OLAY 26 SOL
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Onur  YILMAZ

Onur YILMAZ

HEKİMOĞLU TÜRKÜSÜ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Ülkemizde türkülerimizin derlenmesinden icrasına, yurt çapına yayılıp herkesin bir parçası haline

gelmesine kadar önemli sayıda arşiv, koro ve konservatuar çalışmaları yürütülmüştür. Ancak türkülerin folklorun bir parçası olarak ele alındığı çalışmaların sayısı oldukça azdır. Ne yazık ki yapı özellikleri, içerik özellikleri ve işlev özellikleri birkaç açıklamanın ötesine var(a)mıyor. Türkülerle ilgili yayınlanan kitaplarımızın çoğunda notasyon bilgisi dışında (varsa birkaç hikaye) yukarıda bahsettiğimiz özelliklerde çalışmalar yer almamıştır. Bugün, yöremize ait en çok bilinen türkülerimizden ''Hekimoğlu'' türküsü üzerine incelemelerimizi sizlerle paylaşacağız.

Hikâyeli türkülerimizden biri olan Hekimoğlu’nun hikayesi ana hatlarıyla şöyledir: sevdiği kız, gönlü

olmadığı halde, yörede hüküm süren bir Gürcü beyiyle nişanlanır. Bey, kızın Hekimoğlu'yla

görüştüğünü duyar ve serüven başlar. Hekimoğlu dağa çıkar, birçok yerde çatışmalar yaşanır.

Hekimoğlu bunun yanı sıra zenginlerden aldıklarını yoksul köylülere dağıtır.  Halktan büyük destek alsa da girdiği bir çatışmada öldürülür. Ancak ardından ağıtlar yakılarak halkın gönlünde çoktan yerini

almıştır. Türküyü ağıt formundan eşkıya havası formuna sokan olaylar iki yönlüdür. Birincisi; beye

savaş açıp dağa çıkması(kişisel yön) ikincisi ise; yoksul halka yardım etmesi ve halktan destek görmesi

(sosyal yön).

Türkümüz TRT repertuarına Ümit Tokcan özel derlemesiyle girmiştir. Derlemedeki kaynak isim, sinema sanatçımız Kadir İnanır olarak gösterilmiştir. Ancak türkümüzün ilk olarak derlendiği tarih Temmuz 1943'tür. Türkü, Muzaffer Sarısözen yönetiminde gerçekleşen Ankara Devlet Konservatuarı derleme çalışmalarında Fatsa'da Şükrü Şenses'ten derlenmiştir. Bir de bu türküye Ahmet Caferoğlu hocamızın1946 yılında yayınladığı Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Derlemeler adlı kitabında yazılı haliyle karşılaşıyoruz.  Ankara Devlet Konservatuarı kayıtları elimizde olmadığı için kitaptaki bu metin

elimizdeki en eski ve tabi en orijinal vesikayı oluşturuyor. Bu metni I. metin ve ezgisini bildiğimiz Ümit

Tokcan'ın derlemesindeki halini de II. metin olarak numaralandıralım ve açıklamalarımızı

derinleştirelim.

I. metin direk olarak mevki ve şahıs isimleri veriyor. Bu durum türkünün hikâyesindeki

ana karakterlerin isimlerini, olayların geçtiği yerlerin mevkilerini bize direk olarak sunuyor. Türkünün

sözleri içerisinde ''muhacirlerle baş edemedi'' derken dönemin sosyal olaylarına, yerli halk ve Gürcü

muhacirlerin mücadelesini de ışık tutuyor. İki metin arasındaki faklılıklar da bu yüzden gerçekleşmiş

olmalı. Bu mücadelelerin türkü dizelerinde yer alması ve aradan çok uzun zaman geçmemesi

sebebiyle bu sosyal olguların türkü aracılığıyla ''canlılığını'' koruyabileceği endişesi taşınarak sıkıntılı

kısımlar, bir nevi arındırılarak, karşımıza çıkarılmamıştır. Öyle ki ''hainlikle'' gösterilen özel isimlerin

ailelerinin de kuşaklar boyu zan altında kalabileceği, olumsuz olarak etkileneceği ortadadır. Bu yüzden

TRT, repertuarına alacağı türküyü inceleme kurullarında bu özellikler bakımından inceler ve bu tip

endişelerden arınmış (ya da arındırılmış) türküleri repertuarına alır. Hekimoğlu türküsünde de iki

metin arasındaki farklar bu yüzden olmalıdır. Repertuardaki II. metin I. metne göre sosyal olgulardan,

şive özelliklerinden arındırılmış, sevdası yüzünden dağlara çıkan genel bir eşkıya portresi

gösterilmiştir. Kısa zamanda herkes tarafından benimsenmesinde bu yönü önemlidir.

