler halkı öylesine galeyana getirmiştir ki, Rumların Kilisesi el değiştirerek Türk Tiyatrosu olmuş ve Türk Ulusunun Milliyetçi sesinden başka bir ses duyulmaz olmuştur. Ve bu Millî Tiyatro faaliyetlerinin başında daima Gazeteci Ali Rıza Gürsoy ile Öğretmen İsmail Hakkı Garipoğlu vardı.

Gençlerin sahneye koyduğu bu piyeslere halk büyük ilgi gösteriyor, onları maddi bakımdan da destekliyordu. Onlar da bu şekilde gazetelerini Ordu’da basabilecekleri matbaa için hedefledikleri 1200 lirayı kendi harçlıklarını da katarak tamamlamış oluyorlardı.

Ordulu gençlerin biriktirdikleri parayla Giresun’dan satın alınan matbaa Ordu’ya getirilmişti ve adı Ordu Matbaası konmuştu. Ordulular kendi gazetelerini kendi matbaalarında basabileceklerdi. Nitekim Güneş Gazetesi’nin 8. sayısı bu matbaada basılmıştı.

Cumhuriyetin kuruluşuna kadar "İnkılâbı İçtimaî" kulübü çalışmalarını bilhassa tiyatro sahasında yürütmüş, elde ettiği gelirle 1200 lira sarf ederek Ordu'ya ilk "Matbaa"yı getirmiş, şimdiki Özel İdare binasında ise küçük de olsa bir "Hastane" açılmasını temin etmiştir. Bu arada şu noktayı da belirtmek gerekir ki "İnkılâbı İçtimai" kulübünün tiyatrosunda roller erkek oyuncular tarafından paylaşılmıştır. Kadın rollerine de erkekler çıkmıştır. Teknik yönden de yoksun olan bu tiyatronun başarısı millî duyguları bir ulusun ölüm - kalım savaşında ön plânda tutmasını bilerek, görevini en olumlu şekilde yapmasıdır.

 

1922 YILINDA “ORDU GENÇLİK YÜKSELME BİRLİGİ” AÇILDI…

1922 yılından itibaren Milli İnkılab-ı İçtimai Kulübü üyeleri arasında anlaşmazlık çıkmış, bu arada Ordu basınında da karşılıklı atışmalar başlamıştı. Bu durumun ortadan kalkmadığını gören bazı üyeler, kulüp idare heyetinden ayrılarak yeni bir cemiyet kurmuşlardı.

1922 yılı ortalarına doğru, Milli İnkilab-ı içtima Kulübünden ayrılan kulübün tanınmış üyelerinin imzalarıyla Güneş Mecmuasının 15 Mayıs 1922 tarihli nüshasında şu istifa yazısı yayınlanmıştı:

“…Bazı mücbir sebepler dolayısıyla İnkilab-ı İçtimai Kulübü Heyeti idaresi üyeliğinden istifa etmek mecburiyetinde bulunduğumuzu ve tarihi istifadan itibaren maddi ve manevi hiçbir sorumluluk kabul etmeyeceğimizi beyan ile yeniden intihabat icrası için heyeti umumiyetine içtima edeceği; kulüp nizamnamesinin madde-i mahsusu iktizasından bulunduğunu tahatturla heyeti umumiyeti vazifeye davet ederiz. Heyet-i idare azasından; İsmail Hakkı, Mehmet Rıfat, Şükrü Haydar, Hafız Ahmet, Mahmut Tevfik…”

Milli İnkilab-ı İçtimai Kulübünden ayrılan gençler taleplerinin yani kulüp genel kurulunun toplantı yapmaması üzerine, kulüp üyesi bazı öğretmenleri de saflarına katarak,1922 yılı ortalarında “Gençlik Yükselme Birliği” adıyla yeni bir kulüp kurdular. Yine Milli mücadele ruhunu yaşatmak gayesiyle çalışmalarını sürdürmeye başladılar… Milli İnkilab-ı İçtimai Kulübüyle başlatılan yerel gazete ve dergilerle devam edilen milli mücadele davası, Gençlik Yükselme Birliği tarafından yürütülmeye çalışılıyordu. Gençler Yükselme Birliğinin önde gelen kişiler, kent içinde Pontus hayali güdenlerin hıyanetlerini ve faaliyetlerini tespite çalışıyor, bu hain faaliyetlere de fırsat vermiyorlardı. Gençlik Yükselme Birliği kültürel faaliyetleri arasında Ordu’nun ilk tedrisat müfettişi olan İsmail Hakkı beyin çıkardığı Güneş Gazetesi etrafında toplanmışlardı. Ordu’da bir matbua kurmak için “Vatan Yahut Silistre “adlı piyesini defalarca kahvehanelerde daracık salonlarda sahneye koymuşlardı. Gençler Yükselme Birliği topladıkları 1200 lira civarında yardım paralarıyla Giresun’dan aldıkları bir matbaayı Ordu’ya kayıkla getirip “Ordu İnkilap Matbaası” adı altında faaliyete devam etmişlerdi.  Gençlik Yükselme Birliğinin Ordu şehrindeki faaliyeti üç sene sürmüştü.

Cumhurbaşkanı olarak 19 Eylül 1924 tarihinde Ordu’ya gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençlik mahfeline yaptığı ziyaret esnasında yaptığı tavsiye üzerine, Gençler Yükselme Birliği, bütün üyeleriyle birlikte 1925 yılında kurulan “Türk Ocağına” katılmışlardır. 23 Nisan 1925 tarihli Muvaffakiyet-i Milliye Gazetesinde yayınlanan şu haber, Gençlik Yükselme Birliğinin Türk Ocağına katıldığını şöyle açıklıyordu:

“… Ordu gençliği, milli mücadele senelerinde, Milli İnkilab-ı İçtimai Kulübünü açarak, memlekette bugün Cumhuriyet’in düşüncelerini ve tesis ettiği fikirlere meydan açmayı azmetmişti. Kulübün ismi bilahare “Gençlik Yükselme Birliği” oldu. Bu defa, aynı genç fikirliler bayraklarını Türk Ocakları’nın müttehit (birleşik) bayrağına kalp etmiş oluyor…”

Gençlik Yükselme Birliği kulübünün binası, Ordu Liman dairesinin karşısındaki arsada bulanan tek katlı binaydı. Bu bina daha sonraki yıllarda yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 19 Eylül 1924 tarihinde Ordu’yu ziyaretleri sonunda Gençlik Yükselme Birliğini de ziyaret ederek, üyeleriyle kısa bir sohbette bulunmuşlardı.  Bu sohbet sırasında yeni kurulmuş olan Türk Ocaklarının güçlendirilmesine temas edilmiş ve Ordulu gençlerin bu çatı altında toplanmalarına işaret olunmuştu. Hatta bu sohbet sırasında, Birliğin adı üzerinde durularak, ”Yükselme” kelimesinin menfi (olumsuz) şekilde yorumlanacağına da ”Kılıç Ali” tarafından dikkat çekilmişti. Gençlik Yükselme Birliği, bu ziyaretin hemen arkasından, kendini fesih ederek, yine birçok arkadaşlarının kurucusu oldukları Türk Ocağıyla birleşme kararı almıştır. Gençlik Yükselme Birliğinin üyeleri genellikle şehrin münevver kişileriydi. Gençlik Yükselme Birliğinin üyeleri arasında öğretmenler de vardı. Bu durum, birliğin üyeleri kültür faaliyetlerine ağırlık vermesine de vesile oluyordu. Milli mücadele zaferle sona ermişti. Artık memleketin kalkınması için kültür ve ekonomi sahalarında seferberlik dönemi başlamıştı. Kültür faaliyetleri olarak, gazete çıkartmak, temsil vermek, arada sporla uğraşmak ve Gençlik Yükselme Birliğinin mahfelinde (Dernek yeri) ufak bir kitaplık kurmak, bu çalışmalar arasındaydı. İstanbul’dan gelen gazetelerle Anadolu ajansı bültenleri ve yerli gazetelerden ve bazı kitap bağışlarından kurulan kitaplık, bilhassa, kitaplık birçok Ordulunun geceleri uğrak yeri oluyordu.

Gençlik Yükselme Birliğinin bu gibi kültürel faaliyetlerinin dışında, öteden beri halkın zevkle ve heyecanla seyrettiği tiyatro çalışmaları geliyordu. Bu piyesler, daha ziyade İstiklal Savaşı’nın yarattığı milli duyguları dile getiren, kısa, fakat özlü, kahramanlık eserlerinden oluşuyordu. Kutsal vatan topraklarından işgalci düşman güçleri püskürtülmüş ve sonunda halk kurtulmuştu. Fakat yine de bu gibi piyesler büyük ilgi ile seyrediliyor, halk kendi öz evlatları olan gençleri tebrik ediyor, onları teşvik etmekten bir an bile geri kalmıyorlardı. 1923 yılında resmi belgelerdeki “Sancak” tanımı “vilayet” olarak değiştirilince Ordu’nun resmi adı “Ordu Vilayeti” oldu. Bu durum, 1924 Anayasası’nda da kesinleştirilmiştir.

