Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Arabam uçar gider, gönlüm gibi coşar gider

Beş “babayiğit” bulunduktan sonra, görsel ve yazılı medyada tartışma ve haber sayısı arttı.  Beş Babayiğit’in karnesi yıldızlı pekiyilerle dolu. Bu konuda sıkıntı yok. Hem ‘milli’ hem ‘yerli’ hangi teknolojiyle üretim yapıp, dünya pazarında pay sahibi olacakları konusunda sıkıntılar var.

  At arabasına yerleştirilen patlamalı motorlardan bu yana 130 yıl geçmiş. Bu 130 yılın deneyim ve kazanımları dünya genelinde yüzde 25 istihdam sağlayan dev bir sektöre dönüşmüş. (Siz karteller diye de okuyabilirsiniz.)

Kapıdaki at/eşek gitmiş, yerine araba gelmiş. Türkiye’de bugün 21 milyondan fazla araç var, bunların 10 milyonu otomobil.

Konuyu tartışanların takıldıkları yer;  Türkiye’de de giderek sayıları artan araç kiralama şirketlerinin varlığı. İngiltere gibi, bu şirketlerin araç sayısı 4 milyonu bulursa, kiralama daha ucuz olursa, insanlar neden 70-80 bin lira verip araç alsın ki…

Teknolojik yenilikler, çevreci akülü/elektrikli araçların pazardaki payının giderek artırması… Örneğin elektrikli otomobille Kadıköy’den, Sabiha Gökçen Havaalanı’na 7,5 liraya gidilmesi gibi…

Şu an alırken pahalı gibi görünen elektrikli araçlar, uzun vadede tüketicisini kazandıracağı gibi…

***

Türkiye “milli ve yerli” otomobil için hangi teknolojik yeniliği seçecek?  

Otomobilinizi akaryakıtla mı yürüteceksiniz, yoksa elektrikli akülerle mi?

Yetmedi. Güney Kore’nin yaptığı gibi, pazara 4 marka araçla çıkıp, hangisine talep olursa onun üretimini yapıp, diğerlerini çöpe mi atacaksınız?

***

70’li yıllarda Türkiye bir “Anadol” fırtınası yarattı. Anadol bizim markamızdı. Motoru Kuzey Avrupa ülkelerinden ithal ediliyor, 5 bin lira gibi bir fiyata satılıyordu. Kaporta saç değil, poliüretandı. Yani petrol ürünlerinden yapılmıştı. (Halk arasında ineğin yediği bir kaportası var sözü yaygındı)

Neyse…  Petrol ürünleri pahalanınca, 5 bin lira satış fiyatı az bulunmuş, firmanın bin lira artış talebi kabul edilmeyince, Anadol’un yapımından vazgeçilmişti.

Hatırlayın; aynı yıllarda petrolün yokluğu ve pahalılığı nedeniyle, Avrupa ülkelerinde yollara tek sayılı günlerde tek; çift sayılı günlerde çift sayılı araçların çıkmasına izin verilmişti. Nedense (yazılıp/çizilenlere rağmen) Türkiye’de böyle bir uygulamaya gidilmemişti.

***

Laf lafı açar… Dünyanın en zengin sanayicilerinden Paul Getty:  “Biz, bir yerlerde bir şeyler yemek/içmek için 50/100 kilometre uzaktaki lokantaları tercih etmekten vazgeçmeliyiz”  diyordu.

Uzatmayalım, daha işin başındayız… Talimatla “sen şunu; sen de şunu yapacaksın” diyerek bir yerlere gidilip gidilemeyeceğini zamanla öğreneceğiz.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?