Whatsapp
0541 452 0 452Whatsapp İhbar Hattı
Sezai  KESKİN

Sezai KESKİN

ORDU FATİH LİSESİ

Okulun, karanlığı aydınlatan dolunay gibi, hayata açılıp kapanan parantez olduğunu ancak lisede keşfetmiştim. Gülüşlerin, hatıraların uçuştuğu günlerdeki gizli sayfalardır belki de okul. Dilleri dışarı çıkmış, beyaz spor ayakkabılarıyla, koltuk altında topla okul bahçesine yalnız giderken, nasılsa oynayacak birileri vardır diyebilmekti öğrencilik. Son zil çaldığında, çatı aralığından sevinçle havalanan güvercinler gibi dışarıya çıkardık.  Ne ara büyüdük biz? Ne ara kederlendi gönüllerimiz? Çocuksu sevinçlerimiz ne ara terk etti bizi? Hüzünlü öğrencilerdik biz; elimiz, avucumuz şiir kokardı. Birlikte atılan her kahkaha, gökyüzüne güneşti. Sırf vakit harcamak için çöp kutusu başında sağlam kalemi açma çabalarımız, tavana vuran güneşin dansında hülyaya dalan, silgiyi böcek zannedip kaçan ağzı temmuz sıcağı, bakışları sonbahar kızlar vardı. Rimel sürdükten sonra hapşıran kızlar, kolye, zincir falan sevmezdi, papatya demeti diziliydi boyunları. Sırıtırken sağa sola savrulan bir kız vardı, konserve kapağı ağzı gibi, hiç kavuşmayan, bir de bunun erkek modeli, beygir gibi kişneyen! Menekşe zırh takımı ve mıknatıslı iğne gözlü, nişanlısından ayrıldığını topaz elmas iriliğinde gözyaşları dökerek anlattığında, yurttan sesler korosu gibi topluca ağlamıştık o gün. Beden eğitimine giren edebiyatçı sınıfta: ''On dakika sonra top sahasında toplanın'' dediğinde, uzun süre zihnimiz toparlanmamıştı. Toplanın derken top bulun mu yoksa bir araya gelin mi demek istemişti. Matematikçi, kapının dışından, yeni doğmuş fil yavrusu gibi voleybol topu yanaklı arkadaşımızın pancar motoru sesini duyunca içeride müfettiş var sanırdı.  Asabi fizikçi, ''indirin parmakları listeden kaldıracağım'' dediğinde damarlarımızda oluşan o gerilim trafoda yoktu. Müdür yardımcısı, apaçi kılıklı öğrencilere geyiğin çatal boynuzu gibi indirirdi cetveli. Aşk acısı falan değil de sınavda hoca senin başında durup diğerlerinin kopya çekmesi çok koyardı. Kara kalemle çizilmişçesine, sümbül yüzlü, erguvan saçlı, yayla gülü 'fidan' kız vardı. Makasların kör baktığı orman ateşi örgülü saçlarını dolayıp boynuna, onu taşımayacak mutsuz bir şiire asıyordu kendini.                 Albümü açmışsınız, albüm bitmiş, üzerinden zaman geçmiş ve siz öylece boşluğu seyrediyorsunuz. Resimlerin bittiğinin farkında bile değilsiniz. Çünkü aslında resimlere bakmıyorsunuz, kafanızın içindeki sesleri susturuyorsunuz. Oldu mu size de hiç? Keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydık. Keşke öğrenciyken fazla mutlu olmayıp bu zamana da saklasaydık. Lazım oluyor ara sıra. Gözleri, yörüngesini yitirmiş gezegen bulanıklığı, zamanı durdurur cinsten bir bakışı, uzayın sonsuzluğuna açılan kapıyı keşfe çıkmış gibi yürüyeni, kaç yıl geçti aradan şimdi yüzünü unuttuğum. Bir teneffüs zilinin sesinden dinlediniz mi hiç Ordu'yu? Ne o kuş yuvası yüreği öğretmenler, ne o avluda özgürlüğü kanatlarıyla gökyüzüne çizen 'martı' kahkahalar,  ne de mendilin cepten çekilişi gibi öğrenciliğim artık geri gelmeyecek. İnsanın bedenini dilimleyen 'testeredir' anılar. Her şeyi yırtıp atabilirsiniz ama, bir gün bir kitap içindeki mektup ya da dilsiz fotoğraf size tek el 'ateş eder'. Karaltı yaklaştıkça, her taraftan fışkıran Ay kurşun delikleri açar göğsünde. Sonra aldığın her yara için buruk kalırsın biraz. Kapağı tam kapatılmamış hatıralar yerinden oynayan kaldırım taşları gibi sizin de dengenizi bozuyor mu bazen? Okul; Yaz günleri topraktan tüten buğu, sevincin yangını, acının külü. Geçti artık, bu yazı kaldı bize...


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.