Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

DEDELLE

Gürsel Yıldırım’a sordum: Neden Dedelle?

(MKB Yayınları, 1. Baskı Mart 2017)

Yanıtı kitapta:

<<Bir öykü okursunuz; tadı ve sıcaklığı sizi sımsıkı sarar. Kitabı bırakmak istemez, sayfalarını küçük dokunuşlarla, okşarcasına çevirirsiniz. Çok hoşunuza giden bir tümce beyninizin albenisinde yuvarlanır, yuvarlanır; tekrar okuyarak anlamını sindirmeye, o tümceyi yaşamınızın bir parçası, özel bir anı yapmaya çalışırsınız. [...] ‘Yaşamın soluklarına defalarca katılmazsanız hep birilerinin öykülerini dinlemek zorunda kalırsınız.’ >> (s. 7)

<< Yıllar içinde o uzun boylu, sırma saçlı kız gitmiş [...] bedeni gittikçe küçülmüş ama canlılığını kaybetmemiş biri oluvermişti. [...] Belki biraz da yetim büyümesindendi bu! >> (s. 10)

<< O bana hayatı sevdiren bu ermiş kadının yanında olmak çok güzel bir duyguydu.

Tarlaları, bahçeleri beraber dolaşırdık. Çürümüş, yıkılmış ahlatları, pelitleri, kavakları kesip çardağa taşırdık. Çam yarmaçalarını saklayıp mezarında kullanılmasını istemişti. İşte onu yapamadım. Ölümü beni çok yıktı.

Eşinin diktiği üzüm asması altında yıkadık. Ebedi yerine uzatılırken dermanım kalmamıştı.

O ne güzel kadındı.

Gönlümde hep ‘AHÇİK’ olarak kaldı.

Benim için ‘Dürdane’ değil, ‘DEDELLE’ idi.>> (s. 13)

<<Köyde yeni yazıyla okul açılınca erkekler, kızlar hep gittiler. Keklik Ana, onların melemelerine, oynamalarına bayılıyor, Köşeli Hoca’dan izin alıp bir kenarda izliyordu... [Dürdane] çocukluğunun ilk yıllarında kaldığı Mesudiye’nin Rüştiye Mahallesi’ndeki okulda yeni yazıyı öğrenmişti. Hem bir dilli, bir dilliydi ki... Ömer Çavuş’a da yakışıyordu doğrusu. Onun köydeki becerikliliğine bayılmış, düşünüp taşınmış ve sandığı ona vermeyi aklına koymuştu.>> (s. 28)

<<Babanın gözünde, çocukluk anılarının fotoğraflarıyla şimdi anlatılanlar çakışıyor; bildik bir arzu, bildik bir istem beyninin kıvrımlarında depreşiyordu.

Ama yaşanılanlar, Manahos’un hüsnüyusufları, kündügüzelleri, sarıpapatyaları, bahar bülbülleri, yosma cerenleri, bol sütlü inekleri, al donlu atları, gugukları, petek petek arıları, ferfene toplantıları, kazan kazan keşkekleri, küllerde kızartılan yumak yumak patatesleri, duru gözeler, bulutlara uzanan dağ selvileri, salkım saçak söğütler, sarıçamları, çıra kokulu odaları hiç unutulmamış.>> (s. 31-32)

<< ‘Ah, unuttuklarım bir aklıma gelse de sana anlatıversem.’

Köyün diğer anaları hep söylerlerdi. Sen Dürdane (Dedelle) ile konuş, diye. O tatlı dillidir. Şeher kızıdır. Hoca kızıdır. Okumuşluğu vardır derlerdi. Aynen öyleydi. Su gibi konuşurdu. [...] Becerisine diyecek yoktu doğrusu. Elbise dikmediği, eteklik biçmediği köylüsü kalmamıştı. Harmanda çalışırken de dur durağı olmazdı. [...] En çok Hafız Mehmet Raşit’le Senem Ana sevinirdi bu duruma. Geliniyle övünç duyarlardı. Yetimliğini hiç fark ettirmemişlerdi... >> (s. 169)

* * *

Dedelle’yi bir solukta okudum. Gürsel Yıldırım o yılların sesini bugünlere taşımayı başarmış.

O sesin bütün incelikleri, duygu yoğunluğu, titreşimi kitabın her satırına yansımış.

Gerçeğin romanı yoktur.

 

Roman gerçeği vardır.

 

Dedelle hangisi...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.