Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
O.Rüştü  BAŞ

O.Rüştü BAŞ

 Zor yıllar

 

Altınordu… 80 (yazıyla seksen) yılı sokaklarında bazen hızlı, bazen yavaş soluklanarak tükettiğim bir kent…

Her taşında iz bırakmışlığımız var.

O yıllar nüfus, kent merkezinde az, köylerde çoktu. Köylü (ziraatla uğraşanlar), milletin efendisiydi. Kentin sorunları ise dağ gibi…

Belediye, kıyısından köşesinden iyileştirme çalışmaları yapıyordu.

Örneğin biz çocuklar, Taşbaşı Mahallesi’nden Zaferi Millî Mahallesi’ndeki okulumuza gidebilmek için iki mahalle arasındaki Kuyumcu Deresi’ni, taşlardan atlayarak geçiyorduk. Nasıl oldu bilemedik; ahşap malzemeler getirildi. (Tam da bizim portakal bahçesinin altında, Keçiköy’den gelen yolla, mahalle içinden gelen yolun birleştiği noktada) bir köprü yapmaya başladılar.  Biz çocukların gösteri alanı artık, köprünün korkuluklarıydı! Dere akarından 6-7 metre yükseklikte 10 santim var/yok ahşap korkulukları boydan boya yürüyen, birkaç kişiden biri de bendim! (Aslında, ilk rekor denemem, İsmet Paşa İlkokul binasının (Ermeni Mektebi’nin)  köşe taşlarındaki çıkıntılara basarak iki kat yukarı, çatı altına çıkmamla başlamıştı).

 Belediye başkanı Arif Hikmet Onat’ın (daha sonra milletvekili, Bayındırlık bakanı) başı, en çok dere taşkınlarından.. tuz ve gazın vesikayla, ekmeğin (buğday) karneyle verilmesinden ağrıyordu!

  Şehir kanalizasyonları dereler, mahalleler arasındaki dereler!

 Derelere taşörgü kanallar yapıp, ulaşamayanların fosseptik kuyular var. Dolduğunda nereye götürecekler?

Tabii uzun saplı teneke kepçelerle evlerinin çevresindeki tarım yaptıkları alanlara…  Sadece Çin’de mi? Bizde de, insan dışkısı gübre olarak değerlendiriyordu. 

***

Akyazı, sıtma yatağı idi. Melet taştığında Civil Irmağı ile birleşiyordu. Durugöl, yine Durugöl’dü! Sıtma ile mücadele hak getire… ilaç yok!.

Yazları,”sıtma sineği” var diye kalkıp, yaylaya gidemiyordu.. Kalanlar, bilhassa bağ/bahçe ile uğraşanlar, işlerine bakıyor; eşeklerle, katırlarla toprak taşıyarak bataklıkları kurutuyor;  tarıma elverişli alanlar açıyorlardı.

(Akyazı’daki bahçemizde derin arklar açılmıştı. Arazinin suyu daha büyük kanallara akıtılıyor; fındık ocakları.. mısır  ve, mısır arası ekimi yapılan soya fasulyesi, baskınlardan korunuyordu!

Yazları tatil falan yok.. Herkes gücü nispetinde üretime katılacak.. Dolayısıyla sığırlarımız, mandalarımızı Taşbaşı Mahallesi’ndeki evimizin yamacındaki ahırdan alıp Ordu/Giresun şosesinin iki yanındaki derim hendeklerde otlatmaya götürüyorduk. Hayvanlar arada bir  ekim/dikim yapılmayan bahçelere sokuluyor; tarlalarda korunmaya alınmış  ürünlere zarar verdiğinde biz miçolar; yaşça büyük çoban ağabeylerimizden “ışkın sopası” yiyorduk..

Çobanlığında bir kuralı vardı. Uymayanın cezası bir yerlere yazılmıyor; anında kesiliyordu.

***

Neyse, fazla dağıttık; toparlarsak; Fazıl Sözer’in belediye başkanlığı sırasında; ne, nasıl diyebilirim?- -Demokrat Parti iktidarı- ipler, biraz gevşetildi!

  Dere taşkınlarında kent sakinlerinin 20 gün ücretsiz, çalışmalarına son verildi. (Köylülerin 20 gün ücretsiz bayındır hizmetlerine katılmaları çok sonraları kaldırıldı!)

Tabii 20 gün Belediye hizmetlerinde (çoğunlukla taşkınlarda) çalışmak istemeyen yetişkin aile bireylerinin ödemek zorunda olduğu  50 liranın alınmasında da vazgeçildi.

***

Belediye Başkanı Fazıl Sözer’in biz gazetecilere dert yakınmasından bir örnekleme yapıp; -şimdilik- bu geriye bakış yazısını sonlandıracağım.

 “Hizmet için para nerde!!!  Memurların maaşlarını ödeyebilmek için yolları sattık.”

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.