Muhteva ve şekil özellikleri bakımından incelersek II. metin dört dizeli bentlerden oluşan, koşma

türünde (11 heceli) eserdir. Ezgisini bilmediğimiz I. metin ise diğeri gibi koşma türündedir ancak üç

dizeli bentlerle oluşmuş ve iki dizeli nakarata sahiptir. Türkülerimizin genel yapısına baktığımızda

nakarat kısımlarının ezgileri, bent kısımlarından farklı yapıdadır. Oysa bizim bildiğimiz Hekimoğlu

türküsünün nakaratı yok ve ezgisi bir bütünlük içindedir. Bu durum bize; I. metnin ezgisinin diğerinden farklı bir yapıya sahip olduğunu yani bilmediğimiz bir ''Hekimoğlu'' ezgisinin daha olabileceğini işaret ediyor.

Metinler üzerine tekrar dönecek olursak I. metnin hece sayılarının sabit olmadığını görüyoruz. Metin

içerisinde böyle görünseler de farklı sayıdaki bu hecelerin ezginin(bilmesek de) ritmi içerisinde

oturduğunu rahatlıkla görebiliriz. Nitekim birçok türküde hece sayısı dışında ''of, aman, yarim,

narinim'' gibi serbest ifadelerin kullanıldığını biliyoruz.


Türkümüz üzerine yapacağımız son değerlendirme de uygulanan ''talihsiz bir yanlışlık'' üzerinedir. Bu

yanlışlığın kaynağı da, kendilerini halk dansları eğitmeni olarak gören kimselerdir. Ezgi yapısı itibariyle

Ege yöresi türkülerine benzediği için türkümüze zeybek oyunu iliştirilmiştir. Şu konu çok iyi bilinmelidir ki; türkülerimiz içerisinde eşkıya havaları, kaynağındaki başkaldırı ve isyan yönüyle birbirlerine benzemekle birlikte, bu türkülere dans eşliği yalnızca Ege bölgesi ve çevresinde görülmektedir. Bunun dışındaki bütün gösterimler, folklor donanımından uzak kişilerce, kişisel beğeni ve hayranlık sonucu saçma bir kompozisyonla oluşturulmuş, folklorla bağı olmayan çabalardır. Araştırmacısından, icracısına ve eğiticisine kadar bu alanda eğitimli ve işinin ehli insanların olması gerekliliği göz önünde tutulmalıdır. Türkülerimizi farklı yönleriyle farklı başlıklarda ele almaya sizlere farklı bakış açıları kazandırmaya devam edeceğiz.


I. METİN

Gonaklar yapturdum yeşil direkli

Sofralar çıkarttım yağlu börekli

Hekimoğlu’nu sorarsan demir yürekli

Gelme Hulusi Ağa gelme bak neler oldu

Boşçaarmut dereleri ganınan doldu.

Geyikçeliden çıktım bindim atıma

Omuzumdaki martinim telli makine

Yanıma taktım bin beş yüz arkadaşı

Gelme Hulusi Ağa gelme kan parça parça

Binbeşyüz Gürcü geliyor üstüme el çırpa çırpa.

Boşçaarmut dağlarını duman bürüdü

Altmış gişiyle Hulusi Ağa yürüdü

Hekimoğlu gendü güççükdür emme

Atdığı kurşunlar geri kürüdü

Gelme Hulusi Ağa gelme vururum seni

Al kanlar içerisinde guyarım seni


II. METİN

Hekimoğlu derler benim aslıma

Aynalı martin yaptırdım da (Narinim) kendi neslime

Hekimoğlu derler ufak bir uşak

Bir omuzdan bir omuza (Narinim) on arma fişek

Konaklar yaptırdım mermer direkli

Hekimoğlu dediğin de (Narinim) aslan yürekli

Konaklar yapdırdım döşedemedim

Ünye Fatsa bir oldu da (Narinim) baş edemedim

Ünye Fatsa arası Ordu'da kuruldu

Hekimoğlu dediğin (Narinim) o da vuruldu


1) Hekimoğlu’nun zenginden alıp fakire dağıtım yapması asıl hikâyenin yanında, yüceltme amacıyla, sonradan eklenmiş bir Don Kişot uyarlaması olabileceği kanısındayım. Hikâyenin tam metni için bknz.

Taner Can; Salih Turan, Ordu Türküleri, syf: 360.

2) Transkripsiyonlu tam metin için bknz.

Ahmet Caferoğlu, Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Derlemeler, syf: 25,26,27

3) TRT Repertuarında da aynen yer alan sözler için bknz.

Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, syf: 291.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.