Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Sezai  KESKİN

Sezai KESKİN

İRLANDA (2)

7 Nisan 2008, Dublin... Sarı incecik bir yağmur, ışığın üstüne yağan başka bir ışık gibi iniyordu. Toprak, ince yağmuru buradan alıp hızla az öteye döküveriyordu. Kuşlar, boyunlarını içlerine çekmişler, dallarda kıpırtısız duruyordu. Havalimanından şehir merkezine ilerlediğim çift katlı otobüsle altından geçtiğim ağaçlar gelişimi yapraklarıyla selamlıyordu sanki! Saçlarımda birikmiş yetim rüzgarların içinden mor bir kelebek seli geçti. Her yere yorulmadan yürüyerek ulaşabilmek için seçtiğim merkezdeki otelime yerleştikten sonra şehri iki yakaya bölen, Liffey nehri üzerindeki O’Connell köprüsünden aşarak O’Connell caddesine iniyorum. Günün ipliklerinin dokunduğu akşam, kapanan kafelerin yerini pürneşe halkın 'mahalle kıraathanesi' publar almış. İngilizcenin şehri yeteri kadar anlatamadığını düşünerek farklı isim takılmış Dublin'e bence en yakışanı PUBLİN... İrlanda mutfağı diye bir kavram olmadığından kenti dünya mutfakları istila etmiş. Biz de her gün balık patates yiyoruz. Patatesin, İrlanda tarihinde trajik hatırası var. 1845′de, üç sene süren patates kıtlığında, patatese alışmış binlerce fakir açlıktan ölüyor. Kemikleri sayılan insan figürlü Famine anıtı, bu dönemi simgeliyor. Güzergahınıza göre; 24 saat çalışan otobüsleri, DART raylı tren sistemi, Luas tramvayları ile ulaşım sistemi düzenli Dublin'de, merkezdeki yollar çoğunlukla tek yönlü olduğundan yakın mesafelerde araçlarla seyahat zaman kaybettirebilir. Hayatı müzik, dans ve içki arasında gidip gelen İrlandalılar için hava durumu en ciddi çene dolgu malzemesidir. Mermeri andıran donuk gökyüzüyle Dublin'de birisiyle ahbap olmayı düşünüyorsanız onunla 'havadan' konuşun. Normanlar, Vikingler, İngilizler. Tarih boyunca birçok işgalci kavimin yayık ayran gibi çalkaladığı İrlandalılar, İngiltere’den hiç hoşlanmıyorlar. Para birimleri dahil ne kadar ortak noktaları varsa silmişler. Tek trafiğin soldan akması alışkanlığından vazgeçememişler. Ülkenin tarihi dokusunu taşıyan Dublin kalesini ve içinde hayvanat bahçesi de bulunan 'Dublin içinde, Dublin'den uzak' Phoenix parkı gezerken, yerel işadamı: ''Barbar İngilizler halkımızı serbest-bağımlı, kuzey-güney diye zıtlıklara böldü'' demişti. Vaktiniz ve merakınız varsa; ana girişi dev sütun ve heykellerle süslü, şehrin göbeğinde çok geniş bir alana yayılmış, ülkenin en eski üniversitesi Trinity College'i ziyaret edin. Gözünüz sanat görsün. Kibrit kutusu görünümlü butik mağazalarla dolu dar sokaklarda yer alan Temple Bar, kaynaşmak isteyen yerel halkın ve gece hayatının kalbidir. Şehrin en önemli alışveriş caddesi Grafton, fazla seçeneğin bulunduğu alternatif olarak öne çıkıyor. Dublin deyince aklıma martı gelir. Yarısı gümüş, yarısı köpük. Yarısı balık, yarısı kuş. Dublin deyince aklıma  yonca gelir. Her şeyi sarıya boyayan yakıcı güneşe boynunu vermeyen!

*

Gitmek isteyince her yer yakındır. Seyahate tek engel kapının eşiğidir. Uzak dediğin, önce içinde birikir insanın, sonrası yalnız yoldur. Haftaya at nallarının altından tozlar savurduğu uzak bir ülkeyi beraber keşfedelim...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.