TOP 5 HABER
Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Sezai  KESKİN

Sezai KESKİN

KUĞUNUN SON ŞARKISI

Kar tanelerinin çiçeklere toz serper gibi gökten mermilerin savrulduğu, çılgın rüzgârların kamçısı altında kabarmış denizin yalçın kayalara gürül gürül atılışı gibi yerden ateşlerin fışkırdığı volkan ortası! Et ile demir, ateş ile su kapıştı. Derelere daldırılan mataralara kan doluyordu. Şimşek, yalın bir kılıç! Yırtardı gecenin ipek kumaşını. Gök, yaralı bir martı! Süzüldü denize.

Sarsıntıyla kükreyen aslanlar gibi 'gök çadırı' delen nidaların ufku sardığı esnada,  süngü hücumlarını izleyen bir kumandan, arkasından yaklaşan ayak sesleri üzerine başını çevirince karşısında sararmış yüzlü askeri buldu. Daha “Neyin var?”  diye sormasına gerek kalmadan, saçları buğday sarısı asker, ince bir karanfil gibi kolunu öne uzattı. Dehşetle sarsıldı kumandan! Bileğinin dört parmak kadar yukarısından parçalanmış, sallanan elinin yere düşmemesini ancak zayıf bir bağlantı damar engelliyordu. Gözleri, cam bilye gibi kımıldadı askerin. Yumuşak göğsü, körük gibi inip kalkıyordu. Ay, gecenin siyah kilimi üzerinde eğilirken, alev yanaklı asker acısını yutkunup cebinden çıkardığı çakıyı uzatarak: “Şunu kesiver kumandanım” dedi.  

Dağları titreten bu sözü duyunca, kara elmas gibi parlayan gözlerini kısıp,  limonküfü gür saçlarından süzülen teri elinin tersiyle şöyle bir silip devam etti. Yüreğindeki sızı, kirpiklerde çağlayan su oldu. Teselli olsun diye: “Üzülme Çavuş” diyebildi. Yıldızlar karanlık surların burçlarında sendelerken, asker, bulutlu gözleriyle yere düşen elini, elsiz kalan kolunu bir müddet sessizce süzdükten sonra, lale çiçeği gibi dik başını kaldırıp, süt mavisi şahin                       gözlerini ufka doğru çevirdi ve dilinden bir iç çekişin içine gizlenmiş şu kelimeler döküldü: ‘’Feda olsun kumandanım. Vatan sağ olsun!’’...

Onların futbol topları yoktu. Çaputları birbirine dolayıp bezden bir top yapmışlardı belki. Onunla da kim bilir oynama fırsatı bulamamışlardı. Gökyüzünde salınan bir uçurtmaları olmuş muydu? Gece yattıklarında neyin hayalini kurmuşlardı acaba? Belki de hayal kurmak için hiç fırsatları da olmamıştı? Babaları cephede bulunduğundan bir şey isteme şansına sahip de değillerdi. Ve bir gün hepsinin üzerine görev düştü. Kanatlarını yalayan pervanenin aydınlığına kendini bırakan kelebekler gibi atıldılar cephelere, bir gül bahçesine girer gibi girdiler kara toprağa. Gidecek başka yerleri yoktu, ölüme gittiler! Onlar Çanakkale destanını kalemle değil, kanlarıyla yazdılar. Bugün aldığımız her nefes; 102 yıl önce verilmiş son nefes sayesindedir.

Pamuk elleriyle minik serçeyi okşayan çocuk şefkatiyle sevdiğimiz, taze ekmek gibi öpüp kokladığımız vatan toprağının kıymetini bilin! Kaç dünyayı durduran, kaç zaferi avuçlarıyla göğe kaldıran, ayakkabısı delik, yüreği çelik kahramanların üzerinde kır çiçeklerinin açtığı Cennetin adıdır Türkiye. Güneş tanyerinin salıncağında salınırken, düştüğü dala tazelenmiş çiçek müjdeleyen damladır, vatan...

*

Kendine kahraman arayan nesillerin uzaklara gitmemesi için!


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.