evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Deprem gerçeğiyle yaşamak

İki buçuk yaşında deprem gerçeğiyle yaşamaya başladım.

Demek ki, 1939 “Büyük Erzincan Zelzelesi”, belleğime öylesine kazınmış ki,  depremin nerede olduğu önemli değil, ufak bir sallantı tedirgin etmeye yeter.

Bunda babamın da etkisi vardır. Biz çocukları dizinin dibine oturtur, üç büyük felaketten korunmamız konusunda uyarırdı.

Deprem

Yangın

Sel

 

Depremle çok küçük yaşta tanışmış, yatağa yorgana sarılıp evden samanlığa taşınmıştık. Babam bizimle samanlığa gelmediği için ağladığımı hatırlıyorum. Anamın kulağımıza fısıldadığı “Babamın düşmanları depremi fırsat bilip saldırırlarsa kötü şeyler olurmuş…”

Oysa Tahıl Pazarı’ndaki dükkân yıkılmış, gece bekçisi gelip haber vermiş, bir ağabeyimle, aga (Mehmet Baş) gitmişler, babam yine evden dışarı çıkmamıştı.

***

Yangın korkusuyla (isterseniz vehim deyin) daha ergin yaşlarda tanıştım. Evde bir tıkırtı, telaş varsa uyku ile uyanıklık arasında sofanın ışığı, odanın buzlu camında pır pır ettiğinde “ yangın var” deyip yataktan fırlamışlığım çok olmuştur.

 

Babam ise yangınla çok önce tanımış, annemden çok önce, altın liralar takarak evlendiği eşini bir yangında kaybetmişti.  

 

Sık sık bizlere “Fatsa yansa Ordu yaptıramaz, Ordu yansa Fatsa yaptırır” derdi. Fatsa’nın daha zengin olduğunu bu örnekleme ile anlatırdı. O yıllarda iş yerlerinde soba ile değil, mangallarla ısınılırdı. Babamın yazıhanesindeki mangal, dışarı ambarın olduğu taş zemine çıkarılır kapakları kapanır, üzerine de 5 kiloluk dirhem ağırlık olarak konurdu.

***

Sel,

1956 Ağustos ayı olacak, Civil Irmağı taştı, bugünkü bahçeli evler, Yeni Mahalle sular altında kaldı. Aynı şekilde Melet’le/Civil arasındaki araziler de sular altında kaldı. Tabii bizim harmandaki fındıklar Bülbül Deresi’ne doğru akmaya başladı.  Anam canhıraş, sağa sola koşuşturmaya başladı, hep birlikte çalıştık. Fındığın ne kadarını kurtardık bilemiyorum.

 

1969’da ikinci bir sel daha bizleri perişan etti. Evin alt kat dairesinde kirada oturan “yeni gelinin tüm eşyaları ıslandı” tuvaletler geri bastı, büyük bir perişanlık yaşandı.  

***

Aynı selde Hamam Deresi taştı, Hükümet Caddesi geçilmez oldu, keza Süleyman Felek Caddesi de…

 Bir yakınım matbaaya geldi:

“Yazın.. Boztepeliler Tapu Dairesi’nin önünde sıraya girmişler;  selle gelen topraklarına tapu kestireceklermiş…”

***

1966 Muş-Varto Depremi acıları katmerleştirmişti. Keza 1999 Yalova Depremi de çok insanımıza umulmaz acılar yaşattı.  Deprem haberini, o sabah İstanbul’dan yaylaya gelen kızım ve damadımdan öğrendim.  

Hemen orada ölü sayısına itiraz ettim. “(…) sizin 1000-1500 dediğiniz sayı, en az 3000 bin falandır. Hükümet, halkı telaşa vermemek için sayıları düşük gösterir.”

Depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 15 bini geçtiği, çok geçmeden yurdun dört bir tarafında duyulacaktı.

***

4.7 arkasından 5.8 kuvvetindeki iki deprem, İstanbul’u salladı. İnsanlar evlerinden, işyerlerinden sokağa fırladı, sağa sola koşuşmaya başladı. Telefonlar sustu, trafik tıkandı.

Şu an bir akıl tutulması, bir panikle karşı karşıyayız. 

Ölüm olmaması, çoğumuzu sevindirdi.

İşin bir yanı bu ise, nereye koştuğunu, nerede toplanılacağını bilmeyenlere ne diyeceğiz!

Hadi, “sıfırdan” başlayıp, deprem gerçeği ile bir daha karşılaşırsak ne yapacağımızı konuşalım.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.