 

 

1924 YILINDA ORDU’DA İDMAN YURDU KULÜBÜ AÇILMIŞTI.

1930’lu yılların Ordu şehrinde kurulan spor kulüpleri, futbol ağırlıklı bir etkinlik merkezi idiler ancak tiyatro çalışmaları da yapıyorlardı. İlk kurulan futbol kulübü İdman Yurdu Kulübü’dür ve 1924 yılında faaliyete başlamıştır. Kulübün kurulmasında öncülük edenlerden biri, Ordu Rüştiyesi’nde Beden Eğitimi öğretmeni olan Hafız Mehmet Efendi’dir. Diğer kurucular arasında; Arif Hikmet Onat, Ali Rıza Gürsoy, Hamdi Uzman, Nizamettin Kefeli, Hacı Ali Köksal, Yusuf Çebi, Abdulkadir Türközer, Şükrü Çebi,  Abbas Furtun gibi gençler bulunmaktaydı.

İdman Yurdu Kulübü, eskiden kumluk denilen yerde, bugünkü Sırrı Paşa caddesi kenarında, ufak taş bir binada faaliyete geçmişti. Kulübün yanı başındaki kumlukta mezarlık vardı. Şehrin içinde gençlerin futbol oynayacağı elverişli bir yer olmadığı için “Ömer Ağa düzlüğü” denilen şehirden uzak Civil deresinin ilerisindeki kumluk yere gidiliyordu.
“Bir Zamanlar Ordu” adlı hatıratında Fevzi Güvemli, İdman Yurdu’nun ilk kurulduğunda başlarına Ordu’nun ileri gelen kişilerinden olan ancak yaşça hayli ilerlemiş İsa Cordan geçtiğini anlatır. Ancak gençler bu durumu yadırgamış, İsa Cordan’ın yanında rahat edememişler ve durumu anlayan Cordan kulüpten ayrılmıştır.
İdman Yurdu mensupları diğer Orduluların yaptığı gibi yaz aylarında Çambaşı Yaylası’na çıktıkları için bu aylarda kulüp herhangi bir faaliyette bulunmuyordu. İdman Yurdu’nun futbolcuları arasında bulunan Drama’dan mübadil olarak Ordu’ya gelen Yorgancı Fehim ve kardeşi, futbolu iyi oynadıkları için gençlere futbol öğretiyorlardı. Ordu şehrinde futbolcuların karşılıklı oynayacakları, antrenman yapacakları, Ordu halkının milli günlerde toplanacakları uygun bir saha yoktu. Çarşının kıyısında, köşesindeki ufak meydanlar etrafları dükkân ve evlerle çevrili olduklarından şehre yakışır bir meydan olmaktan uzaktılar. En elverişli yer, yer yer iki metreye yaklaşan çukur ve bataklık olan, çarşının kenarında Hükümete çıkan yolun kenarında, adına sonradan Millet Düzü denilen geniş saha idi. Ancak bataklık halinde bulunduğu için futbol oynamak için en uygun yer Ömer Ağa Düzlüğü idi. Burası da şehrin dışındaydı.
Millet Düzü denilen yerdeki bataklığın doldurularak “Millet Düzü” adıyla büyük bir alan haline sokulması ve futbol oynanan yer yapılması sonucunda 1925–1926 yılından beri burada sık sık futbol müsabakaları yapılmaktaydı. Sahanın üç kısmı erkek seyircilerle dolarken, batıdaki kalenin arkasındaki hafif sırta da şehirli bayanlar, o günün kıyafetleri olan çarşaf, yaşmak ve ayaklarında yüksek ökçeli rugan ayakkabıları olduğu halde, rahatlıkla maçları seyrederlerdi.
İdman Yurdu kulübü spor çalışmalarının yanında kültür çalışmaları da yapmaktaydı. Kulüp tiyatro eserleri sahneye koyuyor, halka boş zamanlarını güzel geçirme olanağı sunuyordu. Muvaffakiyet-i Milliye gazetesinde 21 Mayıs 1925 tarihinde çıkan bir haberde İdman Yurdu Kulübünün hazırladığı müsamereden bahsedilmektedir. Bu dönemlerde müsamerelerde erkek ve kadınlara ayrı seanslar uygulanmaktadır.
Fevzi Güvemli anılarında İdman Yurdu’nun Tiyatro faaliyetlerini anlatmakta ve Ordu gençlerinin tiyatro yapmasını öğrenirken geçirdiği süreçler hakkında bilgi vermektedir; “Rumlardan aldığımız külüstür yapıda temsiller vermeye de devam ediyorduk. Sahneye katılanlar giderek artıyordu. Edebiyat hocamız İsmail Hakkı Bey de aramızdaydı şimdi. İlk zamanlar neler oynamadık ki; ne Eşber’i kaldı ne Nesteren’i. Halk sabırla bizi izliyor, bu ağır yapıtların dizelerini koyun kaval dinler örneği, dinliyordu. Zamanla “Sekizinci, Hisse-i Şayia” gibi yapıtları da aldık repertuarımıza. Sahnemiz normal bir havaya kavuştu. Bizler de gitgide alışıyorduk bu işe. Ancak işin esaslı bir yönetime ihtiyacı vardı. Bu nedenle çareyi İdman Yurdu bünyesinde bir temsil kolu kurmakta bulduk. Bu kolun başkanlığına da beni getirdi arkadaşlar. Ardından bir hayli oyun çıkardık. Dekor ve kostümlerimiz de epey çoğalmıştı. Ancak Soytarıoğlu Çetesi’ni kovalamaya gelen Yıldırım Taburu, bizim yapının yanındaki avluda konakladığı bir gece askerler tümden yürütmüşlerdi bunları. Piyeslerde kadın rolleri de vardı. İçimizden boyu posu yakışık götürenler geçiriyordu entariyi sırtına, doluyordu yaşmağı başına! Bir güzel kıvırtınca olup gidiyordu işte.”
Atatürk’ü taşıyan Hamidiye kruvazörü, 19 Eylül Cuma günü,  saat 13.00 gibi Ordu’ya gelmek Giresun’dan hareket etmişti. Ordulular ise günlerdir süren hazırlıklarını tamamlamışlar şehrin her yanını süslemişlerdi. Sahilde toplanan halk, Divane burnundan aşacak gemiyi bekliyorlardı.

Nihayet saat 15.00 civarında Hamidiye kruvazörü Ordu iskelesi karşısında, açıkta demirlemek üzere yerini almıştı. Vali Rıfat (Vona) başkanlığında oluşturulan karşılama heyeti ise motorlarla gemiye hareket etmişlerdi. Heyette, Ordu Mebusu Faik (Günday), Belediye ve Halk Fırkası Reisi Yusuf (Furtun) ve Ticaret Odası, Hilal-i Ahmer, Meclis-i İdare ve Encümen-i Vilayet, Muallimler Birliği, Gençler Yükselme Birliği, İdman Yurdu, ihtiyat zabitleri, manifaturacılar, terziler ve kunduracıların temsilcileri bulunmaktaydı. Karşılama heyeti gemiye ulaşınca gemiden 22 pare top atışı yapılmıştı.

Kısa bir süre sonra, Atatürk ve refakatinde bulunanlar karşılama heyetiyle birlikte iskeleye doğru yönelmişlerdi. Mustafa Kemal ve beraberindekiler iki ayrı motorbota binmişlerdi. Bu motorbotlarda, Atatürk’ün yanında gezilere katılan milletvekilleri Kılıç Ali, Rauf (Benli), Salih (Bozok), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Başyaver (Rasuhi), Cumhurbaşkanlığı Başkatibi Tevfik (Bıyıklıoğlu) bulunmaktaydı.

Sahilde, caddelerde ve evlerin teraslarında yığılmış binlerce insan sonsuz bir heyecan ve tezahürat eşliğinde hasretle bekledikleri Mustafa Kemal’i yakından görebilmek için sabırsızlanıyorlardı.    Atatürk ve beraberindekiler iskeleye yaklaştığında polis ve jandarma tarafından resmi karşılama yapılmış, kurbanlar kesilmişti. Coşkulu tezahüratlar eşliğinde karaya çıkan Atatürk, yol boyu dizilmiş memurlar, öğrenciler ve diğer vatandaşların arasından beraberindekilerle birlikte belediye binasına doğru yürümeye başlamıştı.

Başında kalpak, üzerinde çizgili lacivert bir elbise vardı. Beyaz gömleğinin üzerinde yine lacivert bir kravat vardı. Ayağında ise siyah rugan iskarpinler. Kız ve erkek öğrencilerin arasından geçerken öğrencileri samimi bir şekilde ‘‘Merhaba nasılsınız’’ diyerek selamlamıştı. Daha sonra belediye ve Halk Fırkasına gitmiş ve burada halkın temsilcileriyle ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirmişti. Halk Fırkasından sonra ise Hükümet (Valilik) binasına geçmişti. Atatürk burada da memurlarla görüşmeler yapmış ve onlardan bilgiler almıştı. Özellikle eğitim ve nafia konularında aldığı bilgilerden memnun olmuştu. Valilikten ayrıldıktan sonra dönüş için iskeleye yönelmişti ama kendisini bir sürpriz beklemekteydi.

