sultanbeyli escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort ümraniye escort pendik escort
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Kooperatifler mi, Holdingler mi?

Soru bu; tarımı kooperatiflere mi, yoksa holdinglere mi bırakacağız!?

Nitekim “Tamek” örneği yıllar öncesi hayatımıza girdi, KOÇ ailesinin domates suyunu şişeleyip satmayı düşündüğü yıllardı o yıllar. Vehbi Bey, bir Avrupa seyahatinde (50’li yıllar) şişelerde domates suyu satıldığını görür ve bunun Türkiye’de de mümkün olacağını düşünür. Vehbi Bey’in bu düşüncesi yaklaşık 15 yıl sonra 1970’li yıllarda mümkün olur. Hesap şudur: Türkiye’de şişelenmiş domates suyu piyasaya sürülürse o günün ekonomik şartlarında alıcısı olur. Tamek adı o zaman hayata geçer, bir taraftan da, fabrikanın ihtiyacı olan ürünü (tamamını değilse de bir kısmını) kendi tarlalarından  sağlar.

Bu bahse şunu da eklemeliyiz, 2013-14 yıllarında Türkiye’nin domates üretimi tavan yapmıştır. Buğday birinci sırada (19-20 milyon tonla), domates üretimi (14 milyon tonla) ikinci sırada...

***

Şimdi soğan/patatesi konuşuyoruz, neden? Çünkü bir yıl içinde değil, 4-5 yıldır, her iki ürünün üretiminde domatese göre yarıyarıyadan daha da aşağılara inilmiş olmasından.

Rakamlar yıllara göre değiştiği için sağlıklı bir veri olmayacağı için ayrıntısına girmiyorum. Zaten konumuz da patates/soğan değil. Ortaya çıkan durum ithalat yerine biz ekelim, biz biçelim durumu..

Ne diyelim, bu alanı da holdinglere bıraksınlar, kooperatifçilik zaten tu kaka.

Kooperatifçilik dediniz mi, ilk akla gelen Sovyetik bir örgütlenme... Atatürk dönemi, karma ekonomi tercih dönemi. Bir tarafta emek saikleri, diğer tarafta... Ordulu tüccar Temel Sağra’ya çekilen telgraftan okuyalım: “Tüccar, üreticinin emeğini değerlendirendir!”

Demek ki, Atamız her iki tarafın ne yapması gerektiğine işarette bulunmuş... Bunu bir tartışma açmak için söylemiyorum.

Günün şartlarını dikkate alırsanız, “milli burjuva” yaratma hevesleri o yıllarında olmazsa olmazı...

***

Gelelim bugüne, fındık üreticisi birkaç yıldır (say say bitmez) emeğinin karşılığını alamıyor. Üretim girdileri fazla, verim (dekar başına)çok düşük!

 Efendim üretici hem verimi artıracak (daha çok girdi -eşittir maliyet- demek) hem de kaliteli ürün alacak.

***

 Görünen köy kılavuz istemez. Bu giderek (ısırgan ilacı ile) taşlaşan eğimli arazilerde mümkün değil! Kimse kimseyi kandırmasın...

Peki olan ne?

Bu alanda da holdingleşme bir başka şekilde...

Kim ki, üreticinin pazara getirdiği fındığa (bir/birlira elli kuruş) fazla veriyorsa bilin ki o Holding. Zaten ihracat rakamlarına bakarsanız, görürsünüz. Bilmem ne fındık 500 milyon dolarlık ihracat yapmış ikinci sıradaki Gürsoy Fındık 50 milyon dolarlık. Arada 10 kat...  On kat fazla fındık ihraç eden de boş durmuyor, bir takım üretici destek fonlarını harekete geçirmiş, ödül verir gibi çalışıyor.

Bunu yadırgamıyorum. Fındık İhracatçılar birliği bir zamanlar  iç piyasayı hareketlendirmek için “aganigi/ maganigi” reklamı ile dünyamızdaydı.

***

Toparlarsak, üreticiden (aracısız) tüketiciye giden yolda o kadar taş var ki, bugünkü iktidar bunu zor temizler.

Doğrudur; isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.