Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Tarım mı, sanayi mi (2)

 “Neden kırsalda geçinemeyip, kentlere göçtük” üzerine düşüncelerimi yazacağım.  Söze başlamak için bir giriş cümlesi bulmam lâzımdı. Bula bula neyi buldum dersiniz?

-Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.

Gerçekten, ne zaman bu konuyu açsam; arkasında kıraç topraklar ve yoksulluk atbaşı gider.

Bir defa yoksulluk kader değildir. Kıraç topraklarda artık kıraç değil! Üretim biçimi, sanayi devrimiyle değişti. Toprakta çalışan değil, fabrikada çalışan daha fazla kazandı. İşte, kırsaldan kentlere göçün sebeplerinden biri…

İkincisi makineli tarım.  Küçük işletmelerin esamesinin okunmadığı dönem… Zamanla yok olmaya mahkum...

Bunların hepsi 20. yy.’da oldu.

21. yy.’da ise bilişim çağını yakalama yarışı başladı. Denizde, karada, havada kimin teknolojisi üstünse onun borusu ötmeye başladı!

***

Kötümser olmak bize yakışmaz… İyi şeylerde oldu!

 Ümmet yok artık, “millet” var. Kul yok, birey var. Köle yok, yurttaş var. Irgat (amele) yok, işçi var.

Yasalarda eşit yurttaşlık var.  Adalet; “büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin takılıp kaldığı ağ” olmaktan kurtarıldı.

Soysal güvenlik; herkes için sosyal güvenlik.. Eğitim birliği sağlandı. Laiklik tanımı yeniden yapıldı; kişinin laikliği tartışılmıyor artık. Laiklik devletin olmazsa olmazı… Hangi inançtan olursanız olunuz devletin, bütün dinlere aynı mesafede durması sağlandı. Küresel bakış değişti…

***

Özele, çok özele inersek, en iyisi Truman doktrini, Marshall Planı… Marshall yardımları…

 Ne getirdi, ne götürdü?

 Boş kalan tarlalar…

 Kırsaldan kentlere göç…

 1948 yılında başlayan bu süreç, 1950 yılında kapımızı bir defa daha çaldı.

 Kore’ye asker gönderin dendi, gönderdik, bedeli ağır oldu!

NATO’ya, batı ittifakına girin dediler, girdik, bedeli ağır oldu.  Tabii bizim batı bloğu içinde olmamızın bedeli, Marshall yardımlarını sürekli hak ettiğimiz anlamına geliyordu.

Binlerce ton buğday; depolama alanı yok, açık araziye dökülüyor. Üzeri çullarla örtülüp, topraklanıyor ve oradan ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyordu.

Bir çuval (80 kg) buğdaya 20 lira ödüyordunuz. O, 20 lira da buğdaya değil, kamyonların taşıma bedelleriydi.

O yıllarda tarlada çalışan ve 10 lira yevmiye alan bir işçi, iki günde kazandığı ile bir çuval buğday alıyor, yan gelip yatıyordu… Tabii tarlalar da boş kalıyordu.

(Hiç unutmam; Ziraat Bankası, Millet Sineması sahnesine yakın bir duvara bir reklam panosu koymuştu.  Yaşlı bir adam yan gelip yatmış… Üst köşede şöyle yazıyordu:  “Ziraat Bankası’na parasını yatıran rahat eder”!

Marshall yardımı ve reklam panosu…  iki ayrı gözlem; aslında birbirini tamamlıyordu.

Sonra olan oldu. Göç yolları açıldı. Kentlerde gecekondu mahalleleri oluştu.

***

Üretim biçimi mi?

20. yy.’da nasılsa hâlâ öyle. Dekar başına üretim yine düşük, fiyat maliyetin altında ve yetersiz…

Çare?

İnsanların kırsaldan kentlere göçmesini istemiyorsanız; Tarım ve hayvancılık desteğini bugünkünün (Avrupa ülkelerinde olduğu gibi) iki/üç katına çıkarmanız lazım.

Yoksa;  kimse, geçinemediği o topraklara dönmez!..


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?