Ordulu gençler, Atatürk’ü İdman Yurduna getirmek için bir plan hazırlamışlardı. Bu ziyaret, Atatürk tarafından Cumhuriyet’in ilanına müteakiben Türkiye’de bir spor kulübüne yaptığı ilk ziyaret olacaktı. Gazi Mustafa Kemal Paşanın Ordu İdman Yurduna yapacağı bu ziyaret, Türk spor tarihinde bir ilk olmuştur.  Bu amaçla Ordu’lu gençler spor kıyafetlerini giyerek ,Millet düzünde sportif bir şekilde antrenman yapmaya başlamışlardı. Diğer bir grup da Atatürk’ün geçeceği yol güzergâhında hareket halinde bekliyordu.

Başlarında ise daha sonra Ordu Belediye Başkanlığı da yapacak olan Ali Rıza Gürsoy bulunmaktaydı. İdman Yurdu Kulübü 1924 yılının ortalarında binasını değiştirmişti. Hükümet binasına giden ana cadde üzerindeki yeni taş binanın ikinci katına yerleşmişlerdi. Ali Rıza Gürsoy, Atatürk’ün önüne çıkarak Onu İdman Yurdu Kulübü’ne davet etmiş, Atatürk de onların teklifini geri çevirmemişti. Çok az vakti olmasına rağmen İdman Yurdu’na uğramıştı. Ordulu gençler sevinçliydi. Ancak kulüp defterine hatıra yazdırmak üzere Atatürk’e uzattıkları kalemin mürekkebinin kurumuş olması bu sevinçlerini biraz gölgelemişti ama Atatürk’ün kendi kalemiyle yazması onları fazlasıyla mutlu etmeye yetmişti.

Atatürk İdman Yurdu’nun defterine şunları yazmıştı. ‘‘Ordu İdman Yurdunu teşkil eden gençlerin hemen mevcudiyetini izhar ve ihsas eden gençlerden mürekkep olduğunu gördüm, memnunum. Sporun bedeni olduğu kadar fikri de olmasına dikkati celp ederim.’’     Bu günkü anlamıyla, ‘‘Ordu İdman Yurdu’nu oluşturan gençlerin hepsinin varlıklarını hissettiren atak gençler olduğunu gördüm bu yüzden memnunum sporun bedenle olduğu kadar zekâ ile de yapılması hususunu dikkatinize sunarım’’ demişti. Gazi Mustafa Kemal’in Ordu’ya geldiği 19 Eylül 1924 Cuma günü, İdman Yurdu Kulübü’ne uğrayıp, kulübün hatıra defterine duygularını yazıp imzalayınca zaman azalmıştı. Atatürk İdman Yurdu’ndan çıktıktan sonra çok kısa bir süreliğine Gençlik Yükselme Birliğine ait mahfile de uğrayıp, gençlerle sohbet ve tavsiyelerde bulunmuştu. Daha sonra Atatürk, Samsun’a gitmek üzere yolcu iskelesine doğru hareket etmişti.

İdman Yurdu Kulübü de, Gençlik Yükselme Birliği gibi kültür faaliyetlerine önem vermekteydi. İdman Yurdu kulübü, tiyatro eserleri sahneye koyuyor, bu suretle halka hoş vakitler geçirtiyorlardı. 21 Mayıs 1925 tarihli Ordu Muvaffakiyeti Milliye Gazetesinde “Müsamere” çıkan bir haberde, İdman yurdu kulübünün Düz mahalledeki sonradan elektrik fabrikası olan binada oynadığı bir müsamereden özetle şöyle bahsedilmekteydi.

“… Ordu şehir halkı için 28 Perşembe akşamı Bekârlara ve 29 Cuma akşamı Hanımefendilere İdman yurdu Kulübü tarafından bir müsamere verileceği haber alınmıştır. Sarf edilen fedakârlığa ve uzun zamandan beri yapılan istihzarata (hazırlık) nazaran teşrif edecek zevatın zevk ve heyecan dolu bir gün yaşayacaklarına şüphe edilmez. Memleketin spor hayatını yükseltmek dolayısıyla müstakbel nesli dinç ve sağlam olarak yetiştirmek emeliyle bin türlü mahrumiyet içinde çalışan gençleri teşvik etmek borçtur. Fedakâr halkımızın bu müstesna müsamereye seve seve iştirak edeceklerinden eminiz…” Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra Mustafa Kemal’in bir spor kulübünü ziyaret etmesi ilkini yaşayan Ordu İdman Yurdu Kulübü 1929 yılında kapanmıştır.

 

 

 

 

1924’DE FORMALI İLK MAÇ “İDMANYURDU VE GENÇLİK YÜKSELME BİRLİĞİ”ARASINDAYDI.

Ordu’da ilk formalı futbol maçı da İdmanyurdu ve Gençlik Yükselme Birliğinin arasında, şiddetli bir yağmur altında bir Cuma günü Millet düzünde oynanmıştır. Bunlardan İdmanyurdu’nun forması, düz siyah ve sol göğüs üzerine beyaz daire içinde kırmızı yıldızdı. Gençler Birliğinin ise çubuklu kırmızı beyaz idi. O gün oyuncular gölleşen sahada çamurlara belenmiş, heyecanlı seyirciler de sırsıklam olmuşlardı. 1924 yılında kurulan Ordu İdman Yurdu kulübü ile Gençler Yükselme Birliği arasında ilk ciddi formalı futbol müsabakası şimdiki Ordu Lisesinin olduğu alanda Ömer Ağa düzlüğünde oynanacaktı.

Gençlik Yükselme Birliği, kültürel faaliyetlerinin yanında kısa bir süre spora da eğilmiş ve kurduğu bir futbol takımıyla, asıl faaliyeti futbol üzerine olan Ordu İdmanyurdu kulübü ile Ordu’da bir futbol karşılaşması dahi yapmıştır. Gençlik Yükselme Birliği üyeleri, çoğunlukla genç öğretmenlerden teşekkül ediyorlardı. Bu öğretmenlerin futbolla ilgisi bir meraktan öteye geçmemesine rağmen, o sırada Ordu’da yeni kurulmuş olan İdmanyurdu kulübünü yalnız bırakmamak, şehirde spora ve futbola karşı yeni başlayan seyir heyecanını devam ettirmek için, bu idealist genç öğretmenlerden ve birkaç esnaftan oluşan bir futbol takımı kurulmuştu. Ordu futbol tarihinde ilk futbol  maçını oynadılar. Bu maç şehrin dışında Ömer ağa düzlüğü adı verilen yerde yapılmıştır.

Ömer Ağa düzlüğü yer yer kumluk, dikenlerle çevrili, çukurlu, tümsekli bir yerdi. Normal bir futbol sahası ebadında olmadığı gibi, kalelerinde direk dahi yoktu. Kale olarak tespit edilen yerin iki tarafına yığılan birkaç elbise ve çalı çırpı kalenin genişliğini gösteren basit işaretlerdi. Asıl nizami futbol sahası, ancak birkaç yıl sonra düzenlenen bataklık kısımları kurutulan, çukurları kum ve toprakla doldurularak “Millet Düzü” denilen, bugünkü sebze pazarında kurulacaktır. İşte, Gençlik Yükselme Birliği ile Ordu İdman Yurdu kulübü arasındaki ilk futbol maçı, bu gayri müsait Ömer Ağa Düzlüğünde ve yine eşit olmayan şartları haiz iki cemiyet arasında oynanacaktır. Ordu futbol tarihinde bir olay olan bu ilk futbol maçı, Muvaffakiyet-i Milliye Gazetesinin 9 Haziran 1924 tarihli nüshasında şöyle anlatılmaktadır:

Cuma Günü Oynanan Futbol Müsabakası, İdmanyurdu:3 Gençlik Yükselme Birliği:0 “

“Geçen Cuma bazı sebepler dolayısıyla oynanamayan müsabaka bu hafta hiçbir mani olmadığı tarafların hazırlıklarından anlaşılıyordu. İdman Yurdu forması siyah-beyaz, Gençlik Yükselme Birliği forması ise kırmızı beyaz renkleri taşıyordu. İdman yurdu takımı saat 8,5’de safhaya gelerek 9,52a kadar tek kale ve hava pası ile meşgul oldular. Saat 9,5’da Gençlik Yükselme Birliği futbol takımı gelmeğe başladılar. Hakem olarak Galatasaray’a mensup olan Orhan Bey seçildi. İki takım şu suretle teşkil etmekteydi:

İdman Yurdu ( Ali Rıza, Fevzi, Yakup, Şükrü, Kemal, Yusuf, Ali, Nizamettin, İsmail Hakkı, Galip, Sadettin) Burada adı geçen gençler, günümüzde şöyle tanınıyorlardı.  Kaleci Ali Rıza gazeteci Ali Rıza Gürsoy’du. Fevzi, nahiye Müdürlüğü yapan Fevzi Güvemli’dir. Şükrü, çolak lakabıyla tanınan Şükrü Çebi’dir. Yakup’ta, bir başka Çebi olup, diğer kardeşi Yusuf ile birlikte aynı takımda yer almaktaydı. Yakup Çebi, bir zamanlar Ordu Özel İdare Müdürlüğü yapmıştır. Forvet oyuncusu ali ise, Hacı Ali Köksal olup, kulübün en iyi oyuncularındandı.  Çok güçlü bir futbolcu olan Nizamettin ise uzun yıllar Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü yapan ve Maliyede görevli Nizamettin Kefeli’dir. Galip, uzun yıllar Gençler Yurdu Kulübünde de futbol oynayan Galip ise Oğuzlu ailesindendir. Lotoz zade ünvanıyla tanınan Sadettin ise Ordu’da esnaflık yapan bir Hopa’lı ailenin ferdiydi.

