Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Naim  GÜNEY

Naim GÜNEY

Orduspor’un Efsane Amigosu Topal Celal

Takımlarına gönül verip taraftarı coşturan amigoların futbol camiasında ayrı bir yeri vardı. Sadece maç günleri değil sair günlerde de şehrin neşe kaynağıydılar. Her şehrin her takımın bir amigosu vardı, aslında… Samsunspor’un Lazigo’su, Urfaspor’un Mame’si, Giresunspor’un Adnan’ı, Karşıyaka’nın Albay’ı, Ankaragücü’nün Sefa’sı, Fenerbahçe’nin Çetin’i… 70’lerin Eskişehirspor’unu Amigo Orhan’ı anmadan konuşamazsınız. Birçoğunun büyük takımlardan transfer teklifi aldığı söylenen amigoları vardı. Türk futbolunun. Ya ‘Karıncaezmez Şevki’? Bugünün futbol ikliminde lakabı ‘karıncaezmez’ olan bir tribün lideri düşünebilir misiniz? Amigolar, biraz naif, kırılgan, yarı meczup adamlardı. Güçlerini şiddetlerinden değil, sempatikliklerinden alırlardı.

Stadyumların orta oyuncularıydı demek daha doğru belki onlar için. Herkesin tanıdığı şehrin veya takımın sembolüydüler. Evet, yalan yok küfürbazdılar onlar da; ama çatık kaşlı, korkulacak adamlar değillerdi. Rivayet o dur ki Karıncaezmez, amigoluğun son dönemlerinde bir ‘reis’ tarafından ‘uğursuz geliyor’ diye tribünde itilmiş ve kolu kırılıp ve uzaklaşmıştır tribünlerden. Bu olay amigoların yediği ilk goldü belki de… Zamanla mafyatik başkanlar, çok geçmeden de onlara uygun tribün liderleri nedeniyle amigoluk kaybolan bir gelenek olarak tarihteki yerini aldı.

Orduspor aşığı, topal celal…

Hey gidi günler hey… Belki bir çok Ordulu Celal Özoğlu ismini pek bilmez. O hep, Topal Celal olarak tanınmıştı.Ordu Endüstri Meslek Lisesinde bir teknisyen olarak çalışıyordu.. Ama Topal Celal’ın aklı fikri futbolda idi ve canından çok Orduspor’a aşıktı. Topal Celal, 1967 yılında Orduspor kurulmadan evvel de “Ordu Gücü” takımına destek verip amigoluğunu yapmıştı.

60’lı yıllarda taraftarların organize olması için dernekler, taraftar gurupları gibi oluşumlar yoktu, şimdiki gibi dış deplasmana maça gitmek için zengin iş adamlarının kapısında maddi yardım istemek modası yoktu, taraftar çocuğunun harçlığından, evinin ekmeğinden fedakarlık eder, deplasmana kendi imkanları ile maça giderdi, çünkü o yıllarda Orduspor : Fikret Ayabakan, Murat Atacan, Üstün ve Güven Türközer kardeşler, Salih Aydoğan, Pele Erol, Turgay ve Arif Güney, Küçük Turgay (Kadem), Aydın, Hasan, Erdoğan Arıca, Levent Yılmaz, Kalede Rado Dursun, Yener, İsmail gibi bir çok yerli oyunculardan müteşekkil idi. Her Ordulu bu yerli Orduspor takımı ile övünür, bu Orduspor takımı ile gurur duyardı. Orduspor’dan kimsenin maddi hiçbir beklentisi olmazdı.

Orduspor’un 1974 yılında Süper Lige çıkartan takımın teknik direktörü olan Kadri Aytaç hoca ,Topal Celal gibi fanatik taraftarları ve amigoları, şehrin tek salonu olan Halk Eğitim Salonunda sık sık toplardı. Kadri Aytaç hoca, elinde mikrofonla sahneye çıkıp “ Bir taraftarın maçı nasıl izlemesi, ne şekilde tezahürat yapması, nasıl futbolcusunu ateşlemesi “gerektiği hususların da uzun uzun taktikler ve örnekler verip, seyircisini sıkı bir şekilde eğitirdi.
Orduspor’a uzun yıllar hizmet etmiş, hayatının en önemli anlarını Orduspor tribünlerinde geçirmiş olan Topal Celal, Ordusporun deplasman maçlarını kaçırmamak için, bir tanıdığının Fiat 50 NC otobüsünü kendi cebinden kiralar, kimseden beş kuruş talep etmezdi.

