Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

 “Cumhuriyet” Davası

Sayın okur;

“Cumhuriyet”le yaşıt Cumhuriyet Gazetesi davası kararı açıklandı.

 Liste uzun…

Akın Atalay, Aydın Engin, Murat Sabuncu, Ahmet Şık, Orhan Erinç, Hikmet Çetinkaya, Bülent Utku, Güray Öz, Hakan Kara, Musa Kart, Önder Çelik, M. Kemal Güngör, Emre İper ve Kadir Gürsel Haber Alma Hakkını savundukları ve Gazetecilik yaptıkları için “ceza” aldılar. Turhan Güney, Bülent Yener, Günseli Özaltay yargılandılar ama “gazetecilik” suçundan haklarındaki karar “beraat” oldu.

Türkiye Cumhuriyeti böylesine toplu bir basın davasına ilk defa şahit oluyordu. Yankıları da o nispette büyük oldu.

Dünya basını Cumhuriyet Davası’na geniş yer verdi. Televizyonlarında analistler gazeteciliğin mahkumiyet kararını yorumladılar.

Şu saate kadar ulusal basınımızda ne tür haberler çıktı? Yansımaları ne oldu?

 Bombalı bir suikasta kurban giden Cumhuriyet yazarı Uğur Mumcu’nun dediği gibi söyleyelim: Bilgi edinmemiz mümkün olmadı, fikir yürütmeye kalkmayacağım.

***

Sayın Okur;

“Ayrıntı” köşesinde yıllar içinde yazdıklarımdan bir-iki hatırlatma yapmama müsaade ediniz.

CUMOK okurları, Ordu Sanatevi’nde toplandık. Osman Umur (Bakırcı): “Ben, 1948’den bu yana Cumhuriyet okuruyum”! Arkasından Salim Güney (Avukat): “Ben, 1951’den beri Cumhuriyet okuyorum” dediler.

Sıra bana gelince, üçüncü sıradaki okur olmaya itiraz ettim:

 “Salim Güney’e; Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun “Olaylar ve İnsanlar” köşesindeki yazısını okudun mu?” diye sordum; okumadığını söyledi. “Peki sen Cumhuriyet’i niye alıyorsun?” dediğimde

cevabı “Bulmacası için” oldu!

“Hiç okuyanla, okumayan bir olur mu?”

***

 

Cumhuriyet “okuru”, Cumhuriyet okulu diploması aldıktan sonra “aydın” sayılır. Türkiye “aydınlanmasının” savunucularına bakınız, istisnasız hepsi Cumhuriyet’e, Cumhuriyet değerlerine sahip çıkanlardır.

Nitekim, naçizane bizlerin de, Anadolu’nun bu küçük kentinde başta Bilal Köyden ve A. Rıza Gürsoy olmak üzere, karınca kararınca “Cumhuriyet” değerlerine koşulsuz sahip çıkanlardan olduk.

 (Bir Cumhuriyet çalışanı olarak Cemil Ciğerim de bu onuru fazlasıyla hak edenlerden olmuştur,

bunu da bir not olarak düşelim).

 ***

Demokrat Parti, iktidarının daha ilk yıllarında, Cumhuriyet başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın’ı “içeri tıkmak istedi”. Hüseyin Cahit Yalçın 80 yaşını geçtiği için “içeri” atılmadı. Yalnız “ceza”, ceza olarak Türkiye Cumhuriyeti adalet tarihine geçti.

İlhan Selçuk, “Pencere”sinde, “Ziverbey Köşkü”nü nasıl anlattı, biliyorsunuz!

”İşkence altındayım”!

İlhan Selçuk, Türkiye’de bir ilke imza attı. Ailesine yazdığı mektupta; Ziverbey Köşkü’ne gözleri bağlı götürüldüğünü, “İşkence altında” olduğunu “Akrostiş” usulü farklı sözcüklerle, dünyaya duyurdu.

Sonuç:

İlhan Selçuk, “Pencere”sine kavuştuktan sonra, yeniden , Türkiye aydınlanmasına, ışık tutmaya devam etti.

Şu sözleri de “basın etiği” açısından önem kazandı:

 “Babıali’de cezaevine girmeyen gazeteciyi, gazeteciden saymıyorlar”!

***

Sayın Okur;

Tarih hep böyle yazılmıştır;

İrtica, aydınlanma karşıtları geriye çekmeye çalıştıkça; Türkiye’nin aydınlık yüzleri (sayıları az da olsa) ileriyi, bilimi, aydınlanmayı, çağdaşlaşmayı hep savunmuşlardır.

***

Kendimize sormamız gereken soru şu:

Aydınlanmanın ilk cezası neden Sokrates’e kesilmişti?

“Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyen şairimiz, onurumuz

Nazım Hikmet Ran, neden 15 yıl mahkumiyet almış, cezaevi cezaevi dolaştırılmıştı?


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.