Gençlik Yükselme Birliği takımı  ( Murat, Şakir, Mazhar, Ahmet, Burhan, Tahsin, Mümtaz, Rasim, Alaattin, Arif, Hasan )  Kaleci Murat, Yaraş soyadını alan Kekevo ailesine mensuptur. Şakir öğretmen Şakir Alpay’dır. Mazharda yine Hamdullah Suphi ilkokulunun Müdürü öğretmen Mazhar Beydir. Tahsin, şehirde uzun yıllar sebzecilik yapan Tahsin Öge’dir. Rasim ise, öğretmen Rasim Akyol’dur. Alaattin ise, yine öğretmen olan Alaattin Öge’dir. Hasan, uzun yıllar matbaacılık ve mürettiptik, arzuhalcilik yapan Hasan Tomakin Beydir.)

“… Hakem Orhan Bey düdüğü çalmış, İdman yurdunun bir akınıyla futbol müsabakası başlamıştı. Üç dakika sonra İsmail Hakkı efendinin verdiği bir pası Galip Efendi gole çevirdi. Birinci golden sonra iki tarafa da bir parça hararet gelmişti. Yarım saat sonra Gençlik Yükselmeliler bir akınla topu İdman Yurdu kalesine havale etmişlerse de kaleci tarafından iade edilmişti. İdman Yurtlular birçok ümitli akınlar yaptılar, fakat kale civarında zeminin kumlu olması neticeye mani oluyordu. Birinci haftaym bu suretle İdman Yurdunun lehine bitmişti.

İkinci haftaymın başlamasıyla oldukça heyecanlı başlamıştı. İdman yurdu epeyce karşı kaleyi sıkıştırdıysalar da Murat ve Şakir Efendilerin gayretli müdafaaları gole mani oluyordu. İdman yurtlu Kemal Efendi takımı hesabına ikinci yarının 14. Dakikasında bir gol kaydına muvaffak oldu. Yükselme Birliği bundan sonra bir gol yaparak neticeyi sıfırdan kurtarmaya çalışıyorlardı. Maalesef hücum hatlarında hiç de kombinezon yoktu. Gençlik Yükselme Birliğinin akınları, İdman Yurdunun kuvvetli müdafaasını geçemiyordu. Bir aralık Mümtaz Efendinin karşı kale sahasına kadar attığı topa kaleci ayakla def’e koşmuş, fakat kaleci topu ıska geçmişti.  Top kaleye girmesine ramak kalmış, kumlu zeminde sürünerek ilerleyen topa bek Yakup efendi yetişmişti. Artık İdman Yurdu kalesi önündeki bu büyük tehlike de atlatılmış, Gençlik Yükselme kalesi önüne top havale edilmişti.

33. dakikada Nizamettin Efendinin verdiği isabetli pası orta sahada İsmail Hakkı Efendi alarak biraz ilerledi, çalımlı şutuyla gole tahvil etti. Bundan sonra iki tarafta neticesiz akınlar yaptı. İsmail Hakkı efendinin çektiği şut kalecinin alkışları arasında kabiliyetiyle iade edildi. Artık müsabaka şiddetini kaybetmiş, yorgun oyuncular hakemin düdüğünü bekliyorlardı. 12’ye yirmi kala futbol müsabakası bitmiş, sıfıra karşı üç golle İdman Yurdu maçtan galip çıkmıştı. İki ay zarfında spor hayatında şayan-ı muvafakatiyle gösteren Ordu gençliğini memleket namına tebrik ederiz...”

1925 YILINDA ORDU’YA TÜRK OCAĞI ŞUBESİ AÇILMIŞTIR

1911 yılında 190 Tıbbiyeli öğrenci gencin öncülüğünde kurulan Türk Ocakları, 1912 yılı Mart ayında resmiyet kazanmıştır. Türk Milliyetçiliğinin öncüsü olma fonksiyonunu üstlenen Türk Ocakları, Hamdullah Suphi Tanrıöver Beyin 1913 yılında Başkan seçilmesinden sonra, Osmanlı Devletinin birçok şehrinde teşkilatlanarak hızla çoğalmağa başlamıştır. Türk Ocakları, yurtta yaşayan çeşitli toplulukların yaymağa çalıştıkları bölücülüğe karşı bir cephe olarak kurulmuştu.

Türk Ocaklarının en önemli faaliyetlerinin başında basında düzenli olarak yürütülen konferanslardır. Milli Meseleler üzerine toplanan konferanslar ve Türk Ocakları, 1922 ‘de kazanılan Büyük Zafer’den sonra çok büyük bir ilgi görmüşler, yen şubeler açılmağa başlamıştı. Bu gelişmede Gazi Mustafa Kemal Paşanın Türk Ocaklarına sahip çıkması büyük rol oynamıştı. Mustafa Kemal Paşa, esasen Meşrutiyet döneminde milliyetçi, halkçı ve medeniyetçi fikirleri savunan, Türk aydınlarını çatısı altında toplayan, mütareke döneminde milli uyanışı sağlamada büyük faydaları görülen Türk Ocak’larını, maddi ve manevi yönlerden desteklemekteydi. Gazi Mustafa Kemal Paşa, milli mücadele döneminden sonra yaptığı yurt gezilerinde Türk Ocağı bulunan yerlerdeki Ocak binalarını muhakkak ziyaret ediyor, ocak kurulmayan yerlerdeki ayrı adlar altında çalışan dernek mensuplarının da Türk Ocağı çatısı altında birleşmelerini tavsiye ediyordu.19 Eylül 1924’de Atatürk, Ordu ziyaretinde Gençler  Yükselme Birliğinde de aynı konu üzerinde durmuş, birlik gençlerinin Türk Ocakları çatısı altında toplanmalarını tavsiye etmişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa, bu tavsiyeyi yaptığı sırada Ordu’da henüz Türk Ocağı açılmamıştı.

Türk Ocağı Ordu Şubesi 1925 yılının Nisan ayında açılmıştır. Türk Ocağı, ilk haftalarda tüm gençleri çatısı altında toplamayı başarmış, Ordu Milletvekili Recai beyin Türk Ocağının kurulup, açılaması için yaptığı çalışmalar, Ocağın büyük bir hızla faaliyete geçmesine vesile olmuştur. 1927 yılında Ordu Türk Ocağında bir seçim yapılmıştı. Türk Ocağı Ordu Şubesinin yaptığı kongrede şu münevver insanlar yer alıyordu:

“ Reis Orta Mektep Müdür Muavini İbrahim Bey, Kâtip Sofizade Ali Rıza Bey, Mesul Üye Beden Öğretmeni Ahmet Fehmi Bey, Muhasip üye Mamarinzade Hüseyin Hüsnü Bey,  Veznedar Orta mektep Resim Hocası Mehmet Rıfat Bey, Aza Tekamül Gazetesi sahibi Hattatzade Mustafa Talat Bey, Aza Doktor Zeki Mesut Bey” den oluşuyordu. Ordu Türk Ocağı, Halk Eğitim merkez salonunun bulunduğu yerdeki büyük bir binada çalışmalara başlamıştı. Bu binanın alt kısmında iki büyük salon vardı. Bu salonlardan birinde temsiller ve konferanslar veriliyordu. Diğer salonda ise Kütüphane olarak kullanılıyordu.

Türk Ocağı Ordu Şubesinin faaliyetleri arasında, yeni çıkan Harf İnkılabı ve Şapka inkılabı gibi, toplumu çok yakından ilgilendiren kanunların halk tarafından benimsenmesini sağlamak hususunda önemli çalışmalar yer almaktaydı. Türk Ocağına mensup gençler, şapka inkılabını bizzat kendileri şapka giymek suretiyle ve böyle dolanarak çevrelerine örnek olup tanıtmağa gayret göstermişlerdi. Bunda da başarıya ulaşıldığı görülmüştür. Zira komşu bazı il ve ilçelerde şapka aleyhindeki davranışların hiçbirine Ordu’da rastlanmamaktadır. Ordu’da şapkaya aleyhte muhalefet hususunda zamanında İstiklal Mahkemelerine hiçbir dava aksetmemiştir. Harf inkılabından sonra, Türk Ocaklarına bağlı öğretmenler, gönüllü olarak Millet Mekteplerinde vazife alarak, büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

Türk Ocağı Mahfeli adı verilen gençlerin bir araya gelip toplandığı büyük salonda, sık sık konferanslar veriliyor, yürürlükteki inkilab kanunları üzerinde aydınlatıcı sohbetler yapılıyor, Orduluları bu yeni konularda bilgiler verilmek suretiyle faydalı olunmaya çalışıyorlardı. Ordu Türk Ocağı mensupları, tiyatro faaliyetlerine de önem vermekteydiler. Öte yandan, bazı Türk Ocaklı gençler, İdman Yurdu takımına karşı bir de Futbol takımı kurmuşlardı. Forma rengi kırmızı beyaz olan Türk Ocağı Futbol takımı, zaman zaman İdman yurdu ile Millet düzünde maçlar yapmaktaydı.