Tribünde maç seyretmenin zor olduğu zamanlardı. Sabah namazına müteakip bilet kuyruğuna girilirdi. Topal Celal, şehir stadında oynanan maçları hiç kaçırmazdı. Maçları baştan sona kadar, tel örgülerin arkasında ayakta seyreder,yerinde bir dakika duramazdı.. Orduspor gol atınca Celal ceketini çıkartıp taklalar atardı. Celal, seyirciyi coşturmak için, o aksayan bacağına rağmen hiç umursamadan stadı bir uçtan bir uca dolaşırdı. Çok sinirlendiğinde hıncını sigarasından alan Celal, arada bir taraftara döner, takımın lehine tezahüratta bulunmaları için el kol hareketleri ile ikazda bulunurdu. Kitlelerle iyi bir iletişim kurabilen ve toplulukları kolayca coşturan bir kişilikti. Seyircileri coşturmak için havada döndürüldüğünde “vır,vır” diye ses çıkartan “kaynana zırıltısı” denen ahşap bir aleti kendi marangozhanesinde yapmıştı.

Statta maç, Orduspor’un aleyhine ters gittiği anlarda bile herkes teknik direktörden önce Topal Celal’in davranışlarını takip ederdi. Ama O Topal Celal idi, takımına sonuna kadar güvenirdi, hiç umutsuzluğa kapılmazdı. Celal,elinde mor beyazlı bayrağını sallayarak,takımı lehine bıkmadan usanmadan, maçın son saniyesine kadar yıllarca tezahürata devam etti..Topal Celalin bütün arzusu ve rüyası, Ordusporu süper ligde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi büyük takımlar ile oynadığını görmekti. Bu amaçla takımına çok destek verdi. Topal Celal öyle bir Orduspor hastasıydı ki insanın aklı dururdu. Evinde sünnet bekleyen 1962 doğumlu oğlu Serdar’ı bile beklentilerine göre programlamıştı. “Orduspor birinci lige çıkmadan oğlumu sünnet ettirmeyeceğim” demişti.

Karadeniz takımlarının süper lige çıkmak için kıyasıya çekiştiği 1974 yılında Orduspor, nihayet 2. ligde şampiyon olacağı son maça sıra gelmişti. Sarıyer ile oynanacak son final maçı kadınlar ve erkeklerle Ordu şehir stadı tıklım tıklım dolmuştu. Topal Celal çok seviniyordu, ama sünnet olacak oğlu da daha çok sevindi. Celal, sözünde durdu, Orduspor birinci lige çıkacağı son maçta oğlunu sahanın ortasında törenle Orduspor’un kulüp Başkanlığı yapmış Operatör Doktor Hilmi Memecan, bizzat sünnetini yaptı.Topal Celal, 12 yaşındaki oğlu Serdar’ı sahada sedyeyle üç tur attırdı ve Orduspor’da Sarıyeri üç, sıfır yendi. Ve Orduspor birinci lige çıkınza her Ordu’lu gibi Topal Celal’de muradına ermişti.

Topal Celal, futboldan fırsat buldukça Düz mahallede Fidangör’deki mütevazi marangozhanesinde çalışırdı, onu görmeye gelen eşe dosta şen şakrak, maniler, tekerlemeler okur, etrafına neşe saçardı. Ailesi ile birlikte evinde olduğunda, Orduspor mağlup olmuş ise tam bir yas olur, kimseden ses, soluk çıkmazdı, ama tam tersi o hafta Orduspor maçı galibiyetle sonuçlanmışsa evde tam bir bayram havası eserdi, herkes şakalar ve espriler yapar, o da çok mutlu olurdu. Oğlu Serdar’ı da bizzat elleri ile baş göz eden, Topal Celal aynı zamanında çevresine yardım etmeyi de çok severdi..Yardım etmek için kız kardeşinin evinin çatısını değiştirdiği esnada ayağı kayarak yere çakılmış, bir sene felçli bir süreç yaşamıştı.Sonunda 2000 yılında ebediyete intikal etti ve çok kalabalık bir cemaatle defnedildi.

Sonraki yıllarda malum; önce mafyatik başkanlar, çok geçmeden de onlara uygun tribün liderleri türedi… Bir zaman sonra yeni nesiller de kendilerine ‘amigo’ denmesine razı olmadı zaten. Amigoluk kaybolan bir gelenek olarak tarihteki yerini aldı. Bu geçiş dönemine farklı tribünlerde şahitlik eden biri olarak bize de ‘yazık oldu’ demek düştü.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?