Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Gazeteci

Çetin Altan  Anadolu’daki bir  gezi sırasında,  aslında hukuk okuduğunu avukatlık yerine meslek olarak  gazeteciliği seçtiğini söyler.

Çevresinde toplananlar da mırıltılar başlar. Böyle ulvi (yüce) bir mesleği varken neden gazeteci olunur

Anlatayım:

Anadolu’da “bağımsız” gazetelerin çıkışı 2.nci Meşrutiyete (1908) kadar uzanır. Önce aylık, haftalık,  sonra günlük gazeteler yayımlanmaya başlar.

O yıllarda, Ordu ilinin Uzunisa köyünde bir gazetenin basılıp, yayımlanmış olması, Türkiye’de gündem olur.

TBMM’nin bir gizli oturumda gazetenin bir haberi okunur ve “Anadolu’da şuur tamdır” denir.

 Bu gazetenin sahip ve başyazarı gazi Bilal Köyden’dir.

Güzelordu haftalık olarak 25 yıl yayımın sürdürür. 1950 yılında da “maddi zorluklar içinde” yayımını sonlandırdığını açıklar. 

Bilal Köyden “Güzelordu Gazetesi’nin 25 yılı” adlı kitabının satır aralarında “Anadolu’da gazetecinin görevini şöyle tanımlar:

1.       Anadolu aydınlanmasına öncülük etmek.,

2.        Zürra’yı(*) (çiftçiyi) bilinçlendirmek.

Demek ki gazetecinin iki görevinden birincisi:

Halkın aydınlanması..

 İkincisi:

 Tarımla uğraşanların güçlendirilmesi.

***

Sanayileşememiş, ana geçim kaynağı tarım olan bir ülkenin gazetecisinin de yaşadığı bu gerçeklik karşısında duracağı yeri de iyi belirlemesi gerekirdi. Bu ‘çoklu’ siyaset başlayana kadar kesintisiz sürdü. 1950’den sonra  önce kahveleri, sonra camilerimizi ayırdık.

Bizim demokrasi, anlayışımız bu idi.

***

Gazeteci doğru yerde durursa, halkın haber alma hakkı da, bir hakkın sağlanır;

 4’ncü kuvvet o zaman olur!

Yasama, Yürütme, Yargı’dan sonra ne geliyor?

 4’ncü kuvvet Basın!

***

Sevgili okurlar,

Basın bu görevini savsakladı.

Yasama, Yürütme, Yargı yetkisi bir elde (sarayda) toplanırsa, Basında da bu yapılanmaya uygun hizmet aşkı başlar, o da saraya taşınır.. Nitekim; içinde halk olmayan, aydınlanmayı dert edinmeyen, tarımı yok sayan... kırık dökük sanayisini, bilâ kayd u şart  özelleştiren... devleti bu kamburdan kurtardığını sanan... Toplumcu değil “çoklu” siyasetin geldiği yer de burası olur.

**

Şimdi biz, ülküde birleştirmeyi unuttuk; ayrıştırmayı oynuyoruz.

Böyle günlerde, kimin eli kimin cebinde belli olmuyor.

Duayen dediğiniz gazeteci de keten pereye geliyor, uyanık dediğin siyasetçisi de.

Siz oyunu kuralına göre oynamazsanız, zokayı yersiniz.

Kullanışlı bireyler olmak, böyle bir şey!

***

Yalandan kim ölmüş, arkadaş!

At çamuru izi kalsın...

En kötüsü nedir biliyor musunuz?

Birilerinin değirmenine su taşımak...

O da oldu!

 

 (*)Mithat Paşa, Ziraat Bankasının “Zürra’ya kredi sağlamak için kurulduğunu söyler.


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.