Kılık kıyafetleri düzgün, her biri şehrin tanınmış ailelerine mensup, pek çoğu iş ve meslek sahibi olan bu münevver gençlerin maçlarını seyretmek için, Ordu halkı Millet Düzünün çevresinde toplanırlardı. Bu maçları, bilhassa çarşaflı kadınlar da, büyük bir merak ile seyrederlerdi. Sahanın güneye bakan tepelik kısmı kadınlara ayrılmıştı.

Ordu’da yeni bir spor kolu olan Futbola karşı, kadın erkek herkes büyük bir ilgi göstermekteydi. Şehirli hanımlar ve çarşı esnafı, tüccarı, kimi kendi, kimi kardeşinin oğlunu, yakını olan bu genç çocukları görmeye giderlerdi. O zamana kadar sadece İdman Yurdu kulübünde gördükleri temiz pak kıyafetleriyle renkli forma, beyaz don, alacalı uzun çorap ve ızgaralı tabir edilen bir çeşit futbol ayakkabısı giyerek, yuvarlak meşin bir topun arkasından koşmalarını seyretmeye doyamıyorlardı. Hanımlar ve yanlarında getirdikleri çocuklar, her maç öncesinde kendilerine ayrılan o tepelikte oturacak yer kalmadığından, ayakta durarak bütün maçları kötü hava şartlarında dahi, sonuna kadar heyecanla takip ederlerdi. Ordulu hanımlar, yıllarca Millet düzünde yapılan müsabakaları izlemeye gelmişlerdir ve bütün sporcular da bundan haklı olarak guru duymuşlardır. Önemli maçlarda, sahayı çevreleyen Cüce Haznedarzade Mustafa Beyin evinin ve diğer konakların pencereleriyle, Bacınzade Ahmet Beyin konağının bahçesi, yine kadın seyirciler tarafından doldurulurdu.

1931 yılının Mart ayında Türk Ocakları bütün yurtta faaliyetlerini durdurmuş, Cumhuriyet Halk Fırkasıyla birleştirilmiştir.  Ordu Türk Ocağı Şubesi de aynı tarihte kapatılmıştır. Türk Ocaklarının kapanmasından sonra, Ordu Türk Ocağı futbol takımı da buna uyarak faaliyetlerini durdurmuştu. Ancak, Türk Ocağının mahfelinin eski salonunda toplanan spora meraklı gençler, yeni bir kulüp kurma teşebbüsüne giriştiler. Ve kısa bir süre sonra da “Altınordu kulübü” adında yeni bir futbol kulübü tesis ettiler.  Altınordu kulübündeki sporcu gençler, Türk Ocağı Kulübünün eski sporcularından teşekkül ediyorlardı. Kulüp, eski Kızılay binasının bulunduğu yerde iki katlı taş binanın bir odasını işgal ediyordu.  Altınordu Spor kulübü maddi bakımdan destek bulamadığı için uzun bir ömre sahip olamadı. Esasen kulüpteki genç sporcular, futbol sporuna göre, yaşlı kabul ettikleri ağabeylerinden ayrı olarak yeni bir futbol kulübü çatısı altında bulunmak istiyorlardı. Bu sebeple, Altınordu kulübü daha fazla bir faaliyet gösteremedi. Kulüpten ayrılan bazı gençler, kendilerini destekleyecek yeni elemanlarla takviye olunarak,1931 yılının 25 Mart tarihinde “Ordu Gençler Yurdu” kulübü adıyla yeni bir spor kurmayı başarmışlardı.

1929’DA GENÇLER YURDU KULÜBÜ KURULUYOR

İdman Yurdu Kulübü’yle başlayan futbol sevgisi Ordu şehrinde gittikçe artmaya başlamıştı. Fakat İdman Yurdu’nun 1929 yılında kapanması bu alanda bir boşluk meydana çıkarmıştı. Gençler futbol oynamak istiyorlar ancak kendilerine yardımcı olacak bir çevre bulamıyorlardı. 1929- 1930 yıllarındaki ekonomik krizin yol açtığı etkiyle Ordu’da da birçok firma iflas etmiş, piyasa sıkıntı içinde kalmıştı. Gençlerin toplanabileceği tek alan Türk Ocağı’ydı. O da spordan daha çok kültürel faaliyetlerde bulunmaktaydı. Futbol oynamak isteyen Ordu’lu gençler 25 Mart 1931 yılında Ordu Gençler Yurdu Kulübü’nü kurmayı başardılar.
Ordu Gençler Yurdu Kulübü’nün kurucuları şu isimlerdi; Servet Zeren, Binbaşının Fehmi, Temel Uzlu, Hüseyin Hilmi Kulaçoğlu, Mustafa Eren, Ahmet Hazinedar, Mustafa Gönül, Celal Altınel, Kemal Cengiz, Cevdet Altay, Kemal Kozoğlu, M. Hilmi Acar, Tokatlıoğlu Mustafa, Tapucu Şakir, İsmet Şükrü. Kulübün forma rengi “Vişne-Beyaz”dı ve formalarının sol tarafında kulübün adını simgeleyen GY harfleri üst üste konularak arma yapılmıştı.
Kulübün kuruluş amacı “ Gençleri fikren yükseltmek ve geliştirmek” şeklinde belirlenmiştir. Bu amacın gerçekleştirilmesi için 3 faaliyet kolu seçilmişti; Fikir, Tiyatro ve Spor.
Kulübün ilgilendiği spor kolları, futbol, denizcilik, voleybol ve basketbol olarak belirtilmiştir. Gençler Yurdu Kulübü’nden kısa bir süre sonra Ordu Spor Yıldızı Kulübü de kuruldu ve bu iki kulüp sporda olduğu kadar kültür çalışmalarında da kıyı boyundaki illerde tanınmıştır.
Gençler Yurdu, futbolun yanı sıra sahne çalışmalarına büyük önem vermişti. Kulübün sahneye koyduğu tiyatro eserlerinin birçoğu, kulüpte başkanlık yapan ve başrollerini de bizzat oynamak suretiyle sahneye koyan Namık Senih Mayda tarafından düzenleniyordu. Aynı zamanda tiyatro ve fıkra yazarı, şair ve hatip olan Namık Senih Mayda, Ordu Halkevi adına da bir çok eseri sahneye koymuştu.
 Gençler Yurdu ve Spor Yıldızı kulüplerine mensup gençler, her yıl yaz başında yiyecekler hazırlayarak, şehrin civarındaki koruluklara, ırmak ve deniz kenarlarına gezintiler düzenliyorlardı. Bu sayede gençler arasında köklü bir işbirliği, saygılı bir arkadaşlık havası yaratılmış oluyordu.

Gençler Yurdu takımını o yıllarda İhracat Kontrolörü Rebii Bey çalıştırıyordu. Gençler Yurdu’nun flaması üçgen şeklindeydi. Flama cilalı sopasında durur ve her antrenman ve maçta sahaya getirilirdi. Gençler Yurdu, aynı takımda birlikte oynayan 11 futbolcudan 10’unun kardeş olmaları dolayısıyla ilginç bir takım yapısındaydı. Gençler Yurdu Kulübü’nün bir başka özelliği de kulübe ait bir marşlarının olmasıydı. Güftesi kulüp mensuplarından Nazım Işkın tarafından yazılan ve bestesi kardeşi Hüseyin Işkın tarafından yapılan bu marş, futbol takımının maç yapmak için Millet Düzü’ne gelişi sırasında ve kulüp temsillerinde kulüp üyeleri tarafından “Gençler Yurdu Marşı” hep bir ağızdan söylenirdi; 

            Tunç bilekli azimkâr gençleriyiz Ordu’nun,
            Namımıza şeref açan görenlere örnek olsun
            Başımız bir güneştir istikbale nur saçan
            Damarımızda şanlı Türklüğün saf kanı var. 
            Ordu Gençler Yurdu çok yaşa!”
            Ey Ordu’nun yorulmaz gençleri binler yaşa. 
            Sağlam kafa ve sağlam vücudumuz var bizim
            Milli aşkla her zaman kalbimiz çarpar bizim
            Formamızın rengini ruhumuzda taşırız
            Birbirimizle derin hislerle kaynaşırız.”

Gençler Yurdu kulübü ekonomik anlamda daha düşük durumdaki gençlerden oluşuyordu. Örneğin Şevket Görez, Spor Yıldızı ile Gençler Yurdu arasındaki sosyal farkı şöyle ifade etmektedir; “Gençler Yurdu sosyetik bir takım değildi. Daha ziyade orta tabakanın çocukları oynardı bu takımda. Onun için de taraftarı çok ve ateşliydi. Rakibi Spor Yıldızı takımı ise daha üst tabakaya hitap ederdi. Sözün kısası gençler Yurdu Ordu’nun Fenerbahçe’si, Spor Yıldızı ise Galatasaray’ıydı.”                          
Gençler Yurdu,19 Temmuz 1936 Pazar günü Giresun şampiyonu, Yeşiltepe takımı ile Ordu’da bir maç yapmış ve maçı 4-3 kazanmıştır. Bu maç günün koşullarında çok önemliydi.  Çünkü 12 yıl önce 1924 yılında başlayan Ordu gençleri ile Giresun gençleri arasındaki spor karşılaşmaları, futbolu bir horoz dövüşü olarak algılayanların kötü davranışları nedeniyle kesintiye uğramıştı. Uzun bir aradan sonra ilk kez karşılaşan Ordu ve Giresun takımlarının maçına büyük bir ilgi oluşmuş, binlerce seyirci futbol meydanını doldurmuştur. Ordu Halkevi bandosu eşliğinde sahaya gelen takımlarından, Gençler Yurdu başkanı Arif Hikmet Bey ve Yeşiltepe başkanı Ali Arif Bey birer konuşma yapmışlardır. Yeşiltepe takımının bu ziyaretine karşılık Gençler Yurdu takımı 8 Ağustos 1936 tarihinde Giresun’a gitmiştir.      

