Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Sezai  KESKİN

Sezai KESKİN

İÇİNDEN ŞEHİR AKAN NEHİR

Çıkarın çayları hayal kuracağız... Yaprakları hüzünlü bir şarkının güftelerini çağrıştıran, kokusu aşkın davetini sunan salkım ıhlamurların yansıması suyun içinde, kaz sürüleri, çocuklar nereye, onlar oraya... Yelesinde keder taşıyan rüzgârların içindeki martılarla asma köprüden bisikletle geçenler, sokak lambalarından süzülen seyir teraslarında gün batımını izleyenler, zamanı kâkülünden yakalayıp kuş seslerinden bir yastıkta, yavuklunun gözlerinin 'kahvesinden' de koyup kayıklarda ağır aheste süzülenler.    Aksın, nehir ferah feza aksın, susunca bir keklik sürüsü havalanan koyaktan. Geride yumuşak, tüy gibi bir sessizlik...

Arada bekçi düdüklerini de duyalım. Yeni biçilmiş yulaf üstünde, sırtüstü uzanan şen, gamsız kızlara fener tutan çocuklara kahkahayı basalım. İnce, narin boynunun  hemen üstünde topladığı kızıl saçlarının bağını çözüp yasemin kokulu zülüflerini esaretten kurtarıp ve omuzları üzerine dağıtan billur tenli dilberlerin seyrine dalalım. Buruşturduğu kâğıttaki şiirin ardından, saçlarını suda tarayan erkekler eğilip bir tas su içesi gelsin. Bir gelinciğin uykudan uyanışı gibi mehtaplı bir mayıs gecesinde Ay’a bir merdiven dayasınlar. Yazarlar, şairler bir bir yukarı çıkıp otursunlar. Taşlar arasında fışkıran leylakların hoş kokularını içimize çekelim. Yağmurun filbahar ağaçların yapraklarına savurduğu en mahrem hatıraların sırlarını papatyalar saklasın. Ay büyürken uyumasın, silip alsın gözlerdeki uykuyu, gözün buğusundan gönlün kaynayışını sezen aşıkların!

Var mısınız? Güneşe hasret gölgede uğur böceklerine köprüler yapalım,  bulutlardan da başımıza birkaç şapka. Çayırda fıstık peşinde zıplayan sincabımız olsun mesela, tatlı bir av borusu gibi sesi kulağımızda kuğularla körebe oynayalım. Kendini sınırlayan vadinin ötesinde, cesaretle, kısacık hayatın anlamını arayan kelebekleri tek tek sayalım. Aşkın istilası başlasın iğde gövdesinde, diplerine 'dünya' ekelim.  

Ne dersiniz? Küçük bir su birikintisinde yıkanan serçeleri, çiselerin irkiltisi ile buğulu nefesle kaçan kedileri izleyelim. Neşeli günler şapkadan çıkar belki, kim bilir? Başka ne olabilir ki dostlar? En fazla hayalden 'tutuklarlar' bizi...

Nehir; dağların derinliğinde aralanmış yolları aşıp da şehre yolu düşmüşse artık sadece nehir değildir. Bugün Ordu deyince, Güneşin sahipsiz portakal gibi nehre düştüğü saatlerde insanların adımları ırmak kıyısına gitmiyorsa, düşlerimiz yüreğimizi kancalarsa demir alırcasına, nehriyle barışık değildir o şehir. 

Melet ırmağını, Ordu ile barıştırmak, sevincini Ordulularla bölüşüp çoğaltmak lazım. Bahardan imdat dileyen 'bülbüller' gibi, susarak anlatıyoruz ümidimizi. Naçar oturup, intihara çullanacak gibi geçip giden ırmakla bakışıyoruz. Yaz aylarına denk gelirse tadını daha çok çıkaracağınız, yaşanması mümkünken yaşanmayan her ırmak gün gelir sizden bunun hesabını sorar.

*

Filbahar ağaçlarının gölgelediği başka bir yazının içinde buluşmak ümidiyle!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.