Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Sezai  KESKİN

Sezai KESKİN

İNGİLTERE (3)

17 Eylül 1997, Londra...    

Alevler içinde yanan, aromalı mumlar gibi sıcak ve parlak şehrin üzerine, sabahı sulara sarkıtan Güneş, sarı bir şerit bağlıyordu. Thames Nehrinin eteğini saran ağaç kümeleri arasından havalanan kuşlar, ufkun neşesiyle dansa tutuşurdu. Kırmızı telefon kulübesi ve kırmızı otobüsü simgeleştirerek dünyaca meşhur hale getiren ülkenin başkenti iki şehirden oluşuyor. Birincisi 'The City of London' denilen eski yerleşim yeri. Diğeri 'The City of Westminister' Parlamento binası ve Buckingham Sarayı'nın bulunduğu alan. Avrupa kıtasının en yoğun eğitim şehri aynı zamanda ilk trafik ışıklarının ve dünyanın ilk metrosunun inşa edildiği belde. Gözümüz park, metro ve müze görsün diyorsanız bu şehir tam size göre. Aşıkların birbirine değen gözleri öyle temizdir ki suya nazır bir yere çeker paslı bedenleri, Regent's Parkta. Çayır, gelişigüzel silkelenen güneş çalığı bir battaniye gibidir, otlar birbirine peri masalları anlatır, Hyde Parkta. Sıvası dökülmüş duvarlar gibi çatlak elli yaşlı kadınların peşinde, söğüt ağacından yeni inmiş kediler St. James's Park'ın çimenlerine resimler çizer yönsüz kuyruk çırpınışlarıyla. Ressamın tuvale, yeşil boyalarını sürmeden önce bir süre bekleyip, fırçasını suya batırdığı gibi dururdum öylece Richmond Park'ın demir kapısında. Uçurtmasını gökte hayal edercesine bakan çocuğun gözleri gibi, kuzeye doğru deli taylar gibi hareketlenen kümeli bulutlar arasında koyu maviliğe takılırdı gözlerim. Şehre gelip de İngiltere'nin simgesi Tower Bridge Köprüsünü görmemişseniz Londra'ya gitmiş sayılmazsınız. Her turistin önünde bir fotoğraf çektirdiği köprünün yapımı 8 yıl sürmüş ve 1894 yılında kullanıma açılmıştır. Her yağmurdan sonra saçların havluyla kurulanması gibi, Güneş köprünün üzerine dikili 'yağmur elbisesini' sarı havlusuyla sarar. Güneşin vedası, karanlığa şiir okuyan akşamlar, uçurtma püskülleri bağlar sokak lambalarına. İsmini yapının içindeki on üç tonluk devasa çandan alan, Londra ile özleşmiş Big Ben kulesi, dünyanın en büyük ikinci dört taraflı saatidir. Birçok bilim adamının mezarının bulunduğu Westminister Abbey kilisesi hemen yanındadır. İmperial War Museum; Eski dönem silahların toplandığı, kentin 'gri kurdelesi' Thames ırmağının güneyinde yerleşik savaş müzesidir. British Museum; Dünyanın bütün medeniyetlerine ait tarihi eser kalıntılarının teşhir edildiği dünyanın en önemli müzelerinden. Madame Tussauds; Marvel süper kahramanlarının, siyasilerin, ses ve sinema sanatçılarının balmumu koleksiyonları çocuklarınız kadar sizi de hayrete düşürecek. London Zoo; Yalnızca birbirinden farklı hayvanları görmek için değil, yağmur ormanları tecrübesi yaşamak için de mutlaka uğranması gereken mekan. İpsiz, sapsız, 'apaçi kılıklı' başıboşların yoğun yaşadığı Arsenal bölgesinde kalıyordum. Millet otobüsün numarasına bakar, ben içindeki tiplere bakıp “bu kesin bizim oraya gidiyordur” deyip biniyordum. Bir örümcek ağı gibi kenti kuşatan metroda çeşitli aktivasyonla ulaşım imkânlarını birleştiren indirim kartıyla sınırsız seyahat edebilirsiniz. Sosyal etkinlik ve konserlerin sıkça yapıldığı Trafalgar Square, kentin en ünlü meydanıdır. Hemen yanı başında ünlü resim ve heykel eserlerin sergilendiği National Gallery müzesini sanata ilginiz varsa ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. Meydanın tam ortasındaki yüksek sütunlu heykel önünde gün boyu sokak çalgıcılarını görebilirsiniz. Gözyaşlarını Thames nehrine akıtan bir siyaha baktığınızda göremediğiniz şeyler vardır, ırkçılığa dair! Bazen sadece İngiltere'nin bende bıraktığı izleri özlerim. Hasret, gidip gidip kendimi attığım bir uçurum, her düşüşte yeniden tırmandığım kumdan bir kaleydi! Gözyaşıma ay ışığı vurur da yatardım yatağa. Geceleri uyku girmez, zalim yastık diken olurdu gözüme. Gece gelen misafirdi hüzün, yer yatağı yapardım ona gönlümde! Sevdiğiniz şarkıyı tekrar dinlemek, aynı filmi yine izlemek, etkilendiğiniz kitabı yeniden okumak gibidir Londra. Hiç kar görmedim. Deli gibi kar yağsın istiyordum boyumu geçsin yüksek bir yerden atladığımda yerde izim çıksın. İçinde kaybolayım isterdim. Tam ısırmak üzereyken yere düşen dondurma gibiydi Londra. Uçak deve tüyü rengi göğü sesiyle sokunca; Ay bulut tarlasını sürdü, dağlara doğru akıyor ışıklar, devriliyor zaman, yüzünü denizden çekmeye hazırlanıyordu Londra, öbür kıyısında artık nehrin…

*

Gezegeni yakından görmek, kimlerle beraber yaşıyoruz bilmek istiyorsanız bizden ayrılmayın. Başka bir zaman, başka bir ülkede buluşmak ümidiyle esen kalın efendim!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?