 

DÜZ MAHALLEDEN KASAP MİHAİL’İN OĞLU FUTBOLCU HARİS’İN ÖYKÜSÜ

Düz mahalle Aygören sokakta Rum kasap Mihail Etçi yaşıyordu. 1919 yılında Mihail Etçi’nin 2 kızı ve bir oğlu vardı. Kasap Mihail Ustanın erkek çocuğu olarak dünyaya gelen Haris Etçi, Ordu’da atletizm ve futbolda bir efsane olacaktı. 1924 yılında Ordulu Rumlar Yunanistan’a gönderildiklerinde Haris ve ailesi gitmemişti. Bunun nedeni Haris Etçi’nin ailesinin Protestan Rumlardan olmasıydı. Mihail Etçi ailesi ile birlikte Mübadeleden sonra Ordu’da kalan nadir Rumlardan biriydi. Etçi ailesi Protestan Rum olduklarından Yunanistan’a gönderilmemişti. Çünkü anlaşma Ortodoks Rumları kapsıyordu.

Mihail amcanın oğlu Haris abi babasının yanında çalışırdı... Haris abi üstelik Gençler yurdunun en güçlü futbolcusuydu... Sağ haf sağ açık, santrafor oynardı..."Ovens" gibi hızlı "Yüz metre” koşardı... Koşar koşar bir de havada takla atardı... Hacı abi ile Haris abi, 'Gençleryurdu' takımının garanti belgeleriydi... Orta mektebin Jimnastik hocası Besim Böke Bey de Ordulu gençlere Düz mahalledeki Halkevinde jimnastik dersleri verirdi… Onun için Ordu gençliği güçlüydü... Bir 'Gençleryurdu', bir 'Sporyıldızı' takımlarının futbolcuların şahsi özellikleri yetenekleri şimdi nerede?... Kasap Mihail efendinin oğlu Haris abinin bazen malzemelerini evinden Halkevine Uğur Gürsoy  ve çocuklar taşırdı... Hem de zevkle... Neden mi? Ordu’nun en iyi futbolcusu Düz mahalle 'Aygören'li olduğu için gururlanırlardı...

Haris Etçi hem süratli, hem de şutör bir futbolcuydu... Daha doğrusu çok güçlüydü… O güçlü olmayacaktı da kim olacaktı?... Hergün babasının kasap dükkânında oturup bir, iki kilo pirzola yiyordu... Evde annesi Elvida Hanımın yaptığı leziz yemekler de cabasıydı... Haris Etçi  gıda maddelerinden aldığı enerjiyi sporda aktif duruma getiriyor ve Ordu’da 100 metre sürat yarışında herkesi geçiyordu...

Futbolda ise şutları kalelerde gol oluyor, kalecileri korkutuyordu… “Elbet Her gün böyle pirzola yerse böyle güçlü olur insan” yorumunu yapıyordu herkes... Ordu’lu gençler ve çocukların  Kahramanı idi bir zamanlar Haris Etçi…

 Ordu Gençleryurdu takımının  en önemli  oyuncusu Haris Etçi, Ankara’da 1943 yılında askerliğini yaparken de futbola devam etmişti. Askerde Haris Ankara Havagücünde başarılı oldu. Terhis olduğunda Ankara Demirspor’a girdi… Haris Etçi Rum olmasına karşın kendini Türk gibi Müslüman gibi hissediyordu. Haris Etçi 1941 yılında Ankara’da Müftülüğe başvurur ve Müslüman olmayı tercih eder. Müslüman olduğu Ankara Müftülüğü tarafından 19 Eylül 1941 tarihinde ilan edilir. Ama bu durum yıllar sonra Yunanistan’a gidişinde başına dert olur. Yunanistan’a göç başvurusunda bulunduğunda bu isteği Yunan Hükümetince önce ihtiyatla karşılanır ve reddedilir.

Ankara’da futbol oynadığı sırada Beşiktaş Kulübü tarafından keşfedilir ve Halis’in İstanbul Ligi günleri başlar. O yıllarda Türkiye Ligi henüz kurulmamıştı. Maçlar İstanbul Ligi, Ankara Ligi, İzmir Ligi şeklinde oynanmaktaydı ama en gözde takımlar ve en şöhretli futbolcular İstanbul’daydı.

Halis Etçi İstanbul Liginde de Ordu’da olduğu gibi başarılı ve ünlü bir futbolcudur artık. Beşiktaş takımı ile şampiyonluklar yaşar. İstanbul'da 'sağaçık' olarak büyük başarı gösterdi, hatta milli Takıma alınması ortaya atılınca adını Halis'e çevirdi... 1945 yılında ise Beşiktaş’tan Galatasaray’a transfer olmuştur. 1948-1949 sezonunda Galatasaray’ın şampiyon kadrosunda Halis de bulunuyordu. Artık Türkiye’nin en başarılı sağaçığı olarak isim yapmıştı...Galatasaray Tarihi’ni yazan Süleyman Tekil’in, Haris Etçi hakkındaki değerlendirmesi şöyledir; “Halis takımda 3 dönem oynadı. Futbol bilgisi, tekniği sürati yerindeydi. Gerisinde Musa, yanında İsfendiyar ile mükemmel bir trio vücuda getirdiler. Forvetle haf arasında top toplaması akıllı oyununun işaretlerinden biriydi.”

1948 yılında bir maçta sakatlanınca tedavisi için bin lira bulamadı... Tedavisi yapılamayınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştı. Babası Mihail felç olmuştur. Beyoğlu’nda Tavla oynayarak harçlığını çıkarmaya çabaladı... Ordu’daki babasının et alacaklarını toplayamayınca, maddi zorluklar içine düşerler.  Çok zor da olsa aile tarafından Yunanistan’a göç etme kararı alınır.

1950 yıllarında hüzün içerisinde Yunanistan'a ailece göç ederler. Ama ne var ki. Haris Etçi olsun, aile  Ordu’yu hiç unutmadı­lar... Yunanistan’dan Türkiye’ye dönmeyi isteyen Haris, babasının tek oğlu olması ve felçli babasına bakacak kimse bulunmaması nedeniyle dönemez ve Yunanistan’ın Katerin şehrine yerleşir. Burada futbol antrenörlüğü yapar.

Vatan diyerek özlemini duyduğu Ordu’yu Haris Etçi 1985 yılını Eylül ayında ziyaret etmişti. Orduya gelerek arkadaşlarıyla, dostlarıyla memleket hasreti giderdiler... Ve dediler ki: “Yunanistan'da garibiz”... Bu ziyaret gazetelerde haber olarak geniş yer bulmuştu. Eşi Stefana Etçi ile birlikte gelen Haris Etçi, İshak Köksal’ın evinde misafir edilmişti. 1985 yılında geldiği Ordu’dan ayrılırken Haris Etçi gözyaşlarını tutamamış ve şu sözlerle veda etmiştir;

“Ben burada doğdum, futbolu burada oynadım, Bu gün hayatımın en mutlu gününü yaşıyorum. Bana ve eşime gösterdiğiniz bu yakın ve sıcak ilgiyi hayatımızın sonuna kadar yaşatacağız. Ordu’dan ayrılmak çok zor. Emin olun ruhumu kalbimi, her şeyimi burada bırakarak gidiyorum. Gösterdiğiniz alaka için çok teşekkür ederim.”

Haris Yunanistan’a dönünce Ordu'daki arkadaşları aracılığıyla tüm Ordululara birçok mektup yazmıştır. Gazetede yayınlanan bu mektuplar memleket hasreti ile doludur. “Gözlerimin yaşı hala kurumadı, şu mektubumu bile yazarken bile ağlıyorum” diyen Haris, Uğur Gürsoy’a gönderdiği bir mektubunda şu duygu yüklü cümleleri kurar:

“Karadeniz’in incisi olan Ordu’yu, Boztepe’den sahile kadar sevgiyle öperim. Rahmetli olan arkadaşlarıma, Ordulu hemşerilerime Cenabı Haktan rahmet dilerim. Kaybettiğimiz arkadaşlarımı ruhumda yaşatıyorum. Sağ olan arkadaşlarıma da uzun, sağlıklı, mutlu bir ömür diliyorum.” Haris Etçi’nin göndermiş olduğu ve Ordu hasretiyle dolu mektuplarından biriyle yazıma son veriyorum:

“Doğup büyüdüğüm, okullarında okuduğum, mahallelerinde koşup oynadığım, sahalarında top koşturduğum güzel ve cennet Ordu’ya 40 yıl sonra gelmenin mutluluğunu eşim Stefani ile birlikte yaşıyorum.

