Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı

Konu fındık olunca alıcı kuş gibi dalıyoruz.

 Ürünün yüzde 10’u iç piyasada mamul, yarı mamul tüketiliyor, bunda sıkıntı yok.

 Sorun; geriye kalan yüzde 90’nın nasıl ihraç edileceğinde!.

 Piyasa serbest piyasa… Hangi numaraları çevirip de(!) bu yüzde 90’ı satacağız?

Konunun taraflarından bir kesimi üretici cephesinden; diğer kesimi tüketici cephesinden değerlendirmeler yapıyor: 

(Hatırlayın, ulusal televizyonlar ve mangalda kül bırakmayan büyük büyük gazeteler; “ey halkım duydun mu; kilosu 60-70 liradan fındık satılıyor” haberleri yaptılar. )

 -Efendim, arz talep meselesi.

 Ürün fazla, talep azsa fiyatlar aşağı çekilir.

 Ürün az, talep fazla ise fiyatlar yükselir.

Bu söylem yüzde yüz doğru, piyasa olaya böyle bakar.

Fakat biz, hep üçüncü bir yol arayışında olduk. Üçüncü yol: fiyat-ürün dengesi. Bu denge nasıl sağlanır?

Üçüncü yol: Karma ekonomidir! Üretici kooperatifleri ve birlikler kurulur.

Peki; kimin korumasında bu kooperatifler ve birlikler? Tabii ki devletin korumasında!

Devlet –siz mevcut iktidarlar diye de okuyabilirsiniz- ürünü ve üreticiyi korumak için bir takım tedbirler alır. Örneğin ürünün değerinde satılması için bir taban fiyat belirler. Taban fiyatı belirlemeyle de kalmaz; kooperatiflere ve birliklere finansman desteğinde bulunur. Devlet, tüm olanaklarıyla üreticinin yanında olduğunu hissettirir. Ürünün yok pahasına serbest piyasada satmasını önler.

***

Buraya kadar sorun yok; alan razı, satan razı..!

İşte bu ‘ara koruyucu melek” 2009 yılından sonra aradan çekildi. Bir/iki deneme;  bir taban fiyat belirlesin mi belirlemesin mi! TMO’nin devreye sokulması…  Ve nihayet üreticiye verilen alan bazlı doğrudan desteklerle bugünlere gelindi.

***

Daha doğru bir tanımlamayla fındığa “devlet müdahalesi” kalktı. Ortalık; “devlet aradan çıksın, üreticiyle yüz yüze, diz dize biz olalım” diyen serbest piyasa aktörlerine kaldı.

***

Görüyorsunuz, onlar da “gıt” sermayeleri ile pazarı kontrol edemiyor; deeey ellerden sermaye desteği istiyor. 

Hadi desteğin nasıl verildiğini de söyleyelim: Uluslararası sermaye, eğer gelip pazara kantar kurmuşsa sorun yok, deposunu herkesten önce doldurur. Yok  “aracı” kullanıp fındığınızı alacağım, yani (ateşi elimle değil, maşayla tutacağım) derse; mutemet çoooook firma bulabilir. Öyle firmalar bulur ki, daha dalın ucunda fındığın potası görünür görünmez düğmeye basar,“alivre” satış yapar.

***

Bu yazıda üreticimizin canını çok yakan faiz ve faizcilik konusuna girmiyorum.

Şu kadarını söylemeden de bu yazı bitmez!

Cumhuriyetin 10. Yılı… Ankara’da Başbakan İsmet İnönü’nün katılımıyla 1. Ulusal Fındık Kurultay’ı toplanıyor.  Türkiye ihraç ürünlerinden elde ettiği dövizin yüzde10’unu karşılayan fındığımızın pür’ü meali orada masaya yatırılıyor. Enine boyuna tartışılır.  Kurultay’a katılanlar arasında bulunan Ordu Tacim Odası Başkanı Hüsnü Akyol söz alır, konuşmasında şunları söyler:

Bugün zürra perişandır; faizcinin, tefecinin elinde inim inim inlemektedir.”


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.