Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Özcan GÜRSOY

Özcan GÜRSOY

KÖYE GEL KÖYE

Ferdi Tayfur’un bir zamanlar çok meşhur olmuş unutulmaz bir şarkısı vardı.
“Hadi gel köyümüze geri dönelim , 
Fadime’nin düğününde halay çekelim.”
 Memleket hasreti ile yanıp tutuşan, Alamanya’da, İstanbul’da köyünden, yurdundan uzakta ekmek peşinde koşan,  modern  kentin dertleri ve sıkıntıları ile betonlaşmış yapıları arasında sıkışıp kalan, daha fazla da Yozgat, Urfa gibi  yörelerimiz  vatandaşlarına hitap eden tam bir “sosyolojik” şarkı.
Ne güzel anlatıyor taşradan kopup gelen ama yurt özlemini de hep buram buram ta iliklerinde hisseden yurdum insanının hasret duygusunu Ferdi Tayfur’un bu güzel şarkısı.
Ama benim derdim bu şarkıda anlatılan duygunun sosyolojisi veya anatomisi değil.
Benim derdim Ordu’ya dair.
 Ordulu vatandaşlarımızın şehre göç ve şehirde yaşama hastalığı ile ilgili. Allah aşkına nedir bu şehir hastalığı veya şehirde yaşıyor olma hevesi? Altında arabası var, şehre 10 – 15 km uzakta bir köyü var. Ne güzel atadan dededen kalma bir köy evi, bağı bahçesi de var. Tabiri caizse temiz hava, bol gıda. Ama adam illa da şehirde kibrit kutusu gibi bir apartman dairesine girecek ve güya böylece şehirde “moderen” yaşamış olacak.
Şehrin stresi, trafik derdi, gürültüsü, gecenin bir saatinde sokaktan gelen bangır bangır bağıran mahalle arası sokak düğününün hoparlöründen çıkan acaip sesler arasında yaşa. Köyünün bütün Allah vergisi imkanlarını bırak pazarda köy sütü, yoğurdu, yumurtası, “pancarı peteği” peşinde koş. Bir bağ maydanozu, naneyi köyde harmanın bir köşesine atsan bedavadan alıp yemek varken çarşıdan  bir ekmek parasını vererek al ye. Parayı  dolmuşlarda, kahvelerde harca, sonra da ben geçinemiyorum diye bir de feryat figan ağla. 
  Boztepe’ye çıkıp, akşam üzeri şu gözle görebildiğimiz manzaraya bakalım. Göz alabildiğine ışıl ışıl, yemyeşil bir dünya güzeli manzara. Gerçi hepsi artık köy değil mahalle oldu ama biz yine günlük konuşmalarımızda köy diyeceğiz galiba daha uzun yıllar. Büyükşehir olmanın gereği her yer artık belediye hizmet bölgesi içerisinde ve  yol, su, elektrik, çöp sorunu  gibi  temel yaşam standartları da artık daha hızlı ve yaygın bir şekilde halledilmeye çalışılıyor ve gün geçtikçe sorunlar da çözülüyor. Ama insanımız yine de köyünü  terketmiş  şehirde yaşıyor. 
  Burada çocukların okul vb. sorunları ileri sürülüyor olabilir, ancak şehre göçle başlayan köylerin boşalması nedeniyle köylerimizde okullar kapanmıştır. Yoksa okullar kapandığı için şehre göç başlamamıştır. Yani temel sorun yine de insanımızın köyü bilinçsizce terkedip şehre yığılmış olmasıdır.
 Hiç olmazsa emekli olmuş,  tabiri caizse artık “çelik çocuk derdi” kalmamış insanlarımız veya şehre/ilçelerine yakın dolmuş ve araç sorunu olmayan insanlarımız bari  o güzelim köylerine, baba ocaklarına, bağlarına bahçelerine, köy evlerine dönsünler. Çoğu temel ihtiyaçlarını bağ bahçelerinden karşılayacakları gibi sağlıklı  bir yaşam için de önemli bir adım atmış olacaklardır.
      Burada büyükşehir belediyesine de elbetteki önemli görevler düşmektedir. Şehir ve ilçelere yığılmayı önlemek için gerekli altyapı ve en önemlisi ulaşım sorunlarını halletmek. Ring halinde düzenli dolmuş veya toplu ulaşım imkanlarına  ağırlık vererek köy/mahallede yaşamayı teşvik etmek.  Kalabalıklaşan  şehirlerin trafik vb.  altyapı sorunlarından kaynaklanan sıkıntıları azaltmak için  bu tür teşviklere ağırlık vermek.
    Bir süre  İtalya’da   Ordu büyüklüğünde bir şehirde görev maksatlı olarak bulunduğumda gözlemlemiştim. Gündüz şehir kalabalık,  insanlar işlerinde güçlerinde. Ancak resmi/sivil dairelerde veya işyerlerindeki insanlar günlük mesaileri bitince ve hafta sonu/tatil günlerinde ya toplu ulaşım araçlarıyla ya da kendi arabalarıyla köylerindeki evlerine dönüp tabiat içerisinde yaşamakta. Köyleri de dağınık şekliyle adeta bizim Karadeniz köylerini andırmakta. Biz ise fındık dönemi biter bitmez o güzelim köylerimizi, bağımızı bahçemizi, bol oksijen ve sağlıklı ortamı bırakıp kapıyı kilitleyerek şehirde soluğu almaktayız.  
     Bazılarınızın “ama orası Avrupa, adamların altyapı sorunları çözülmüş, imkanları var. ”  vb. şeyler söylediğini duyar gibiyim. Ya yukarıda da bahsettiğim ulaşım vb. sorunu olmayan, illa da şehirde yaşaması gerekmeyen insanlarımıza ne demeli. Aynı kişi İstanbul’da olsa sabah erken vakitlerde yollara dökülüp saatlerce dolmuş ve araçlarla işe gidip gelirken harcadığı zamana bakınca normal karşıladığı bu durumu,  15- 20 dakika veya yarım saatte  dolmuşla veya aracıyla köyünden Ordu’daki veya ilçesindeki işine geleceği zamanı çok görmekte ve yıllarca şehirdeki evinin kredi borcu ödemek için sıkışıp durmaktadır. Üstelik köyünde bir evi varken.
    Ferdi Tayfur’un şarkısındaki köy hasretini keşke biz de duyabilsek. 
    Sözümüz, ekmek parası veya geçim için yurt dışı veya il dışında bulunmak zorunda olan  hemşerilerimize değil. Eminim onlar  “Fadime’nin düğününde halay çekmek” için değilse bile, davullu zurnalı, keşkekli, yahnili köy düğünlerini epey özlüyorlardır. 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?