Ordu’yu büyümüş çok daha gelişmiş ve güzelleşmiş buldum. Eşim de bu şehri çok güzel insanlarını konuksever buldu. Sınıf arkadaşlarımı, okul ve mahalle arkadaşlarımı gördüm. Birçoklarının da ebediyete intikal ettiklerini duydum. Görüştüklerime ne denli sevinmişsem, ebediyete intikal edenleri öğrenince de çok üzüldüğümü belirtmek isterim. Her yerde konukseverlik gördük.

Gördüğümüz konukseverlik karşısında hem duygulandım ve hem de gururlandım. Kırk yıl önceki hayata dönmek çok güzel. Ben nereye gidersem gideyim, yaşadığım sürece bir Ordulu olarak yaşayacak ve bir Ordulu olarak öleceğim. Tüm hemşerilerimin bunu böyle bilmelerini istiyorum.

Yunanistan’ın Katerine şehrinde oturuyorum. Buraya gelecek her Ordulu hemşerime kapılarımız ardına kadar açıktır. Doğduğum, çocukluğumun ve gençliğimin en güzel yıllarını geçirdiğim bu şehirden ayrılırken duyduğum acı çok büyüktür. Yalnız ne var ki bu acımı kalbime doldurduğum siz Orduluların sevgisiyle gidermeye çalışacağım.

Bu güzel şehre ve çok sevdiğim hemşerilerime sınıf arkadaşlarıma veda ederken, kalbimi sizlere bırakıyor, ruhumu ise sizlerin sevgisiyle doldurup ayrılıyorum. Yaşadığım sürece de bu sevgimi yaşatacağım. Sevgili Ordum, Sevgili Ordulular ve sevgili dostlarım. İyi gelecekler hepinizin olsun!"

Haris Etçi, yaşama veda etmeden önce kendisiyle röportaj yapmak isteyen bir Yunan TV kanalına, yattığı yatağın başucuna Beşiktaş, Galatasaray ve Orduspor flamalarını asarak konuşmuştu. Haris Etçi  Türkiye ve Ordu özlemiyle 2005’de Katerini’de vefat etti.

 

1930’LAR DA ORDU’DA HAMAM DÜZÜNDE TENİS OYNANIYORDU…

27 Temmuz 1929 tarihinde Ordu’da Kocakişi sokaktaki iki katlı kagir bir binada İş Bankası bir şube Müdürlüğü açmıştı… Ordu  İş Bankası Şube Müdürü Vehbi Beydi. Vehbi Bey Ordu İş bankasında  Şube Müdürü  iken  sosyal, sportif işlerle de çok sevilmiş bir idareciydi. Vehbi Bey, en kıdemli İş Bankası mensuplarındandı. Celal Bayar’ın çok güvendiği ve beğendiği biriydi. 1930’lu yılların henüz daha başlarıydı. Ordu İş Bankasının Şube Müdürü  Vehbi Emre Bey daha o yıllardan spora çok meraklı biri olarak hemen çevresinde tanınmıştı. 17 yıl Güreş Federasyonu Başkanlığı yapmıştı. Bir ara FİLA Başkanlığı'na da (1970-71) vekâlet eden Ordu’da yapılan tüm spor faaliyetlerini destek veren Vehbi Bey, İdman yurdu, Gençlik yurdu gibi futbol oynayan gençlere de hamilik yapıp, onların maddi ve manevi her türlü ihtiyaçlarını sesi yerinde elindeki imkânlarla karşılıyordu. Futbolun Anadolu’da dahi yeni yayılmaya başladığı 1930’lu yıllarda  Ordu’luların bilmediği, Türkiye’de ise İstanbul ve İzmir gibi daha ziyade yabancıların kalabalık olduğu semtlerde yapılan tenis sporu, Vehbi Bey tarafından ilk kez Ordu’da ele almıştı.

Vehbi Bey, Ordu Hamam düzünde örnek bir modern bir tenis kortu yaptırmıştı. Tenis kortu tam olarak eski Merkez ortaokulu ile cadde arasındaydı. Sahanın bir tarafına ahşap tribün dahi konulmuştu. Ordu İş Bankasının personeli ve sporseverler  atlarla Hamam düzüne taşıdıkları  özel toprakla bir tenis oynama alanı kurdular.  Ordu İş Bankasının personeli ve sporseverler  bu sahada  bir müddet tenis oynadılar.

MELEK HANIM ve OĞLU KALECİ KEMAL TOP’UN HİKÂYESİ 

Siz hiç 'Melek Hanımın" adını duydunuz mu?... Melek hanımı gördünüz mü?... Ke­mal Top “Başöğretmeni" tanır mısınız?... Siz hiç 'Aygören' de evin ikinci katında sabaha kadar oğlu için nöbet tutan, tüm dünyası oğlu olan Melek hanımla konuştunuz mu?...

Yalnız Düz mahalle “Aygören" sokağının değil, Ordu'nun simgelerinden biri olan Melek hanım. Batum Gürcülerinden 'Batuk' ailesinin sarışın güzel kızıydı... Ordu'ya gelince Perşembe il­çesine yerleşmişlerdi... Sarışın Melek in güzelliği dillere destan olmuştu... Bir yakın akra­bası ile güzel Melek’i evlendirdiler... Eşinin işi nedeniyle Melek Hanım Bartın’a gelin gitti... İlk yıllar ne de mutluydu... Allah ona Kemal diye bir oğul vermişti... Ama daha Ke­mal 40 günlükken, facia koptu... Kemal'in babası, annesi Melek hanıma "ihanet" etmiş­ti... Başka bir kadınla ilişki kurmuştu... Melek hanımın dünyası karardı ve Kemal'ini alıp Perşembe'ye ailesinin yanına döndü... Dönüş o dönüş...

 Melek hanım tüm sevgisini ilgisini oğlu Kemal’e verdi... Kemal büyüdükçe yakışıklı bir çocuk oldu... İlk, ortaokulu okudu... Trabzon Muallim Mektebinin sınavlarını kazandı... Yatılı olarak Trabzon’a gitti... Muallim mektebinde, dersleri iyi giden Kemal, ayrıca spor da yapıyordu... Önce sınıf, sonra okul takımının kalecisi oldu... Oradan Trabzon İdmanocağı kulübünün kaleciliğine seçildi... Ankara’da şampiyonluk maçlarında Doğu Karmasının kalesini korudu. Başarılı oyunlar çıkardı. Ankara, İstanbul kulüplerinden teklifler aldı...

Ancak Kemal’in hedefi 'Muallim Mektebini' bitirip Ordu’ya annesi Melek hanımın yanına dönmekti... Melek hanımın hayatta neyi vardı?... Her şeyi Kemal’di.... O Kemal ‘siz yaşayamazdı... Kemal, Trabzon Muallim Mektebinden mezun oldu... Tayini Or­du'ya çıktı... Artık ana-oğul birlikteydi... Gazi, İsmet paşa ilkokulların da öğretmenlik yapan Kemal, soyadını da “Top” olarak almıştı... Çünkü futbolu çok seviyordu... Ordu’da Sporyıldızı takımına girdi... Takım kap­tanlığı yaptı... Maçlarda başarısıyla üne kavuştu... Uzun boylu, yakışıklı Kemal Top Halkevi temsil kolunda da piyeslerde rol alıyordu... Melek hanımın oğlu Ordu’nun tanınmış kişilerinden biri olmuştu...      Melek hanım, oğlu Kemal'in oynadığı maçlarda oğlunu Milletdüzü'nde 'Haznedarların evinin üst katında izliyordu... Oğlunun başarısıyla da gurur duyuyordu. Ama Melek hanımın aklında bir desise vardı... "Ya, Kemal kalecilik yaparken yaralanırsa başına bir iş gelirse ne yaparım...” Oğluna çok geceler yalvarırdı: "Bak oğlum, sen benim hayatta tek desteğimsin... Senin başına bu kalecilikte birşey gelirse ben ne yaparım? »
Oğul Kemal annesini hep bu gibi konuşmalar karşısında teskin ediyordu: "Anne üzülme... Kalede başıma bir şey gelmez... Gencim... Hevesimi aldıktan sonra futbolu bırakırım..."Ama bırakamadı... 1933’den sonra kurulan Atatürk’ün “Çankaya” takımı 1935 yılında bir Türkiye turnesine çıktı... 'Çankaya'  ile “Ordu Muhteliti" maç yapacaklardı.

Ordu karmasının kalesinde Melek hanımın oğlu Kemal Top vardı... Maç kıran kırana devam ediyordu... "Çankaya' takımı Ordu'ya gelinceye kadar, oynadığı maçların hepsini açık farklarla kazanmıştı... Orduda ise Ordu Muhtelitine bir türlü gol atamıyordu... Ordu'nun kalesinde öyle bir kaleci vardı ki, "Zamora" olmuştu...

İkinci yarının son dakikalarına doğru bir Çankaya hücumda, top ortalanmıştı... Kemal kalesinden çıkmış topu tutmuştu... Çankaya santraforu tehlikeli bir şekilde kaleci Kemal’e kasten faul yaptı... Topu yakalayan Kemal in boşluğuna bir tekme attı. Ordu kalecisini bayılttı... Kemal bir hazan yaprağı gibi topla birlikle yere düştü…Ayağa kalkamıyordu... Etrafını önce arkadaşları sardı, sonra doktor istendi... Kemal boylu boyunca kalesinin içerisinde yere serilmişti.             

