evden eve nakliyat eşya depolama Nakliyat nakliye uluslararası evden eve nakliyat gebze nakliyat
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

Tarım mı, sanayi mi?

Okullararası münazaralarda bir konu belirlenir; “tez/anti tez” kıyasıya savunulur.  Sonuçta, münazarayı bir taraf kazanır, diğer taraf kaybeder.  

Yazının başlığı bu nedenle  “tarım mı, sanayi mi…”

Sizce hangisi?

Fikirlerinizi yazının bütünü içinde sesli söyleyebilirsiniz. Tabii “Kabahatler Kanunu” çerçevesini zorlamamak şartıyla…

***

Tartışmaya geçmeden önce kısa bir bilgi. KOBİ’ler-yani küçük sanayicilerimiz- toplam ihracatımızın 4/5’nü yapıyor. Sekteröl olarak ayrıntısına girmeden söyleyelim; 150 milyon dolarlık ihracatın 120 milyonunu KOBİ’lerden. 

Bir diğer husus  “Tarıma dayalı sanayi”… Örneğin, Ordu Soya Fabrikası, 1950’li yıllarda Ordu’da soya üretimi (kimi rakamlara göre 10 bin ton(!) 1965 yılında fabrika “soyayağı” imalatına başladığında bu rakam 3 veya 3 bin 500 ton civarındaydı. Soya fasulyesi için ayrıca bir tarım alanı yoktu. Mısır tarlalarında “ara ürü” olarak yetiştirilirdi.

Mısır tarlaları Birleşmiş Milletler adına Kore’ye asker gönderdiğimiz için (1) ABD’den Marshall Yardımı adı altında buğday gelmeye başladı (2).

20 lira nakliyesini ödeyen 80 kiloluk buğday çuvalını yüklenip gidiyordu. 

Mısır tarlaları zamanla hep kayıp olacaktı. Kırsaldan kentlere toplu göç, kentlerin (hazineye ait)  kumsallarının işgali ve ilk gecekonduların yapılması da1950’lilerde başlar.

***

Liselerarası “münazarayı” hep tarımı savunanlar kaybeder; sanayi diyenler hep kazanırdı. Bugün de böyle bir münazara yapılsa, sonuç yine tarımın aleyhine olur. 

***

Uzatmayalım bugün sanayiyi savunanlar, bir şeyi unutuyor.  Artık tarımda da teknoloji kullanılıyor. Bugün Hollanda tarımda başı çekiyorsa, bunu teknoloji harikası tarım araçlarına borçludur. Demek ki, sadece traktör alıp tarlayı sürmekle olmuyor.  Fideyi diken, ürün toplanırken kabuğundan ayıran… Bir merkezden –komutla- sulayan, ilaçlayan vb. gibi say say bitmez teknoloji harikası araçlar var.

***

El emeğimiz, göz nurumuz fındık -bir kısım teknolojik araçlardan yararlansa da, maliyeti aşağı çekmeyi başaramıyor. Dalından koparma (toplatma) en büyük maliyet… Birkaç kez KİVİ ile FINDIK üreticilerinin ürünü -sadece- toplama maliyetlerini karşılaştırdım.

Kivi üreticisi 2 bin lira harcayarak 20 ton kivi toplatıyor.  Fındık üreticisi, aynı miktar kapsuklu fındığı, -çotanağı- dalından koparan işçiye ise, en az- 20 bin lira ücret ödüyor.  Fındık toplama işçileri, iş biter bitmez yevmiyelerini ister. Bu nedenle fındık üreticisi, kredi musluklarını açmış bir devlet bankası bulamadığı için “aracılara” borçlanır. Borç yiğidin kamçısıdır falan demeyin... Fındık üreticisinin en büyük kaybı bu sırada meydana gelir (3).

O gün manzara-î umumiye neyse, bugün de değişmiş değil!

 Bir iki değişiklik, dolar/avro alıp borçlanmak, ya da fındığın bir/iki randımanından vazgeçmek maliyeti yükselten unsurlardır.

Toparlarsak, kivi üreticisi ev halkı ile 20 ton ürünü toplar, işçilik dahi ödemez;  beklenenin üzerinde “artı değer” sağlar. Fındık üreticisinin artı değer talebi ise maliyet-fiyat, arz/talep sarmalına takılır.

“Sanayi” diyenlerin münazarayı kazanmasının en önemli nedeni, yarattıkları artı değerin bölüşülmesi değil, imalat sırasında elde edilen yüksek katma değerdir.

Bunu da bir örnekle verelim ve bu bahsi bitirelim.

Çamsan A.Ş.’nin açılışında zamanın Halk Bankası Genel Müdürü Rahmi Önen bir konuşma yaptı.

“Biz” dedi, “ağaçlardan elde edilen ürünün yüzde 75’ini yakacak olarak 25’ini sanayide kullanıyoruz. Sanayisi gelişmiş ülkeler bunun tam tersini yapıyor; yüzde 75 sanayi, yüzde 25 yakacak…

Devamında katma değeri “buğday-bisküvi” örneği vererek anlattı.

“Şimdi, siz 100 kilo buğdayı, buğday olarak ihraç ederseniz 100 lira kazanırsınız.  Eğer 100 kilo buğdaydan bisküvi yapar, ihraç ederseniz 400 lira kazanırsınız”. 

Aslında bugün 2. Organize sanayi (30 bin istihdam)  konusunu irdeleyecektik, olmadı, bir başka gün onu da “ayrıntı”ya taşırız.

***

(1)NATO’ya daha sonra dâhil edildik.

(2) Cemal Şener/ 1905 yılında Karadeniz’in sahil kentleri Amerikan buğdayı yerken/hemen arkamızdaki komşu il Sivas’ın buğday ambarı olduğunu bilmiyordu.

(3) Tacim Odası Başkanı Hüsnü Akyol: “Zür’a perişandır, murabbacının, tefecinin elinde inim inim inlemektedir”!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.