Melek Hanım, Haznedar'ların evinde çığlıklar atarak merdivenleri atlaya atlaya aşağı İndi... Oradan Millet düzüne koştu... Oğlunun başını kucağına alarak, ağıt yakmaya başla­dı: "Oğul Kemal kalk kalk!... Anan geldi!... Bütün dünyası son olan anan geldi... Kalk oğul kalk!... Beni garip koma!... " diye hem ağlıyor, hem de etrafından yardım dileniyor­du... Doktorlar geldi... Masajlar yapıldı ve Kemal Top nihayet uyandı... Başucunda sevgi­li annesi vardı... Her şeyi olan annesi Melek Hanım... İşte o ana-baba gününde Melek ha­nını sevgili oğlu Kemal'den, 'Artık bundan sonra top oynamayacağım' sözünü aldı...

Kemal Top “Çankaya” maçından sonra bir daha da kaleye geçmedi... Spor yıldızı kulübünün yönetim kuruluna girdi... Genel Kaptan olarak görev aldı... Bebek Ali’yi kale­ci olarak yetiştirdi...  Kemal Top iddiacı bir insandı... “Muallimlik” ona yetmiyordu... Okullarda gösterdiği başarıdan sonra “Güzelordu İlkokulu Başöğretmenliğine" tayin edildi... Ve "23 Nisan Bayramlarında diğer okullara fırsat vermedi, hep birinciliği kazandı... Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü görevine iki kez geldi... "İdmanyurdu" kulübünün Başkanlığını yaptı...

Melek Hanım artık rahata ermişti... Başına gelen ihanetten sonra erkek gibi olmuştu... Bir ara Düz mahalledeki eski Belediye Parkı'nı işletmişti. Kemal Topun kırtasiye mağazasına yardım etti... An­cak ve ancak Kemal'in sevgisini kaybetmeden...

Düz mahallede 'Aygören' sokağı sakinleri hep bilir... Melek hanım oğlu Kemal Top akşam eve ge­linceye kadar, ikinci kattaki pencerede hep durup oğlunu beklerdi. Zaman zaman zaman telefonu olan evlerden rica eder, lokantaları araştırır, oğlunun nerede olduğunu öğrenirdi... Kemal Top’da annesinin sevgisini bildiğinden, ona yaşadığını belli eden nişan'lar gönderirdi... Bu nişanlardan biri her zaman taşıdığı bir "Altın" yüzüktü... Bazen de annesinin tanıdığı mendilini gönderirdi. Başöğretmen Kemal Topun eşi Trabzon’lu Muazzez hanımdı... Muaz­zez hanım ağır bir görev artımdaydı... Önce, kayınvalidesi Melek hanımın isteklerini ye­rine getirmek zorundaydı... Melek hanım yalu yulu hizmetide beğenmezdi. Kemal onun herşeyi idi... Öyle ise oğlunun eşinin kendisine her türlü ilgiyi göstermesi gerekirdi...  Sonra, Melek Hanım diktatördü de... Muazzez hanım Melek hanımı idare ettiği gibi, eşi Kemal Beyin yaşantısına da sabırla rıza gösteriyordu... Ve nefis yemek yapan Muazzez Hanım boyunca üç kız çocuğunu da en iyi şekilde büyütmüştü... Oğluna olan aşırı sevgisinden normal hayatını yaşamayan, daha doğrusu "Kemal’siz” bir dünyaya katlanmayı göze alamayan Melek Hanım bir gün oğlu Kemal'e de ha­ber vermeden bu dünyadan göçtü gitti... Yıllar sonra da Kemal Top, İstanbul'da hayata gözlerini yumdu...

 

 

27 HAZİRAN 1931 TARİHİNDE ORDU’DA “SPOR YILDIZI KULÜBÜ” KURULDU

Spor Yıldızı Kulübü, 27 Haziran 1931 tarihinde kuruldu. Spor Yıldızı Kulübü'nün forma rengi san-siyahtı. Çeşitli spor dallarında ve gerek tiyatroda başarılı faaliyetlerde bulundu. Spor Yıldızı Kulübü'nün sahneye koyduğu başlıca tiyatro eserleri şunlardı: Çığ (A. Rıza Gürsoy), Sekizinci (İ. Ahmet Nuri), Kahraman (F. Nafiz Çamlıbel), Çağlayan, İnsan Sarrafı Mahmut Yesari), Para Delisi, Tırtıllar ( M. Hayri Egeli). Ordulu gençler 1931 yılından sonra, tiyatro faaliyetlerine Halkevi çatısı altında devam ettiler. Birçok tiyatro eseri, bu defa Halkevi Temsil Kolu tarafından sahneye konuldu. Bu eserlerin başlıcaları şunlardır: Akın (F. Nafiz Çamlıbel), Gün Doğuyor (Peyami Safa), İstiklal (R. Nuri Güntekin), Fener Bekçileri (E. Muhsin), Kanun Adamı (V. Örfi), Has Bahçe ( Mahmut Yesari), Zehirli Kucak, Mahcupluk İmtihanı (Ömer Seyfettin), Kimsesizler (Galip Arcan), Para ( N. Fazıl Kısakürek).

Ordu'nun kültür hayatına büyük hizmetlerde bulunan spor kulüpleri, yaptıkları futbol müsabakalarıyla halkın eğlence ihtiyacını da sağlamış oluyorlardı. Şehirde, sık sık maçlar tertip ediliyor; kuruluşların (Belediye, Ticaret Odası, Halkevi gibi), ortaya koydukları kupalar için zevkli, heyecanlı ve gerçekten sportmence müsabakalar yapılıyordu. Bu maçları, erkekler kadar kadınlar da seyre geliyordu. Spor Yıldızı Kulübü'nün komşu il ve ilçelerle yaptığı maçlarda, çoğunlukla başarılı olunuyordu. Bu suretle de Ordu şehri için güzel bir propaganda ortamı yaratılıyordu.

Spor Yıldızı ile yapılan maçlarından önce iki takım Hükümet Caddesinde buluşur, Ahmet Çelik’in şefliğindeki Ordu Halkevi Bandosu öne geçer, onun arkasında flamalar, flamaların arkasında takımlar marşlar eşliğinde maç için Millet Düzü’ne gelirlerdi. Gençler Yurdu ve Spor Yıldızı Kulüpleri, gerek ayrı ayrı kendi formaları altında komşu il veya ilçelerle başarılı maçlar yaptıkları gibi, "karma" adı altındaki müsaba­kalarda da yurt çapında isim yapmış güçlü rakiplerine üstün gelmişler ve en azından onların seviyesinde futbol oynama güç ve kabiliyetinde olduklarını ispat etmişlerdi.

Ordu'da spor terbiyesini geliştirmek; gençlerin kötü alışkanlıklardan uzaklaşmasını sağlamak, millî bayramlarda sporcu gençlik olarak merasimlere topluca iştirak ederek, o günün önemini belirtmek gibi çalışmalar yapan her iki kulüp, bütün Ordulular tarafından sevilmekte ve desteklenmekteydi. Sporcular ise, tamamen amatördü. İkinci Dünya Savaşı başlayınca takımda oynayanlar askere alındılar. Gençler Yurdu ve Spor Yıldızı bir süre sonra kendiliğinden kapanıverdiler… Gençler Yurdu ve Spor Yıldızı Kulüpleri kapatıldıktan sonra, yerlerine kurul Ordu Gençlik Kulübü bu havayı verememişti. Ancak, II. Cihan Harbi yıllarının zor şartları içinde, futboldan ziyade atıcılık, kürek ve Millî Müdafaa Mükellefiyeti eğitimi yaparak, atletizmle ilgilenmişlerdir.

 

2. DÜNYA SAVAŞINDA ORDU’DA BEDEN TERBİYESİ MÜKELLEFİYETİ FAALİYETLERİ VARDI.

Cumhuriyetin kuruluşunun 15. Yılında 27 Haziran 1938 günü yeni 3530 sayılı Beden Terbiyesi Kanunu çıkarılmıştır. Kanunun birinci maddesi “yurttaşın fizik ve moral kabiliyetlerinin ulusal ve inkılâpçı amaçlara göre gelişimini sağlayan oyun, jimnastik ve spor faaliyetlerini sevk ve idare etmek maksadıyla Başbakanlığa bağlı ve hükmü şahsiyeti haiz bir Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğü kurulmuştu.

İlk Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'ne General Cemil Tahir Taner tayin edilmişti.  Beden Terbiyesi Genel Müdürü General Cemil Tahir Taner (Beden Terbiyesi Mükellef­leri) adı altında,18 yaşından yukarı, henüz askere gitmemiş her meslekteki gençleri bir araya toplatarak (MÜKELLEF BİR­LİKLERİ) kurdurmuş, bu suretle gençlerin spordan ziyade, bir çeşit askerlik öncesi talimlerle yetişmelerine büyük bir önem verdirmeğe çalışmıştır.

22 Haziran 1940 tarihinde yürürl

MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.